Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın CNN Mülakatı

CNN International

BECKY ANDERSON (Sunucu): Şu anda değişim rüzgârlarının bariz olduğu Ankara’dayım. Burası, siyasi bir dönüşümün eşiğinde bir ülke ve bu değişikliğin merkezinde, tek bir adam, Recep Tayyip Erdoğan yer alıyor. Cumhurbaşkanı ile özel bir görüşme yapmak için burada, Cumhurbaşkanlığı Külliyesindeyim.

ANDERSON: Başkan Trump, referandumun sonucuyla ilgili olarak sizleri tebrik etmek üzere aradı. Söyledikleri hakkında bir değerlendirme yapabilir misiniz bize lütfen?

RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Türkiye Cumhurbaşkanı): Öncelikle tabii bu bir tebrikti ve üstelik de tabii tam Paskalya Bayramını yaşadıkları bir anda araması gerçekten beni de ayrıca mutlu etti. Ve alınan bu netice sebebiyle tebrik ederken bundan sonraki süreçte tabii ilişkilerimizin daha da güçlenerek gideceği noktasında, bu noktadaki kendi düşüncelerini, Suriye konusundaki düşüncelerini benimle paylaşma imkânı buldu, ben de buldum, kendilerine şunu özellikle söyledim: Fazla gecikmeden artık seçimden sonra telefonla olmaktan öte, yüz yüze görüşmek suretiyle Türkiye-Amerika ilişkilerini güçlendirerek daha ileri taşıyalım dedik, mutabık kaldık.

ANDERSON: Bir davet dile getirildi mi?

ERDOĞAN: Hemen kendisi talimatını vereceğini söyledi ve Dışişleri yetkililerine protokol talimatı vererek, ben de kendi protokolüme gerekli talimatları verdim, adımları atacağız.

ANDERSON: Referandumun sonuçlarını, Türkiye’nin geleceğini birkaç dakika içerisinde görüşüyor olacağız ama bir noktanın altını özellikle çizmek istiyorum. Başkan Trump’la Suriye konusunda daha ileri seviyede bir işbirliği konusunu görüştünüz mü ve bu destek Suriyeli Kürt birliklerin, özellikle Rakka’daki mücadele esnasında kullanılmasını desteklemenizi içeriyor mu?

ERDOĞAN: Bir terör örgütünü, DEAŞ gibi bir başka terör örgütüyle yok etmeyi biz doğru bulmuyoruz çünkü o da bir terör örgütü, o da bir terör örgütü. Biz diyoruz ki; biz burada dayanışma içerisinde olalım, koalisyon güçleri var, Türkiye olarak el ele verelim ve adımı böyle atalım. Şimdi tabii biliyorsunuz Sayın Trump, Dışişleri Bakanını buraya gönderdi, CIA aynı şekilde geldi. Burada kendileriyle yaptığımız görüşmede onlara da bunları söyledik. Dedik ki; biz ve Amerika koalisyon güçleri, DEAŞ’la mücadeleyi rahatlıkla başarabilecek bir noktadayız.

ANDERSON: Peki, referandumun sonuçlarından bahsedelim. Bu, basit bir evet ve hayır oylamasıydı, elbette zafer zaferdir ama zafer yüzde 48,6’ya karşı yüzde 51,4’lük çok az bir farkla geldi. Sizce bu gerçekten ülkenin tecrübe etmek üzere olduğu böylesine kapsamlı siyasi bir değişime yönelik türde bir oy oranı mıdır?

ERDOĞAN: Şimdi ben bunu birkaç örnekle verebilirim ama şunu özellikle anlatmak isterim: Ben futbolun içinden geliyorum ve şöyle bir şeyi biliriz biz: Maçı 1-0 da kazansanız 3 puan alırsınız, 5-0 da kazansanız 3 puan alırsınız. Aslolan maçı kazanmaktır.

