AB’ye Üyelik Stratejik Önceliğimizdir

Mevlüt ÇAVUŞOĞLU – T.C. Dışişleri Bakanı

Türkiye-AB ilişkileri son dönemde -Fransa dâhil olmak üzere- birçok Avrupa ülkesi basınında sıkça yer alıyor. Her zaman aynı fikirde olmasak da Avrupalı dostlarımızın Türkiye’ye gösterdiği alakadan memnunuz. Yalnız bazen Türkiye hakkında gündeme getirilen fikirlerde dostluk sınırlarını zorlayan ifadelerin yer alması bizi üzüyor. Hâlbuki biz dostuz. Birlikte daha güçlüyüz. Birlikte hareket etmeliyiz.

Türkiye’nin Batı toplumu tarafından, mülteci krizi ve Anayasa değişikliği referandumu çerçevesinde değerlendirildiğini görüyorum. Bu sebeple Avrupa toplumuna bizim bu konularda ne düşündüğümüzü ifade etmek isterim.

Türkiye-AB ilişkilerinin uzun bir geçmişi vardır. Taraflar arasında 1963’te imzalanan anlaşmayla doğan ilişkiler 2005’te üyelik müzakerelerinin resmî olarak başlamasıyla devam ediyor.

Maalesef müzakereler arzu ettiğimiz hızda gelişmedi. Şu ana kadar sadece 16 konu başlığı müzakereye açıldı. Bu durum, akıllara şu soruyu getirebilir: Türkiye üyelik kriterlerini yerine getiremiyor mu?” Türkiye bazı üye ülkelerin bile dolduramadığı Maastricht kriterlerinin tamamını yerine getirmektedir. Kopenhag siyasi kriterleri çerçevesinde de özellikle bizim hükûmetimiz döneminde birçok siyasi reform yapıldı. Bazı AB ülkeleri yeni müzakere fasıllarının açılmasını engellemek için önümüze esasında var olmayan engeller çıkarmaktadırlar.

Türkiye’nin sıkça eleştirildiği adalet ve temel hakları konu alan fasılların açılmasının reddedilmesi hususuna değinmek istiyorum. Bu fasılların açılmasını biz istiyoruz ancak AB reddediyor.

Mültecilerin geri kabulünü konu alan 18 Mart anlaşması çok kolay bir şekilde eleştiriliyor. Ancak bilinmelidir ki Türkiye sayesinde göçün büyük ölçüde kontrol altına alınması sağlanmış ve Avrupa’nın karşı karşıya kaldığı var oluş krizi Türkiye’nin katkılarıyla aşılmıştır. Neden AB’ye sorumluluklarını hatırlattığımız için eleştiriliyoruz? Suriye, Irak ve diğer ülkelerden AB’ye doğru göç akını Türkiye sayesinde son bulmuştur. Avrupa ülkeleri her gün 7 bin ila 10 bin mülteciyle karşı karşıya kalırken bu sayı 2017 yılının mart ayından bu yana 50’ye düşmüştür. Buna karşılık Türkiye’ye 6 milyar avro (3+3) maddi yardım sözü veren AB, bugüne kadar sadece 777 milyon avro serbest bırakmıştır. Buna karşılık Türkiye mültecilerin ihtiyaçlarını karşılamak için -15 milyar doları Türk Devleti’nden 10 milyar doları da sivil toplum örgütlerinden sağlanmak kaydıyla- toplam 25 milyar dolar harcamıştır. AB’nin çabaları ve Türkiye’nin yüklendiği sorumluluk karşılaştırıldığında sonuç apaçık bir şekilde ortadadır.

Bu gerçekler ortadayken müzakerelerin hızlandırılması konusu bile gündeme gelmiyor tam tersine Avrupa Parlamentosu ve bazı AB ülkeleri müzakerelerin askıya alınmasını teklif ediyor. Hatta demokratik hükûmeti ve ilişkilerimizi tehdit eden söylemlerle bile karşı karşıya kalıyoruz. Halkın oyunun yüzde 52’sini alarak seçilen Cumhurbaşkanı’mız birçok makalede hedef gösteriliyor. Ülkemizi hedef alan terörist örgütler Avrupa sokaklarında pankartlar açarak Cumhurbaşkanı’mızın hayatını tehdit edebiliyorlar.

16 Nisan 2017 tarihinde halk oylamasına sunulan Anayasa değişikliği teklifi her demokratik ülkede olduğu gibi önce Parlamento tarafından onaylanmıştır. Anayasa değişikliği paketi hazırlanırken Avrupa Konseyinin öngördüğü uluslararası tüm sorumluluklara saygı duyulmuştur. Suçlamalarda bulunanlar eğer değişiklik paketini gerektiği gibi incelemiş olsaydı yeni Anayasa ile cumhurbaşkanına verilen yetkilere kendisinin zaten hâlihazırdaki Anayasa ile de sahip olduğunu göreceklerdir. Bu çerçevede suçlamaları yapanlar Anayasa değişikliği teklifinde kuvvetler ayrılığının güçlenmesinin ve cumhurbaşkanına cezai sorumluluk getirilmesinin amaçlandığını göreceklerdir.

Anayasa değişikliği konusunda gündeme getirilen diğer bir iddia da Türkiye’de rejimin değiştiğidir. Bu endişeler tamamen yersizdir. Anayasa değişikliği, parlamenter sistemi değiştirmeyi öngörmektedir, Türkiye’deki rejimi değil. Türkiye laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devletidir ve öyle de kalacaktır. Söz konusu olan, daha istikrarlı olacağını düşündüğümüz başkanlık sisteminin getirilmesidir. ABD ve Fransa’da da aynı sistemler mevcuttur.

Türkiye’ye karşı olumsuz kampanya sürdürenlere cevabımız açık ve nettir: Türkiye, her zamankinden daha kararlı bir şekilde modern değerleri paylaşmaya devam edecektir. AB’ye tam üyelik her zaman stratejik önceliğimiz olacaktır. Sizden beklediğimiz de ortak evimiz olan Avrupa’da birbirimize iyi bakmamız ve güzel bir gelecek için iş birliği yapmamızdır. Zaman demokrasiler arası dayanışma zamanıdır.(Fransa, Le Figaro – 13 Nisan 2017)