close
Genel

Doğu’dan Batı’ya Büyük Avrasya

russian-bear-cartoon

Sergey Karaganov * 

 

Kısa süre önce Vladivostok’ta gerçekleşen Doğu Avrupa Forumu’na katılan saygın yetkililer, oturumlardan birinde, Rusya’nın Doğu’ya doğru eksen kaymasının fikir babasının aslında kim olduğu konusunda bir tartışma başlattılar. İyi ki de başlattılar, çünkü uzun süredir Rusya’nın büyüyen Asya piyasalarına doğru ekonomik açıdan kaymasını savunmaktaydım. Tartışma, bu eksen kaymasının sadece gerçekleşmekle kalmayıp aynı zamanda da –en azından Rus elitinin zihninde- ivme kazandığına dair yeni bir kanıt oldu. Zaferin ardında binlerce fikir babası olur, ama mağlubiyet öksüzdür. Benzeri değişimler zihinleri Asya’nın kirli ve geri kalmış, Çin’in ise gerçek bir tehdit olarak görüldüğü Sovyet döneminde veya Batı’nın bizi gelip kurtaracağına inandığımız, ancak Batı’nın sadece ülkemizi neredeyse yerle bir etmekle kalmayıp aynı zamanda Doğu’nun yükselişini de gözden kaçırdığı 1990’lara takılı kalmış diğer Rusların zihinlerinde gerçekleşmeden önce belli bir zaman alacak.

 

Rusya’nın Uzak Doğusu Kalkınma Bakanlığı’nın iftiharla açıkladığı birçok veri, bu eksen kaymasının ivme kazandığını açıkça gösteriyor. Bölgeye olan yatırım, 2016 yılında 1,1 trilyon rubleyi aştı ve önümüzdeki yıl bir trilyon daha bekleniyor. 60.000 yeni iş alanı yaratıldı. 14 ileri kalkınma bölgesi, oldukça yararlı yatırım koşulları sunuyor (genel standartlar açısından oldukça normal, ancak Rusya açısından biricik); bölgenin birçok kısmı “Özgür Vladivostok Limanı” programına katıldılar ve önemli (aslında bölgesel standartlar açısından oldukça normal) ayrıcalıklar edindiler. Rusya’nın Uzak Doğusunun Kalkınması Fonu ve İnsan Kaynaklarının Gelişimi, Yatırım ve İhracat Desteği Ajansı, operasyonel hale geldi. bölgenin kalkınmasına yönelik kilit yasalar ve modernleştirme programı da benimsendi.

 

Bununla birlikte, halen yapılacak çok iş var. Hükümet, sadece yatırımcıları cezbetmemeli, aynı zamanda müstakbel piyasalara yönelik yeni üretim tesisleri kurmaları veya yükselen teknoloji zincirlerine uyum sağlamaları için onlara (her ne kadar giderek olumsuz olsa da) dünya ekonomisi ve Güneydoğu Asya piyasalarının gelişimine dair tahminlere dayalı net dış ekonomi stratejisi sunmalı. Diğer türlü, yatırımların hiçbir anlamı olmayacak veya zarar doğuracak veya en iyi tahminle iç piyasaya yönlendirilecek, dolayısıyla ihracatın güçlendirilmesi mümkün olmayacak, özellikle eski piyasalarda daralan küresel talep ortamında kalkınma için gereken yeni piyasalara ve dış kaynaklara erişim güvence altına alınamayacak.

 

Rusya’nın Asya ile olan ticaretindeki göreceli artış ve Çin’in artık bir numaralı ticaret ve iki numaralı yatırım ortağı haline gelmesi memnuniyet verici olabilir; ancak artık Asya ile de ticaretimizi çeşitlendirmeye başlamanın vakti geldi; keza böylelikle bize şu an için dostça yaklaşan Çin’e olan aşırı bağımlılığımızın önüne geçmiş oluruz. Bu tür bir bağımlılık hali, Rusya’nın siyasi pozisyonlarını zayıflatacak ve ekonomik pazarlık doğrultusunda elindeki kartları azaltacak. Japonya, Güney Kore ve ASEAN ülkeleri, modern teknolojiler ve mali kaynaklar sağlayabilir, ancak en önemlisi hem Doğu hem de Batı’da manevra gücü sunabilir.

