close
Genel

AB-Rusya İlişkileri Nereye Gidiyor?

eu

 

Ukrayna krizi, Rusya ile Avrupa Birliği arasındaki merkezkaç ilişkinin temel yönlendiricisi haline geldi; ancak başlangıç noktası değildi. İlişki, özünde 2000’li yılların başında AB’nin doğuya doğru genişlemesi ve 2004 yılında Ukrayna’da yaşanan Turuncu Devrim’den bu yana özellikle durgun seyrediyor. Önemli miktarlardaki ticaret hacmi, Brüksel ile Moskova arasındaki artan jeopolitik rekabeti telafi edemiyor. AB, ortak komşu bölgesinde bir reform gündemini teşvik ederken (çekimser bir revizyonizm pozisyonundan), Rusya ayrıcalıklı çıkar alanını korumayı arzu etti.

 

2014 yılı bir oyun değiştirici oldu; keza o tarihten itibaren AB artık etkileşimsel işbirliği modelinin zevahirlerini idame ettiremedi. Doğu Ukrayna’da Malezya’ya ait MH-17 uçak trajedisinde yüzlerce AB vatandaşının ölümü bir zirve noktası oldu ve Rusya’ya dostane yaklaşan birçok AB üye ülkesi açısından bile Moskova’ya karşı anlamlı ekonomik yaptırımlar dayatılmasını engellemek imkansız hale geldi.

 

2014 yılında yaşanan bu zirve noktasından sonra AB-Rusya ilişkilerindeki kilit gelişmeler nelerdir? Önümüzdeki üç ila beş yıl içerisinde ikili ilişkilere dair nasıl senaryolar söz konusu? Üç temel olasılığı öngörmek mümkün:

 

  • İyileşme;
  • Mevcut çatışma düzeyinde bocalama; veya
  • İlişkilerin kötüleşmesi.

 

Muğlak bir tablo söz konusu ve üç senaryodan hiçbirinin tam olarak gerçekleşmemesi olası. (1)

 

Avrupa Birliği: “Ne Yardan Ne Serden” Çözümü Arayışı

 

AB, Ukrayna konusunda Rusya ile derin bir çatışma içerisinde. Doğu Ukrayna’daki barış sürecinin ana sponsorlarından Almanya ve Fransa’nın diplomatik prestiji de tehlikede. Her ne kadar karşılıklı yaptırımlar rejiminin genişletilmesi, bazı AB üye ülkelerine ciddi ekonomik kayıplar yaratsa da, AB Konseyi 2015 yılı Mart ayında yaptırımların Minsk II barış planı uygulanana dek yürürlükte kalması gerektiğine karar verdi. Dolayısıyla, Ukrayna, yaptırımlar kaldırılmadan önce Rusya ile sınırları üzerinde egemen denetimi tesis etmeli.

 

Bununla birlikte, daha geniş çerçeveden bakıldığında Brüksel, Rusya politikası konusunda kaybeden tarafta görünüyor. AB’nin konuya dair yakın tarihli belgeleri ikna edici değil. Üye ülkeler için kabul edilebilir olan ve bir vizyon veya eylem planı sunan bir uzlaşı formülüne dair çaresiz bir arayış içerisinde olunduğunu gösteriyor. Avrupa Birliği Komisyonu’nun 2015 yılı Kasım ayında hazırladığı bir belge olan Avrupa Komşuluk Politikası’nın gözden geçirilmesi ise, şununla sınırlı: “AB’nin Rusya Federasyonu ile olan ilişkileri, Kırım ve Sivastopol’ün yasadışı şekilde ilhak edilmesi ve Doğu Ukrayna’nın istikrarsızlaşması sonucunda bozuldu”; “Birçok bölgesel konuda, koşullar elverdikçe yapıcı bir işbirliğine gidilmesi yararlı olacaktır.”

 

Avrupa Birliği’nin 2016 yılı Haziran ayında kabul ettiği Küresel Stratejisi, biraz daha uzun bir açıklama içeriyor; ancak özünde AB’nin Rusya’dan beklentisinin “uluslararası hukuka ve Avrupa güvenlik düzenini destekleyen ilkelere tam riayet edilmesi” olduğunu ve Kırım’ın ilhakını kabul etmeyeceğini, “çıkarlar örtüşürse ve örtüştüğünde işbirliğine gitmek üzere Rusya’yı angaje edeceğini” yineliyor.

