close
Genel

Küresel Etkilere Sahip Yeni Eğilimler

2

Çin, dünya sahnesinde yükselen bir güç olup nüfuzunu Asya ötesine doğru hızla genişletmektedir. Çinli firmalar şimdilerde Latin Amerika’ya yoğunlaşmakta, bölgede geleneksel ortakların rolünü yeniden dengelemektedir. Çin’in ülke dışındaki angajmanı yeni bir mesele değildir; ancak bu “dışarıya açılma stratejisine” ayrılan kaynaklar çarpıcı şekilde artmıştır ve Çin’in küresel liderlik rolünü artırmaktadır. Bu, Batı’dan Doğu’ya büyük çaplı bir ekonomik ve siyasi yeniden dengeleme sürecine –bir diğer ifadeyle “refahın yer değiştirmesine”- eklemlenmektedir. (1)

 

Çinli şirketler hızla Latin Amerika’ya doğru ilerlemektedir ve 2003 yılından beri 110 milyar doların üzerinde bir yatırımları olmuştur. Bu yatırımların büyük kısmı ise son 5 yılda yapılmıştır. Bir zamanlar küresel doğrudan yabancı yatırım akışları için en favori ülke olan Çin, şimdilerde yurtdışından varlık elde etme yollarını araştırıyor. Geleneksel olarak Çinli şirketler Latin Amerika’daki yatırımlarını madencilik sektörüne odakladılar. Şimdilerde, tüm yatırımların yarıdan fazlası hizmet sektörünü – özellikle de ulaştırma, finans, elektrik, bilgi ve iletişim teknolojileri ve alternatif enerji- hedefliyor; Çin’in bölgedeki varlığının önemini artırıyor.

 

Çin’in artan etkisi, aynı zamanda dikkatini başka noktalara yöneltmiş olan ABD’nin azalan angajmanının bir sonucudur. Kısa süre önce Trans-Pasifik Ortaklığı’ndan (TPP) çıkması, bu eğilimin devam edeceğinin göstergesi olabilir. (2)

 

Küresel ekonomik düzende aktif bir rol oynama iradesiyle Çin, bölgeye ekonomik ve finansal destek sağlıyor. Bu, aynı zamanda Çinli firmalara genişlemeleri için kapıları açmanın bir yolu (3). Krediler vererek, doğrudan yabancı yatırımları artırarak ve daha güçlü ticaret bağları kurarak, Çin, şirketlerinin ihracat sektörü için piyasa erişimini korumalarını ve kapasite fazlası olan altyapı gibi sektörlere yeni pazarlar açılmasını sağlıyor.

 

Güçlü ekonomik büyümenin sürdürülmesi aynı zamanda Çin’in sosyal ve siyasi istikrarı açısından önemlidir. Ekonominin sağlığını korumasını sağlamak, bir açıdan, makul fiyatlandırılmış enerji kaynakları ve diğer emtiaları güvende tutmak demektir. Çin Ulusal Petrol İşletmesi CNPC ve Sinopec gibi –Çin’in birinci ve ikinci en büyük petrol firmaları- devlete ait petrol şirketleri, ülke dışındaki faaliyetlerini hızla yaygınlaştırdılar. Bu firmalar, Çin’e petrol ihracatının uzun vadeli istikrarını koruyorlar, aynı zamanda Latin Amerika’daki birçok hükümetin finansal geleceğinde artan bir rol oynuyorlar.

 

Doğrudan Yabancı Yatırımın Yumuşak Güç Etkileri

 