 

Rusya-ASEAN arasındaki son zirve, oldukça başarılıydı ve şu anda ekonomik ve mümkünse askeri-siyasi içerikle geliştirilmesi gereken bir dizi anlaşma üretti.

 

Rusya’nın Uzak Doğusu’nun batısında da belli bir ilerleme kaydedildi. Orta Asya’da iki ülke arasında –Rusya ve Çin’de birçok kesimin ürktüğü ancak bölge dışında çoğu kişinin arzu ettiği gibi- bir çatışmanın patlak vermesi yerine, Moskova ve Pekin, Tek Kemer Tek Yol projeleri ile Avrasya Ekonomik Birliği’ni “eşleştirme” noktasında uzlaştılar.

 

İki ülke şimdilerde somut entegrasyon ayrıntılarını görüşüyorlar. (Bildiğim kadarıyla, iki girişimi “eşleştirme” kavramı ilk olarak Rus diplomat Igor Morgulov tarafından önerilmişti.) Her ne kadar gecikmiş olsa da Azerbaycan üzerinden önümüzdeki yıllarda hızla büyümesi beklenen İran ve Hindistan’a bağlayan bir demiryolu kurmak üzere bir anlaşmaya varıldı.

 

Ancak Rusya’nın Avrasya için bir merkez ve bağlantı olarak mümkün olan en iyi jeo-ekonomik ve jeo-politik pozisyona varmak ve “çok güçlü” hale gelmeksizin veya komşularını korkutan potansiyel bir hegemona dönüşmeksizin Çin’e yapıcı ve dostane bir karşıt-ağırlık oluşturmak üzere daha çok şey yapması gerekiyor.

 

Son olarak, küreselleşmeden uzaklaşma süreci hız kazanırken dünya ekonomik düzeni giderek parçalanıyor ve ABD kendi siyasi kazanımlarını sağlamak üzere bir silah olarak ekonomik karşılıklı bağımlılık ve ekonomik bağlarını giderek daha fazla kullanırken, Avrasya açısından bu tehlikeleri önlemesi ve –inşallah- dağılmakta olan eski dünyanın yerini alacak olan daha adil ve daha istikrarlı bir dünya düzeninin beşiği haline gelmesi asli önem arz etmektedir.

 

 

ABD’nin Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Batı’nın siyasi, ekonomik ve ideolojik hegemonyası temelinde inşa etmeye çalıştığı dünya düzeninin yaşamasının mümkün olmadığı kanıtlandı.

 

Bu düzen, 2000’li yılların ortalarından itibaren çatırdamaya başladı. Bunun sebebi, hem Batı’nın genellikle kriminal düzeyde yaptığı hatalard –örneğin Yugoslavya, Irak ve Libya’daki saldırganlıklar- hem de nihai zafere benzeyen başarısından sarhoş olmasıydı.

 

Tüm bunlar ise, ABD’de emperyalist ülkelere özgü bir aşırı yorgunlukla ve eylemin kritik açıdan önemli olduğu bir dönemde, henüz ufukta bir değişiklik görülmeyen umarsız bir krize yol açan bir şekilde Avrupa Birliği içerisinde bir dizi gaf ve ataletle sonuçlandı.