 

AB Dış İlişkiler Konseyi’nin 2016 yılı Mart ayında açıkladığı Rusya’ya yönelik AB politikasının “beş temel ilkesi” çok daha uygulama-odaklıdır ve aynı mantığı temel alır. Bir yandan Brüksel, Minsk anlaşmalarının tam uygulanmasını talep ettiğini yineler; Doğu Ortaklığı ülkeleriyle “enerji güvenliği ve hibrit tehditler” konusunda dayanıklılık inşa etmek üzere” ilişkilerini geliştirmeye ve Rus sivil toplumunu desteklemeye hazır olduğunu teyit eder. Ancak diğer yandan Rusya ile seçici bir angajman arayışındaki bir uzlaşıyı vurgular.

 

Böylesine muğlak ve kararsız bir tutum, AB üye ülkeleri açısından öngörülebilir gelecekte olası en yüksek ortak payda gibi görünüyor. Bunun pratik anlamda “az” veya “çok” olup olmadığı tartışmaya açıktır; ancak birçok gözlemci, AB’nin ilk aşamada beklenenden daha büyük bir birlik sergilediği konusunda hemfikir.

 

Birçok AB üye ülkesi, Rusya’ya karşı farklı şekilde yaklaşmaktadır ve farklı ulusal tutumları bulunmaktadır. Bu tutumlar daha sonra AB düzeyinde uyumlaştırılır. Şu noktada belirtmek gerekir ki, bir devletin bir kriz sırasında ilkeli bir duruş sergileyip sergilemediği ile kriz öncesinde Rusya ile ilişkilerini yakınlığı arasında sadece zayıf bir bağıntı söz konusudur. Örneğin, “Putinversteher” (Putin destekçiliği) kelimesinin ilk olarak geliştirildiği bir ülke olan Almanya, Rusya ile derin bağlarına rağmen Moskova’ya karşı sert bir tutum benimsemiştir.

 

En temel sorulardan birisi, Ukrayna’nın mücadele etmeye değer olup olmadığı ve Rusya ile ilişkilerin bozulmasının doğru bir tavır olup olmadığı. Aslında, buna doğrudan bit yanıt vermek gereksiz. Rusya’nın Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü zedelemeye yönelik eylemleri, çoğunluk tarafından kabul edilmez bulundu ve Avrupa’nın Ukrayna’ya yönelik sempatisini artırdı. Ancak esasında, ve özellikle Ukrayna’nın reformları geciktirmesi ve Proshenko hükümetinin yolsuzlukla mücadele ederken karşılaştığı zorluklarla bağlantılı olarak mesele çok daha ivedi hale geliyor. Hollanda’da 2016 yılı Nisan ayında gerçekleşen ve Ukrayna ile AB Ortaklık ve Serbest Ticaret Anlaşması’nın onaylanmasına yeşil ışık yakmaya yönelik referandumun başarısızlığı, Ukrayna’nın geleceği konusunda Avrupa kamuoyunun bir kısmı nezdinde önemli kuşkular doğurdu.

 

Aynı şey, genel anlamda AB Doğu Komşuluğu konusunda da söylenebilir. Her ne kadar Avrupa başkentleri bölgenin Rusya tarafından yönetilmesini istemese de, ona bir üyelik hedefi sunmak veya önemli miktardaki fonlarla tedrici ve fiili bir entegrasyon politikası başlatmak doğrultusunda bir istek hiçbir zaman olmadı. Tam tersine, AB’nin bölgedeki hevesleri halihazırda azaldı ve yerel aktörlerin “ortaklaşa yürüttükleri”, sınırları belli olmayan “ortaklıklara” ve “diyaloglara” yöneldi. Bu da onlara etkileşim hedeflerini ne olması gerektiği konusunda söz hakkı veriyor.

 

Bir başka mesele ise; Ukrayna üzerinden yaşanan krizin, AB-Rusya arasındaki etkileşiminin diğer alanlarından (terörle mücadele, Orta Doğu, Arktik, enerji meseleleri) ne ölçüde ayrıştırılabileceği. “Rusya’ya ihtiyacımız var” yaklaşımı, Moskova’yı terörizm ve göç konularını ele alırken asli bir ortak olarak kabul ediyor ve AB’nin bazı güney ülkelerinde oldukça güçlü olup, Rusya ile ticarete dair paralel işleyen güçlü ekonomik çıkarlarıyla da elele gidiyor. Dolayısıyla, “bölümlere ayrılmış” yaklaşım, Avrupa’nın Suriye konusunda Rusya ile yaşadığı köklü görüş ayrılıkları sebebiyle işe yaramış görünmüyor; ancak bu yaklaşım bu şekilde ortadan kalkmayacak. Benzer şekilde, AB’nin politikasını belirlemede ekonomik gerekçeler yeterince güçlü olmasa da, sürekli olarak gündeme gelmeye devam ediyor ve Rusya ile yeni bir ortaklık kurulmasını destekliyor.