Teoride, alıcı ülke için doğrudan yatırımın ekonomik faydaları nettir: daha fazla istihdam, daha yüksek maaşlar, bilgi transferi, verimlilik artışı ve ticaretin artması. Ancak bunlar ülkeye yatırım yapmanın stratejik faydalarıdır ve önemlidir. Doğrudan yabancı yatırımın yatırımcı ülke açısından yumuşak güç etkileri oldukça önemli olabilir: Yurtdışındaki imajın iyileştirilmesi ve diğer ülkeleri, uluslararası örgütlerde kendisiyle aynı tarafta saf tutmaya ikna etmek ve diğer ülkelerde politikaları dostane bir şekilde şekillendirmek bunlardan bazılarıdır. Uluslararası yatırımdaki diğer aktörlerde olduğu gibi, Çinli şirketler –çoğunluğu devlet şirketleridir- ekonomik eğilimleri hükümetlerin öncelikleriyle uyumlaştırma kapasitesine sahiptir. Aynı zamanda Çin, ülkelerin iç işlerine karışmama ve karşılıklı olarak saygı gösterme ilkesini açık bir şekilde belirtmektedir. (4)

 

Çin’in doğrudan yabancı yatırımları aniden artırması, Latin Amerika ile işbirliğine dönük bir stratejinin parçası olarak anlaşılabilir. Çin aynı zamanda bölgede devlet-öncülüğünde bir kalkınma politikasını da teşvik etmektedir. Buna göre, artan küresel yatırımlar aynı zamanda uluslararası arenada artan nüfuz anlamına gelebilir. Latin Amerika, meseleleri uluslararası düzeyde şekillendirmeye dönük olarak Çin’in çabalarında önemli bir rol oynayacaktır. Aynı zamanda Çin’in doğrudan yabancı yatırımları, bölgeye, geleneksel ortaklarla – örneğin ABD ve Avrupa Birliği ile- müzakere ederken daha büyük bir koz verebilir. (5)

 

Yeni Gerçeklik: Çinli şirketler gözlerini Latin Amerika’ya dikmiş durumdalar

 

Brezilya’nın güneydoğusundaki Campinas şehrinde Çinli şirket BYD (“Build Your Dreams” – “Hayallerini İnşa Et” sloganının kısaltılmışı) son teknolojiyi kullanarak bir solar panel fabrikası açtı. “Çifte cam” adı verilen bu yeni teknoloji, güneş gücünü daha etkin bir şekilde aktarıyor ve panellerin ömrünü elli yıla çıkartıyor. BYD, Latin Amerika’da otomobil endüstrisi de dahil olmak üzere birçok stratejik yatırım yapmış olan, son derece yenilikçi bir küresel şirkettir.

 

Bu örnek, bölgedeki bir dizi örnekten sadece biridir. Çinli şirketler, önlerindeki birçok yatırım fırsatını fark etmişlerdir. Ve yeni veriler, petrol ve madenciliğe yapılan geleneksel yatırımların yanı sıra, hizmet sektörü ve otomotiv ve IT gibi endüstrilerin büyüyen hedefler olduğunu göstermektedir.

 

Çinli şirketler artık Latin Amerika’nın elektrik üretimi ve aktarımında artan bir payı kontrol ediyorlar. Kritik altyapıya yapılan bu tür bir yatırım, Latin Amerika ülkelerini daha verimli ve rekabetçi hale getirmede yardımcı olabilir. Elektrik gücü, Çin’in inşa ettiği yenilenebilir enerji kaynakları –örneğin su, rüzgar ve güneş- tarafından giderek daha fazla üretilecek. Ve giderek artan sayıda ticari işlem, Çin devletine ait bankaların üzerinden yapılacak. Bu, Latin Amerika’daki Çinli doğrudan yabancı yatırımların giderek yeni çehresi haline geliyor.

 

Çinli şirketler, Latin Amerikalı yeni orta sınıf tüketici kuşağı İnternet’e bağlamada daha büyük bir rol üstlenecek; keza son birkaç yılda ağ ekipmanı ve telekomünikasyon alanlarında çok fala anlaşma yapıldı. Çin, tek taraflı veya çok-taraflı İnternet yönetişiminin tanımında giderek artan bir rol oynayabilir; keza beriki, Brezilya ve Arjantin gibi ülkeler tarafından bölgesel olarak desteklenmektedir. (6)

 

Latin Amerika’ya Gelecekte Yapılabilecek Yatırımlar

 