 

Avrupalı elitin bir kısmı, eriyen birliklerini, Rus-karşıtı bir söylem yoluyla konsolide etmeye çabalıyor (şimdilerde yaptırım politikasının beyhude olduğu görüldü, ancak AB Alman liderliği altındaki “birliğini” göstermek ve Berlin’in Washington’a sadakatini sergilemek için bu yaptırımları sürdürüyor). Bununla birlikte, bir birliği çözülmeden kurtarmak için son derece uyduruk bir zemin bu. Avrupalılar bunu oldukça net bir şekilde görüyorlar, ancak ellerinde hiçbir çözüm yok. Ayrıca, ABD’nin Avrupa’dan çekimser kalsa da kaçınılmaz bir şekilde çekileceğini de öngörüyorlar. Avrupalıların mevcut açmazdan yapıcı bir şekilde kurtulmanın yolunu bulmak için en azından teorik düzeyde bir şansa ihtiyaçları var.

 

Batı’nın 1990’lı yıllardan beri dayatmaya çalıştığı dünya düzeninin içinde bulunduğu kriz, 2010’lu yıllarda Rusya ve bir nebze de Çin ve diğer yeni liderler tarafından kendileri için adaletsiz, dezavantajlı, dünya için de tehlikeli ve her şeyden de önemlisi işlevsiz olarak görülüp meydan okunduğunda kötü bir şekilde kızıştırıldı. Bu noktada da yeni bir alternatif önerisi getirildi.

 

Rusya ve Çin, birlikte ve resmi olarak, Büyük Avrasya Ortaklığı veya topluluğu kavramını, ekonomik, lojistik ve enformasyon işbirliği ve Şangay’dan Lizbon’a, Yeni Delhi’den Murmansk’a kadar barış ve güvenlik tesisi için ortak bir alan olarak ortaya attı.

 

19.yüzyılda, Rusya, Avrupa’yı Pasifik Okyanusu’na kadar genişletti. Daha önceleri Rus-Alman ve Rus-Hollandalı şirketler ve bankaların işgal ettiği evler, şu ana kadar Vladivostok, Khabarovsk ve Sibirya’nın diğer kentlerinin sokakları için gerçek bir dekor olmaya devam ediyor.

 

Bugünlerde Rusya’nın karşısında, halen müreffeh ve teknolojik olarak ileri bir ülke olup krizlerle çalkalanan bir ülke olarak, bir başka kanal veya belki de yükselen Asya ve Avrupa arasındaki entegrasyon merkezi olarak hareket etmesinden kaynaklı siyasi ve ekonomik faydaları toplamak gibi bir fırsat duruyor.

 

Ancak en önemlisi, yeni bir statü elde etme şansı bulunmaktadır: Asya’da sahip olduklarıyla birlikte Avrupa periferisinde değil, yükselen Büyük Avrasya’nın merkezlerinden biri olarak geleceğe yönelik bir Atlantik-Pasifik gücü olarak.

 

Doğal olarak, yeni bir topluluk içerisinde öncü bir rol için Rusya’nın ekonomik ve teknolojik kalkınmaya yönelik aktif bir politika izlemesi gerekir. Bununla birlikte, en başından itibaren Avrasya çerçevesine ve teknolojik zincirlere uyum göstermesi gerekecektir. Büyük Avrasya içerisinde Rusya eski ve yeni ortaklarıyla birlikte, çok az sayıda ileri teknoloji malı, gıdası, su yoğun ürün ve derin seviyelerde işlem gören bir dizi ham maddeyi üretip tedarik edebilir. Ancak daha da önemlisi, kıtada başlıca güvenlik sağlayıcı haline gelebilir –ki zaten de öyledir- ve bu süreçte “eski” liderleri öfkelendirebilir.

 

Büyük Avrasya konsepti de Batılı ittifakların yaygınlaşması ve Rusya’nın buna doğal tepkisiyle Avrupa’da yaratılan ve eski çerçeve içerisinde çözülemeyen güvenlik sorunlarının çözümüne yardımcı olacaktır. Avrupa alt kıtasının karşılaştığı, göç, terörizm, dini aşırıcılık, artan ekonomik eşitsizlik ve gençler arasında kitlesel işsizlik gibi gerçek güvenlik sorunları (kimilerinin canlandırmaya çabaladığı çatışma artıklarından ayrı olarak) ancak kıta çapında ele alındıklarında çözülebilirler.