 

Rusya: Kazanmaya Kararlı

 

Buna karşın, Rusya’nın pozisyonu çok daha vizyoner ve uyumlu. Taktik hedefler değişkenlik gösterebilir, ancak stratejik olarak Moskova Batı’dan tecrit edilmeyi ve Batı ile bir cephe halinde çatışmayı net bir şekilde önlemek isteyecektir. Kırım’daki kazanımlarını meşrulaştıran, ayrılıkçı birimlere önemli anayasal yetkiler vermek suretiyle Ukrayna’yı yapısal olarak zayıflatan yeni bir uzlaşıya varmayı tercih edecek, ardından da bir sonraki sayfaya geçecektir. Şu nokta önemli: Moskova, AB-Rusya ilişkilerinde Brüksel’in norm belirleyici olduğu eski ilişki sistematiğine geri dönmeyi de istememektedir. Hem Rus elitleri arasında hem de genel halk nezdinde “ekonomik olarak durgunlaşan”, “ahlaki olarak çöküşte”, “siyasi olarak egemen olmayan” ve daha şimdiden dağılmakta olan bir AB gruplaşmasının örneğinin izinden gitmek konusunda genel bir ret hali söz konusudur.

 

Bununla birlikte, çatışma paradigması, Rusya’nın lider kadrosunun gerçek veya potansiyel planlarının ne olduğundan bağımsız olarak kök salmaktadır. Öncelikle, Vladimir Putin’e ekonomik açıdan kötü gidişatın yaşandığı dönemlerde yeni bir meşruiyet kazandıran şeyin Batı ile çatışma olduğu birçok kez gözlemlenmiştir ve Putin’in reytingini artıran şey “bayrak etrafında toplanma” etkisi olmuştur. Batı ile, özellikle de Avrupa ile normalleşme, rejimin ulusal tavırlarının çok daha kırılgan görünmesine sebep olabilir. Savunmaya yapılan devasa harcamaları gerekçelendirmek zorlaşabilir; kesintiler ise bundan doğrudan yararlananlar arasında –profesyonel ordu ve güvenlik ajanslarından savunma endüstrisindeki işçilere dek- bir memnuniyetsizliği körükleyebilir.

 

AB’nin çöküşteki bir siyasi proje olarak görülmesi, Rusya’nın kendi pozisyonu ve statüsüne dair öforik bir hissiyata yol açmıştır. Örneğin, Rusya’nın Dış Politika ve Savunma Politikası Konseyi, 2016 yılında yayımlanan “Rusya için Strateji” raporunda, Rusya’nın halihazırdaki durumunu “son derece başarılı” olarak değerlendirmiş; bunun da temel sebebi olarak ülkenin “Batılı yapıların ve ittifakların Rusya tarafından güvenliği için elzem görülen topraklara yayılmasını durdurabilmesi ve Sovyet-sonrası ve tarihi Rus imparatorluk alanının dağılmasını kısmen durdurup büyük olasılıkla da tersine çevirebilmesi” olarak göstermiştir.

 

Saygın bir kurum olan Levada Center’ın yaptığı kamuoyu yoklamalarına göre, hem Ağustos 2015 hem de Ağustos 2016’da yüzde 58’lik istikrarlı bir çoğunluk, Rusya’nın (Avrupa ve ABD’den) gıda ithalatı yasağının etkin olduğunu ve politik olarak olumlu sonuçlar doğurduğunu düşünmekteydi. Yani Rusya’nın dünyada çok daha saygın bir yerde olduğunu ve çıkarlarının dikkate alındığını düşünüyorlardı. Ankete katılanların çeyreğinden az bir kısmı, yasağın “anlamsız, tuhaf, zararlı ve özelikle Rusya nüfusuna zarar verir nitelikte” olduğuna inanıyorlardı.