ANDERSON: Belki de dikkat edilmesi gereken husus şudur: Buradaki uluslararası gözlemciler, tek taraflı medya haberlerinin, temel ifade ve toplantı yapma özgürlüğünü kısıtlamak için olağanüstü hal yetkilerini kullanmanın eşit olmayan bir ortam oluşturduğunu eleştirenler tarafından dile getirildiğini bildirdiler. Buna rağmen sadece yüzde bir gibi bir farkla böyle bir sonuç ortaya çıktı. Buna nasıl bir yanıt verirsiniz?

ERDOĞAN: Şimdi bu hafta Fransa’da seçim var, Fransa’da OHAL var mı? Şu anda Fransa’da OHAL var. Üstelik de biz üçer ay aralıklarla OHAL’i uzattık, onlar ise 1,5 yıl gibi bir süreyle orada olağanüstü hali uzatmış vaziyette; kimse bunu konuşmuyor. Bu kadar açık ve net her şey ortada. Şimdi Türkiye üzerinde ne yazık ki Batının bir kumpası var tabii bu kumpas tutmadı. Şu anda bunu hazmedemiyorlar.

ANDERSON: Konya gibi Türkiye’nin kalbinde bulunan yerlerde, kırsal kesimde kazandınız ama Ankara, İstanbul gibi büyükşehirleri kazanamadınız ve zamanında siyasi bir figür olarak siyasi hayatınıza oralarda başlamıştınız ve büyük bir zafer kazanmıştınız. Bu ülkede derin bir kutuplaşma var ve tamam kazandınız, ama sizce bu kadar kutuplaşmış bir ülkeye baktığınızda, şehir merkezlerinin desteğini kaybetmiş olmak sizi rahatsız ediyor mu?

ERDOĞAN: Benim ülkemde kutuplaşma falan söz konusu değil. Yani yüzde 51’i aşkın, yüzde 52’ye yakın bir oy oranıyla evet seçim kazanıyor, bunu ülkemde kutuplaşma olarak değerlendirirsek bu haksızlık olur. Kime haksızlık olur? Bu yüzde 52’ye haksızlık olur. Bir defa yüzde 52’nin oyu muteber değil, yüzde 48’in oyu muteber; bu bir defa demokrasilerde asla savunulacak bir şey değildir.

–VTR–

ERDOĞAN: Bunu hep meydanlarda söyledim. Parlamentoya inşallah gelecek, Parlamentodan geçmesi halinde de ben bunu onaylarım çünkü bizim şehitlerimizin katillerini affetme yetkimiz yok.

ANDERSON: Avrupa’yla ilişkilerinizden bahsedelim. Pazar günkü referandumdan şu ana kadar, Türkiye’ye idam cezasının yeniden getirilmesine verdiğiniz desteği defalarca dile getirdiniz. Aslında Parlamentonun planlarınızı desteklememesi halinde buna ilişkin bir referandum yapılmasını da önerdiniz. Avrupa, Türkiye’nin AB üyeliği görüşmelerinde idam cezasının bir kırmızı çizgi olduğu yönünde ısrar etti. Bu noktada, Avrupa Birliğiyle ilişkileri ileriye götürme konusunda kapıyı kapatıyor musunuz?