 

Şurası açıkça ortada ki, Büyük Avrasya’da kalkınma, işbirliği ve güvenliğe yönelik bir topluluk ve ortaklık, ona katılmak isteyen tüm devletlerin ortak bir projesidir. Çerçevesi ise, eski ve yeni sorunlarla başa çıkma yollarının arayışı ve gerçek yaşamla düzenlenecektir.

 

Aşağıda, Rusya ve Çin’in başlattığı bir proje olarak Büyük Avrasya’nın jeo-ekonomik ve jeo-politik mimarisinin en azından benim açımdan bariz olan unsurları yer alıyor.

 

Coğrafi açıdan, proje muhtemelen Şangay İşbirliği Örgütü’ne, Avrasya Ekonomik Birliği’ne, ASEAN’a katılan, İpek Yolu ve Avrasya Ekonomik Birliği’nin entegrasyonuna müdahil olmuş ülkeleri –muhtemelen de Türkiye, İran, İsrail, Mısır’ı- ve Bölgesel Kapsamlı Ekonomik Ortaklık’la paralel olarak kurulacak olan ve Çin ve ASEAN’ın teşvik ettiği yeni bir ekonomik alanı (Hindistan, Japonya ve Güney Kore ile Rusya ve Avrasya Ekonomik Birliği üyeleri, bu yumuşak ekonomik gruplaşmayı inşa sürecine nasıl katılacaklarına karar verecekler) içerisine alacak.

 

Örgütsel olarak bakıldığında, Büyük Avrasya, Şangay İşbirliği Örgütü, Avrasya Ekonomik Birliği ve diğer örgütler gibi birçok ekonomik ve siyasi projenin koordinasyonunu temel almalı ve Avrasya’daki mali kurumları hızla çoğaltmalı, mümkünse de AB’nin peşinden gitmeli. Şangay İşbirliği Örgütü,  terörizmle ve siber suçlarla mücadele ve göçü kontrol çabaları dahil olmak üzere ekonomik, finansal ve güvenlik politikaları ile ticareti serbestleştirmek, teknik standartları koordine etmek üzere kurulacak komite ve müzakere forumlarıyla birlikte bu süreçte bağlayıcı bir madde olarak işlev gösterebilir. Şangay İşbirliği Örgütü de ekonomik ve siyasi anlaşmazlıkları çözmek üzere bir tahkim mahkemesi kurma ihtiyacı duyabilir.

 

Büyük Avrasya topluluğu veya ortaklığı, gerçekçi ve aydınlanmış ilkeleri temel almalı. Bunlar arasında aşağıdakiler yer almaktadır:

 

  • Tüm üye ülkelerin daha yüksek bir refah seviyesine getirilmesi ve bunun için de kıta çapında bir serbest ticaret alanına doğru aşamalı bir hareket sağlanması;
  • Serbest, yani liberal, kıta çapında ve küresel bir ekonomik sisteme ve bu sistemin parçalanması ve siyasileşmesini önlemeye dönük çabalara destek;
  • Herkese yarar sağlayacak şekilde pozitif toplamlı bir oyun temelinde işbirliği;
  • Bu topluluğu ve genel olarak dünyayı oluşturan tüm ülkelerin devlet egemenliği ve toprak bütünlüğüne koşulsuz saygı;
  • Siyasi çoğulculuğa, tüm ulusların kendi kalkınma ve yaşam biçimini seçme hakkına eşit şekilde koşulsuz saygı, dış müdahaleden azade olmaya, kültürel çoğulculuğa, din ve inanca hoşgörüye deste. Kıtada ve dünyanın geri kalanında yaşayan insanlar günün birinde farklı bir siyasi model versiyonlarıyla –yani lider demokrasisi- gelebilir. (Bu düşünceyi, Rusya’nın saygın dış ilişkiler uzmanı Fyodor Lukyanov’dan ödünç aldım). Veya hiçbir şekilde ortak bir model olmayabilir.
  • Eski askeri-siyasi ittifakları ve bölünmeleri canlandırmak veya yenilerini yaratmak için güç kullanımı politikalarına direnç gösterilmesi;
  • Çevre kirliliği ve iklim değişikliği gibi kıta çapında ve küresel sorunların çözümünde ileri –Avrupa düzeyinde olanlar da dahil- uygulamalar kullanarak işbirliğine yönelik taahhüt verilmesi.