 

Bu iddiaların ekonomik anlamda doğru olup olmadığı ikincil önemde bir konu. Sembolik olarak bakıldığında, hız ve karar alma sürecinin birliği açısından Moskova’nın AB karşısında avantajları var. Kremlin’in kaynaklarını önceliklendirme ve yoğunlaştırma, muhaliflerini şaşırtma ve inisiyatifi elde tutma yeteneği söz konusu. Risk almaya hazır ve en önemlisi de gerekli kararlılığa sahip. Rusya’dan gelen sinyal ise, hiçbir şeye teslim olmayacağı yönünde, dolayısıyla AB’nin kendisine teklifte bulunması gerekiyor.

 

Olasılıkların Haritalandırılması

 

AB-Rusya ilişkilerine dair kısa ila orta vade için akla uygun olan üç varsayımsal senaryo var. Aşağıda açıklandığı gibi, en pozitif senaryoya doğru kayışa olanak tanıyacak olan kilit faktör, Moskova’daki “yeniden düşünme”dir. Bu olmaksızın, olası tüm diğer değişimler (AB’nin yaklaşımının yumuşaması veya ABD’deki yeni yönetimle “anlaşmaya” varılması) ilişkilerdeki krizin çözümü için bir garanti sunabilecek gibi durmuyor. Buna karşın en negatif senaryo ya herhangi bir tarafın kasıtlı veya kasıtsız eylemlerinin bir sonucu olarak ortaya çıkabilir, ya da bazı eğilimler (örneğin askeri yapılanma) kontrolden çıkabilir.

 

  1. Eğer Moskova’daki siyasi yönelimde herhangi bir değişim yaşanmazsa AB-Rusya ilişkileri bu süreçte zor bela başarıya ulaşacak, ya da “yüzüne gözüne bulaştıracak”. Bu en olası senaryo; keza Moskova tavrını değiştirmeye pek hazır durmuyor. Bu yaklaşımda, her iki taraf da mevcut siyasi ve diplomatik çatışmayı “yönetmeye” devam edecek. Ekonomik karşılıklı bağımlılık, önemli bir istikrarlaştırıcı rol oynamayı sürdürecek. Öte yandan, enerji akışlarının karşılıklı olarak çeşitlendirilmesi hızlanabilir ve birçok Avrupa ülkesi Rusya’ya olan kritik enerji bağımlılıklarının üstesinden gelmek için çaba gösterecektir. Buna karşılık Rusya, “Asya’ya dönüş” hedefine bağlı kalacaktır – bu hedef yararlı olsa da olmasa da. Avrupa’daki güvenlik durumu kötüleşmeyecek. Ukrayna’nın doğusundaki çatışmalar, mevcut duruma kıyasla biraz hızını kaybedecek; ateşkese genel olarak riayet edilecek; ancak herhangi bir siyasi çözüm ufukta görünmüyor. Transnistria’daki durumda herhangi bir istikrar bozucu durum olmayacak; Rusya’nın Baltık devletlerine yönelik doğrudan askeri bir provokasyonu şöyle dursun Rusya ile Belarus arasında “yeniden birleşmeye” yönelik bir girişim de yaşanmayacak. Suriye ve Orta Doğu’daki siyasi etkileşimin inişleri çıkışları olacak; ancak bunlar da toplu olarak sekteye uğramayacak. Aynı zamanda, Kremlin ile Avrupalı liderler arasındaki güven geri kazanılmayacak ve bu da Avrupa ve genel anlamda Batı’da, ilişkilerde kalıcı bir iyileşmeye ulaşılabileceği yönündeki umutları azaltacak. Öte yandan, Avrupa’nın enerji-dışı iş alanları, zayıflayan ekonomisi ve artan öngörülemezliği sebebiyle Rusya’ya olan ilgilerini yitirecek.

 