ERDOĞAN: Şu anda 54 yıl bizi kapısında bekleten bir Avrupa Birliği var. Soruyorum; hangi ülkeyi 54 yıl kapısında beklettiler? 50 yıl, 40 yıl, 30 yıl bekletilen bir başka ülke var mı? Ama Türkiye, 54 yıl Avrupa Birliği kapısında bekletildi. Bu, bir defa siyasi ilişkiler açısından tahammül edilir, katlanılır bir şey değildir. Kaldı ki biz bugüne kadar Avrupa Birliği müktesebatı içerisinde ne varsa bunların hepsini kabullenmeye, ona göre de düzenlemeler yapmaya gayret ettik ama Avrupa Birliği bunların hiçbirine uymadı ve bize de verilen sözleri yerine getirmedi. Üç milyon Suriyeli mülteci var burada ve bunlarla ilgili olarak geçen yılın temmuz ayında üç milyar avronun bize verileceğinden bahsedildi. Ondan sonra ikinci bir üç milyar avro daha verileceğinden bahsettiler. Şu ana kadar ne yazık ki UNESCO vasıtasıyla gelen rakam 725 milyon avro ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Komiserinden de gelen 550 milyon dolar. Bizim yaptığımız harcama STK’larla beraber yaklaşık 25 milyar dolar. Şimdi böyle bir Avrupa Birliği’yle biz karşı karşıyayız. Vizeler meselesi, vizeler kalkacaktı ve bu konuyu da yerine getirmediler. Hiçbir sözlerinde bugüne kadar durmadılar. Şu ana kadar 14 fasıl halledilebildi ve fasılları artırdılar. Daha önce 15 fasıldı, Türkiye geliyor diye fasılların sayısını 35’e çıkardılar. Bizim şimdi burada İngiltere gibi bir ülke Brexit’le bir karar aldığına göre, biz de Türkiye olarak parlamentoda bu işi çözdük, yoksa millete gideriz, milletimiz ne diyorsa bunun kararını alırız.

ANDERSON: Pazar akşamı, Avrupa’nın katılım müzakerelerinin askıya alınmasına ilişkin tehditlerinin sizi rahatsız etmediğini söylemiştiniz. Sözlerinizden alıntı yapacak olursam, sizin için bunun çok da önemli olmadığını söylediniz. Siz AB üyeliği müzakere sürecine kapıyı kapatacak olursanız, mülteci akınını kesme yönündeki düzenlemeler bundan etkilenir mi? Bu düzenlemelerden çekilir misiniz?

ERDOĞAN: Bakın bunların hepsi ayrı ayrı masaya yatırılacak konulardır. Hiç telaşa gerek yok. Öncelikle Avrupa Birliği’nin bugüne kadar tutmadığı sözleri tutması lazım. Biz Türkiye olarak sözlerimizi tuttuk. Sözlerini tutarlarsa otururuz konuşuruz, süratle ne gibi adımlar atıyoruz bunu planlarız. Bir defa Avrupa Birliği Türkiye’ye karşı kapısını kapatmıştır.

ANDERSON: O halde size iki soru sorayım. Avrupalı liderler tarafından hakarete uğradığınızı söylüyorsunuz ve siz de geçen sene Avrupalı liderlere karşı çok cesur ifadeler kullandınız. Örneğin Nazizmden bahsettiniz, Nazi kalıntıları ve faşist dediniz. Bu yorumları hâlâ savunuyor musunuz? Ayrıca, şunu sorayım: Trump gibi biriyle çalışmayı ister misiniz? Yani aranızda sorun olan bu Avrupalı liderlerden ziyade Trump’la mı çalışmayı tercih edersiniz?

ERDOĞAN: Ben herhangi bir Avrupalı lidere sen Nazi artığısın demedim. Ama bu sistem Nazizmdir dedim, faşizmdir dedim, bunu bir defa birbirine karıştırmayalım. Şimdi davranış biçimlerini değerlendirirken olayı oraya kaydırırsak bu haksızlık olur. Böyle bir şey yapmadık, yapmıyoruz. Şimdi Trump’la da Avrupalı liderleri karşılaştırma gibi bir durumun içerisine de girmeyelim, o da ayrı bir yanlış olur çünkü biz şu anda Sayın Trump’la henüz çalışmalara başlamadık. Şimdi başlayacağız çalışmalara. Bizim derdimiz liderler noktasında Sayın Trump’la münasebetlerimizi ne kadar ileri taşırsak, ne kadar başarılı çalışmalar yaparsak, çünkü biz Amerika ile stratejik müttefikiz. Sayın Obama’yla maalesef bunu başaramadık, böyle bir şey olmadı. Ama şu anda Trump’ın yaklaşım tarzları doğrusu bizleri mutlu ediyor. Temenni ederim ki karşı karşıya oturup konuşmamızla birlikte belirleyeceğimiz yol haritasında bunu görmemiz halinde Türkiye ve Amerika stratejik ortak olarak, stratejik bir müttefik olarak, NATO içerisindeki iki önemli ülke olarak bizler çok şeyleri başarabiliriz, halledebiliriz diye düşünüyorum. Bu noktada bir sıkıntı söz konusu değil.

