close
Genel

ABD / Suudi / İsrail İttifakı Bölgede Daha Büyük bir Çalkantı Yaratır mı?

suud-2

Başarısızlıklar, ittifakın yakasını bırakmıyor. ABD ve İsrail’in Orta Doğu haritasını yeniden çizmeye yönelik olarak uzun zamandır izledikleri planlar, bu hedefe şu ana kadar erişemedi.

 

Kuzey Afrika’da Libya, yönetilemez bir şiddet kazanı olmayı sürdürüyor. İran’a yakın Şiiler Irak’ı yönetiyor ve Saddam Hüseyin dönemindeki Sünnilere benzemiyorlar.

 

ABD, NATO, Suud ve İsrail’in Suriye’deki savaşı başarısızlığa uğradı – bu, emperyalist ittifak için büyük bir mağlubiyettir.

 

ABD’nin Yemen’de tertiplediği Suudi savaşının tek katkısı, dünyanın en büyük insancıl felaketi doğurmasıdır – başka hiçbir şey değil. Huthi savaşçılar güçlü olmayı sürdürüyor ve ülkelerine yönelik iki buçuk yıldır süren saldırganlığın ardından halen dayanıklı durumdalar.

 

Katar, ülkeye yönelik Suudi öncülüğündeki ambargoyu engelledi. ABD, İsrail ve Suudilerin Orta Doğu’yu yeniden şekillendirmeye yönelik girişimi, sürekli başarısızlığa uğrasa da, halen devam ediyor.

 

Peki bundan sonra ne olur? Arap Ligi dışişleri bakanları Kahire’de bir araya geliyorlar. Riyad tarafından düzenlenen bu oturumun amacı, Hizbullah, İran ve Huthilere meydan okumak üzere destek toplamak ve daha büyük bir bölgesel savaş ve çalkantı yaratma girişiminde bulunmaktır.

 

“İran’ın saldırganlığı karşısında elimiz kolumuz bağlı şekilde durmayacağız,” diyen Suudi dışişleri bakanı Abel al-Jubel adeta gürledi ve sözlerine şu şekilde devam etti:  “İran bölgede ajanlar yarattı; örneğin Huthiler ve Hizbullah milisleri. Ve tüm uluslararası ilkeleri tamamen hiçe saydı.” – Bu sözler de gerçekliğin mutlak bir şekilde saptırılmasıdır.

 

Mısır dışişleri bakanı / Arap Ligi genel sekreteri Aboul Gheit, İsrail / ABD / Suudi kuklası gibi konuşuyor ve şöyle söylüyor: “İran’ın tehditleri tüm sınırları aştı ve bölgeyi uçurumun kenarına doğru itiyor.”

 

Pazar günkü görüşmelerin ardından, Arap Ligi’nin yaptığı açıklamada şu söylendi: “Bu görüşmelerin amacı şu anda İran’a savaş açmak değil.” Ve uyarıda bulunuldu: “Suudi Arabistan’ın herhangi bir dış tehditle karşılaşmamasına rağmen topraklarını koruma hakkı var.”

 

İran Dışişleri Bakanı Muhammed Javad Zarif, Pazar günü Tahran’dan şöyle bir tweet paylaştı: “Suriye’de vardığımız ateşkes temelinde Türk ve Rus muadillerimle çalışıyor ve Suriyeliler arasında kapsayıcı bir diyalog için hazırlık yapıyoruz.”

 

“İşin gülünç yanı, Suudi Arabistan Krallığı İran’ı istikrar bozmakla suçlarken, aslında kendisi teröristleri besliyor; Yemen’e savaş açıyor; Katar’ı abluka altında tutuyor ve Lübnan’da krizin tohumlarını atıyor.”

 

İsrail ordusunun istihbarat-bağlantılı web analiz portalı DEBKAfile (DF), Londra’nın medya raporlarını tartıştı; Suudi kral Salman’ın günler içerisinde, hatta belki de bu hafta veliaht prens Muhammed bin Salman’ı yerine atama niyetinde olduğunu ileri sürdü.

 

DF, Londra’da çıkan Daily Mail’den alıntı yaptı ve yeni monarşi bir kez iktidara geldiğinde İsrail’in Hizbullah’ı ezme yönündeki askeri desteğini alma umuduyla Lübnan’da bir yangını başlatma niyetinde olduğunu söyledi; eğer razı olurlarsa İsrail’e milyarlarca dolar vaat etti.