  1. Şayet Rusya mevcut açmazın Rusya’nın çıkarlarına hizmet etmediğini ve onun elindeki seçenekleri / pozisyonlarını peyderpey zayıflattığını anlarsa, bir diğer deyişle, zamanın Moskova’nın lehine işlemediğine ve nihayetinde daha karlı alışverişler yapmasının daha yerinde olacağına karar verirse, AB-Rusya ilişkilerinde bir normalleşme ve tedrici bir iyileşme yaşanabilir. Ekonomik ve finansal önceliklerin de bir rolü vardır; tıpkı Rus elitlerin Avrupa ile bağlarını koparmak istemeyişi gibi. Rusya’nın Çin’le yakınlaşmasının tatmin edici olmayan sonuçları da bir etmen olacak. Bu senaryoda, Avrupa’nın pozitif ve hızlı bir şekilde karşılık vermesi beklenebilir; özellikle de eğer attığı adımlar Washington ile koordineli ise. Bununla birlikte, eğer Avrupa inisiyatifi ele almaya karar verirse, örneğin Almanya ve Fransa gibi ülkelerde lider kadrosunda değişimler yaşanırsa ve Moskova bu anlayış düzeyine ulaşmadan önce yaptırımlarda yumuşamaya gidilirse sonuçlar en iyi ihtimalle geçici olacak; keza böylelikle sadece Rus politika yapıcılara nüfuz eden “muzaffer zihniyeti” güçlenecektir.

 

Sürdürülebilir bir normalleşme, aşağıdaki hususlarda ilerlemenin bir bileşkesine işaret edecektir.

 

  • Ukrayna çatışmasının sadece dondurulması yetmez, kısmen çözülmesi gerekir. Batı’nın yaptırımlarının kaldırılmasına yanıt olarak ayrılıkçı toprakların Ukrayna’ya Kiev için kabul edilir koşullar çerçevesinde yeniden entegrasyonuna dair gerçekçi bir perspektifin ortaya çıkması ve Doğu Ukrayna’da yeniden inşa sürecine yardımcı olmak üzere Avrupa’nın ekonomik yardım garantilerinin verilmesi gerekir.
  • Suriye’de bir yöntem izlenmesi gerekir.
  • Enerji alanında yeni bir kapsamlı anlaşmaya varılması, Rus gazının Ukrayna üzerinden transit geçişinin güvence altına alınması gerekir. Bu durum, Slovakya gibi birçok AB üye ülkesi açısından önemlidir. Ayrıca, Rusya’nın Avrupa doğalgaz piyasalarındaki oyunun tekelci olmayan kurallarını kabul etmesi, karşılığında da bu piyasalardaki payını koruması gerekir.

 

Tüm bunlar işbirliğini mevcut bürokratik ve iş yapılarını hızla yeniden canlandırabilir ve böylelikle siyasi süreç güçlenir.

 

  1. İlişkilerin kötüleşmesi ihtimali de tamamen gözardı edilemez. Eğer Doğu Ukrayna’da gerginlik yeniden tırmanmaya başlıyorsa, AB’nin buna tepki vermesi gerekir – özellikle de Washington’un doğrudan müdahale ihtimalinin daha düşük olduğu göz önüne alınırsa. (Bununla birlikte, 2016 yılı Ekim ayındaki AB zirvesinde Rusya’nın Halep’i kapsamlı şekilde bombalamasına tepki olarak yeni yaptırımlar üzerinde uzlaşılamamasının da gösterdiği gibi, Suriye’de gerginliğin tırmanması aynı etkiyi doğurmayacaktır.) Batı sınırlarında Rusların askeri faaliyetleri sürekli artacak, yeni saldırı yetenekleri kullanılacak; AB’nin hava sahası ihlal edilecek. NATO’daki AB ülkeleri, bu gelişmelere tepki verecekler ve savunma alanındaki harcamalarını artıracaklar. Bu durum da muhtemelen askeri bir restleşmeye yol açacak. Rusya’nın ulusal seçimlerin sonucunu etkilemek, düzen-karşıtı radikal parti ve hareketleri fonlamak ve/veya AB’deki siber güvenliğe zarar vermek üzere (önde gelen) AB devletlerindeki iç siyasi süreçlere müdahale edebilen ve bundan da hoşlanan bir ülke olarak algılanması durumunda, (birçok) yönetici elit arasındaki köprüler de yıkılacak. Buna karşılık, eğer Avrupalı liderler bir takım adımlar atarlarsa, benzer bir etki doğabilir; bu durum da Moskova’nın kasıtlı provokasyonları görmesini tetikler – örneğin sanık olarak Rusya ile MH-17 konusunda bir kamu davası açılır ve bu davanın tanıtımı yapılırsa.

 

SONUÇ

 

AB-Rusya ilişkileri, “izlek-bağımlıdır” ve halihazırda her ne kadar durum genel itibariyle kontrol altında olsa da, çatışma doğrultusunda bir yöne kaymaktadır. Bu izlek ne kadar uzun sürerse, olayların gidişatını iyi yöne çevirmek için o kadar çabanın ortaya konması gerekecektir.