ANDERSON: Eski CIA Başkanı John Brennan’ın, Senatör Chuck Schumer’in ve diğer Amerikalı yetkililerin geçen temmuz ayında buradaki darbenin düzenlenmesinden sorumlu olduklarına gerçekten inanıyor musunuz? Çünkü Türkiye şimdi bahsettiğim bu isimleri içeren bir soruşturma başlattı. Başkan Trump’la bu soruşturma hakkında görüştünüz mü ve düşmanınız Fethullah Gülen’in muhtemel sınır dışı edilmesi konusu gündeme geldi mi acaba?

ERDOĞAN: Şimdi tabii bunların hepsinin talebi vesairesi gerek Sayın Trump, gerek Sayın Dışişleri Bakanları, aynı zamanda CIA Başkanı, hepsiyle bunlar görüşüldü. Ama daha detay evraklar vesaireler de gönderilmek suretiyle bu talebimizi yeniledik. Şimdi tabii bu Amerika seyahatinde bunları bire bir karşılıklı olarak görüşmek suretiyle de biz bu Feto denilen alçağı isteyeceğiz. Çünkü şu anda kesinlikle deliller ortada, belgeler ortada ve bu darbe girişiminin bir numaralı failidir. Arkasındaki bunun üst aklı nerelerdir, onlar da çıkacak ortaya tabii. Neyle çıkacak? Yargı sürecinde çıkacak. Bunlar kimdir, şu mu, bu mu, yargı sürecinde onlar çıkacak. Şu anda bunu benim dillendirmem, yargıyı yönlendirme olur ki bu doğru olmaz. Ama vakti saati gelince çıkacaktır. Türkiye’deki yargı bu konuları çok daha açık, net ortaya koyacaktır ve failler belli olacaktır.

ANDERSON: Devlet Başkanı Trump, kendi yönetimi sürerken, Fethullah Gülen’in ABD’den sınır dışı edilme ihtimalinin edilmeme ihtimalinden daha yüksek olduğundan bahsetti mi?

ERDOĞAN: Tabii bu bir süreç, bunları şu anda çalışıyoruz. Kendileriyle oturacağız konuşacağız bunları detaylı olarak, şu anda bize bu tür verilmiş bir söz henüz yok. Umudum var, umudum var, bu umudumu da korumak istiyorum.

ANDERSON: Sizler bu referandum kampanyası sürecindeki argümanlarınızda, buradaki Türk sisteminde reform yapılması gerektiğine işaret ettiniz ve kapsamlı yetkilere sahip yeni bir başkanlık sisteminin yürütme, istikrar ve ilerleme için faydalı olacağını söylediniz. Ama bunlar daha çok tek bir adamla, Recep Tayyip Erdoğan ile mi ilgilidir?