 

İsmini vermek istemeyen bir kaynağa göre, krallık İsrail’in yardımı olmaksızın Hizbullah’la mücadele edemez. Washington’un buna razı olması gerekecek. İsrail, ABD’nin izni ve doğrudan veya dolaylı müdahilliği olmaksızın İran veya Lübnan’a saldıramayacak – bu da Rusya’yı içermesi muhtemel büyük bir risk olup, ABD’nin desteklediği teröristlere karşı Suriye’deki saldırısında olduğu gibi Tahran’a yardımcı olur.

 

İsrail’in nükleer silahlarının (bu zamana dek hiç kullanılmadı) aksine, İran muhtemelen İsrail ve Riyad’ın toplamından askeri olarak daha güçlüdür. Eğer Washington onların ittifakına dahil olursa, başka bir mesele gündeme geliyor; Rusya’nın müdahilliği riske giriyor ve bu durum muhtemelen daha büyük çaplı bir bölgesel çatışmayı da küresel savaşa dönüştürebilir.

 

Daily Mail’a göre, Suudi veliaht prens Salman ve Netanyahu, İran’ı bölgenin en büyük tehdidi olarak görüyorlar – oysa İslam Cumhuriyeti hiçbir tehdit doğurmuyor.

 

Riyad ve Tel Aviv, Şiilerin güdümündeki, egemen bağımsız rakiplerinin ortadan kalkmasını istiyor. Ancak, DF’ye göre, strateji konusunda hemfikir değiller:

 

“İsrail ve Suudi liderler ile askeri şefler, gerçek olmayan uydurma bir İran tehdidi konusunda hemfikir olsalar bile, Suudilerin milyarlarca doları, “İsrail’in ordusunu kendi doğrudan ulusal çıkarı haricinde bir savaşa göndermek üzere ikna etmeye yetmeyecek.”

 

Daily Mail’e demeç veren ancak isminin kullanılmasını istemeyen bir kaynak şöyle söyledi:

 

“MBS (Suudi veliaht prens), İran ve Hizbullah’ı vurması gerektiği konusunda ikna olmuş durumda. Kraliyet ailesinin yaşlılarının önerilerinin aksine, kendisinin bir sonraki hedefi orası. Kuveyt hükümdarının da ona “öfkeli boğa” lakabını takması da bu yüzden.

 

MBS’nin planı, ateşi Lübnan’da başlatmak yönünde. Ancak, İsrail’in askeri desteğine de güvenmek istiyor. Daha şimdiden eğer razı olurlarsa İsrail’den milyarlarca doları doğrudan mali yardım olarak alma vaadinde bulundu. MBS İsrail olmazsa Lübnan’da Hizbullah’la başa çıkamaz. B Planı, Suriye’de Hizbullah’la savaşmak yönünde.”

 

AIPAC da olan bitene müdahil durumda. Amacı ise muhtemelen Trump yönetiminin İran ve Hizbullah’a yönelik savaşa destek vermesini güvence altına almak. Bu müdahilliğini ise şu sözlerle belirtiyor:

 

“Hizbullah 30 yıldan uzun zamandır İran İslam Devrim Muhafızlarının fiili solu oldu. Lübnan’daki eşsiz askeri ve siyasi nüfuzu ona şu noktalarda yardımcı oluyor: (1) İran’ın devrim hedeflerini kolaylaştırmak; (2) İran’ın İsrail ve ABD karşıtı ideolojilerinin yayılmasını teşvik etmek; ve (3) Lübnan hükümetinin Lübnan-Suriye sınırından İran silahlarının transferini durdurabilmesini sağlamak.  Ayrıca, doğrudan İsrail’i tehdit ediyor; Suriye’de acımasız Esad rejimine destek oluyor ve Lübnan’ın egemenliğini tehlikeye atıyor.”

 

İran ve Hizbullah kimseyi tehdit etmezken; Washington, İsrail ve Suudi Arabistan bölgesel ve küresel çapta bir savaşı tehdit ediyor. Washington, AIPAC, İsrail ve Riyad’ın İran ve Hizbullah’a karşı düşmanca söylemi, daha büyük bir bölgesel çatışmanın başlangıcı olabilir.