 

 

Bunlar sadece yeni ilkeler değil. Sağduyu ile harekete geçirilen ve BM Şartı ve diğer uluslararası kurumlar tarafından farklı şekillerde açıklanan ilkeler. Sorun şu ki, uygulanmıyorlar. İnsanoğlunun ve dünyanın ilerleyişi, hoşgörüsüzlük, savaşlar ve gerileme ile birlikte tersine çevrilebilir.

 

Büyük Avrasya içerisinde bu ilkelerin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi için bir çaba sarf etmeli, ardından bu ilkeleri dünyanın geri kalanına örnek sunarak ve işbirliği yoluyla yaymaya çabalamalıyız.

 

Doğal olarak, bu proje, tüm ülkelere ve kıtalara açık ve böyle de kalmalı. Dünyanın en büyük oyuncusu olan ABD’yi izole etmeye çabalamamalı. Ancak, tercihini yapmak Amerika’ya kalmış. On yıllar önce, savaş sonrası Avrupa’nın geniş bir kısmına yardımcı olmuş ve düşmanları yenmiş, modern küresel uluslararası ekonomi sistemini yaratmada kilit bir rol oynamıştı. Ancak, 1990’lı yıllarda küresel hegemonyaya oynayıp daha sonra bunu kaybetmiş bir ülke olarak şimdilerde bunun intikamını almaya çabalıyor. Birçok bölge ve ülkenin istikrarını bozmaya nesnel şekilde yardım eden (ve birçok kişinin düşündüğü gibi kötücül bir niyetle) şekillerde hareket etmek suretiyle, ABD prestijini yitirdi ve şimdilerde siyasi bir krizden geçiyor.

 

Ancak insanoğlu Amerika’nın harekete geçmesini bekleyemez. Amerikan politikasının en tehlikeli dışavurumlarını engellemek için Rusya’nın kararlı adımlarıyla birlikte, yerle bir olmuş iki kutuplu dünya düzenine ve çürüyen tek kutuplu düzene yapıcı bir alternatif inşa etmek gereklidir. Büyük Avrasya topluluğu veya bir ortaklık, bu yeni dünya düzeninin kilit unsurlarından biri olabilir ve olmalıdır.

 

İngiliz şair Rudyard Kipling, şiirinde şöyle yazmıştı: “Doğu Doğu’dur, Batı da Batı ve bu ikilinin yolları hiçbir zaman kesişmeyecektir.”

 

Bu şiiri daha önce hiç okumamış olanlar, medeniyetler çatışmasının kaçınılmaz olduğunu söylemek için buna sık sık atıfta bulunurlar. Ancak şiirin sonunda Kipling, Doğu ile Batı’nın birbirine karşılıklı saygı göstermek suretiyle bir araya gelebileceğini söyler. Saygının, daha büyük Avrasya için bir sıçrama tahtası olduğundan hiç şüphe yok.

 

  • Tarih alanında doktora derecesi bulunan Sergei Karaganov, Rusya Ulusal Araştırma Üniversitesi – İktisat Yüksek Okulu’nda Dünya Ekonomisi ve Uluslararası İlişkiler Okulu dekanıdır. Kendisi ayrıca Rusya Dış Politika ve Savunma Politikası Konseyi onursal başkanıdır.