ERDOĞAN: Şimdi bakın, her zaman benim meydanlarda söylediğim bir şey var; bir defa bu sistem Tayyip Erdoğan’a ait bir sistem değildir. Ben faniyim, her an ölebilirim, onun için her an ölmeye mahkûm olan bir insan için böyle bir sistem hazırlanabilir mi? Bir defa şu anda bu sistem Türkiye’nin Cumhuriyet tarihinde bir değişim dönüşümü başarmaya yönelik bir sistemdir. Bakınız ikide bir bu tek adam şeyi söyleniyor, ben onlara hep şunu söylüyorum: Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal, hem Partisinin Genel Başkanıydı, hem de Cumhurbaşkanıydı. Ardından İnönü hem Partisinin Genel Başkanıydı, hem de Cumhurbaşkanıydı. Bu ifadeyi kullanan ana muhalefetin başındaki zat kendi geçmişini bilmiyor. Önce bunların kendi geçmişlerini öğrenmesi lazım. Fakat biz şu anda bir çift başlılığı ortadan kaldırıyoruz. Şimdi başbakan, partinin genel başkanıdır, aynı zamanda da başbakandır değil mi? Şimdi biz hem başbakan, hem cumhurbaşkanı olmasın istiyoruz. Yani vitrin aksesuarından ülke yönetimini kurtaralım, böylece çift başlılık olmasın, sadece cumhurbaşkanıyla ülkeyi yürütmede çok daha güçlü hale getirelim. Hesabımız bu, atacağımız adım bu.

ANDERSON: Saygısızlık etmeyi asla istemem ama sizi en çok eleştirenler, bunun diktatörlüğe doğru giden bir yürüyüş olduğunu söylüyorlar. Buna yanıtınız nedir?

ERDOĞAN: Şimdi bakınız, 14-15 senedir bu söylediğiniz ifadeyi kullandılar, o zaman böyle bir sistem yoktu, tamam? Şimdi böyle bir sistem için daha şimdiden aynı şeyi, doğmamış çocuğa hemen don biçiyorlar; böyle bir şey olmaz. Şimdi cumhurbaşkanlığı sisteminin veya başkanlık sisteminin olduğu ülkelerde diktatörlük mü var? Diktatör olmak için illa da cumhurbaşkanı ve tek başkanlık olması kaydı yok. Bakın ben bir şey söyleyeyim; burada bir sandık var mı? Var. Sandıktan eğer diktatör çıkar diyorsanız, bu sandıktan çıkana çok büyük bir zulüm olur, haksızlık olur. Aynı zamanda sandıkta tercihini kullanan insanlara karşı da çok ciddi bir saygısızlık olur. Demokrasi nereden güç kazanıyor? Halktan. Buna biz milli irade diyoruz. Milli irade nasıl tecelli ederse, buna herkesin saygı duyması lazım. Hayır çıksaydı ne olacaktı, o zaman ne diyeceklerdi? Mesela ben böyle bir şeyi demezdim, ben saygı duyarım derdim, niye? Milletimin tercihi de onun için. Şimdi evet çıktığına göre, bakın hemen ana muhalefet, süratle Yüksek Seçim Kuruluna itiraza gitti, ardından Anayasa Mahkemesine gideceğim diyor, ardından AİHM’e gideceğim diyor. Bunların hiçbirinin ilgi alanı değil bu. İlgi alanı olmadığı halde buralara gitmekten bahsediyor ve sen yedi kez kaybettin, şimdi sekizinci kez kaybetti. Batı ülkelerinde bir kez, iki kez seçim kaybeden genel başkanlığı bırakır, bak bu da siyasetin ahlakıdır. Ama bunlarda böyle bir ahlak yok. Onun için Türkiye’de biz halkımızın iradesine saygı duyarız ve 14-15 sene içerisinde nasıl bir diktatörlük yapılmış çıkarsınlar da bunu göstersinler. Herkes rahat rahat istediğini konuşuyor, istediğini söylüyor. Ama asıl diktatörlük peşinde olanlar maalesef Batının desteklemiş olduğu, az önce gösterdiğim işte, bakın bu kişiler bütün o terör örgütlerini destekleyenlerdir ve bunların arkasında da Batının o güçlü medya organları var; bunu görmemiz lazım.

ANDERSON: Zaman ayırdığınız için çok müteşekkirim, teşekkür ederim.

ERDOĞAN: Ben çok teşekkür ediyorum.(ABD, CNN International – 19 Nisan 2017)