Latin Amerika, ekonomisini ayakta tutabilmek için birçok zorlukla karşılaşmıştır. Büyümeyi yönlendiren temel etmenler, son birkaç yılda ortadan kalkmış; küresel ticaret artışı ciddi anlamda yavaşlamış ve emtia fiyatları düşmüştür. Bu durum 2015 ve 2016 yıllarında, iki sene boyunca negatif büyüme sergilenmesine yol açmıştır (büyüme tahminleri 2017 yılı için daha pozitif olsa da). Beklenen büyümenin yüzde 1’in üzerinde olacağı belirtiliyor. Latin Amerika’nın büyümesine dair olasılıklar altüst edilirken, doğrudan yabancı yatırım, yukarı yönlü gidişatın sürdürülmesinde önemli bir rol oynayabilir. Bölgenin potansiyelinin büyük kısmı, resesyondan çıkan ülkelere (Brezilya, Venezüella, Ekvator ve Arjantin) ve bu ülkelerin kendilerini ekonomik ve kurumsal bir çalkantıdan kurtarma yeteneklerine dayanmaktadır.

 

Latin Amerika, birçok dış etmenden dolayı Çin’den çok fazla miktarda doğrudan yabancı yatırım çekmeye devam edecek bir pozisyonda. Çin ile ABD arasındaki ilişkinin belirsizliği, teoride, ABD’de Çin’in büyük çaplı işlerinin yavaşlamasına ve bazı yatırımların potansiyel olarak bölgeye kaymasına yol açabilir. ABD aynı zamanda ulusal güvenlik sebepleriyle Çin devletine ait şirketlerden gelen yatırımları gözden geçirmeyi tasarlıyor. (7) Benzeri bir durum Avrupa’da da yaşanıyor. Almanya’da bazı kesimler, ulusal çıkarlara zarar verebilecek türden işlemleri engellemek üzere daha fazla güve sahip olmaları gerektiğini ileri sürüyor (8). Çin’in başka yerlerdeki yatırımlarının önündeki engellerin artması ise, Latin Amerika’nın avantajına olabilir – her ne kadar diğer etmenler, Çin’in doğrudan yabancı yatırım akışlarının artmasında bir rol oynasa da.

 

Son on yılda Latin Amerika’da siyasi spektrumun farklı noktalarındaki hükümetler, yabancı yatırımın önündeki engelleri azalttılar. OECD’nin hazırladığı Doğrudan Yabancı Yatırımın Önündeki Kısıtlamalar Endeksi’ne göre, birçok ülke, ABD’nin düzeyinde veya ona yakın – bunlar arasında Arjantin, Şili, Kolombiya ve Brezilya da var.

 

Çinli şirketler aynı zamanda biraz nakit para arayışı içerisinde. Çin’in ekonomisi, yüzde 6,6 dolaylarına gerileyerek iki haneli büyüme rakamlarından bir gerileme gösterdi (OECD’nin 2017 tahmini) (9) ve birçok büyük Çinli firma gelirleri için ağırlıklı olarak iç piyasaya bel bağlıyorlar. Buna ek olarak ve ekonominin etkileyici performansı ve daha önce görülmemiş yoksulluk azaltma girişimlerine rağmen (1980 yılından beri yaklaşık 700 milyon kişi yoksulluktan kurtuldu), ekonomik dengesizlikler baş gösterdi (10). Aynı zamanda Çin’i büyümesi de uzun zamandır yatırımlar eliyle gerçekleşiyor. Yüksek tasarruf oranları da bunu destekliyor. Büyüme modelinin bariz finansal riskleri olup, ağır endüstri ve gayrimenkul alanlarında kapasite fazlası söz konusu. (11)

 

2016 yılında ülkeye çok yüksek miktarda sermaye bırakıldı ve bu da Çin’in para birimi olan renminbi’nin değerini kaybetmesi yönünde bir baskı doğurdu (12). Yatırımcılar ve hatta Çin’deki sıradan aileler, varlıklarını diğer para birimlerinde –özellikle de ABD dolarında- çeşitlendirmenin yollarını aradılar. Yetkililer, para kaçışlarını durdurmak üzere sıkı sermaye kontrolleri uyguladılar (13). Bu durum ise, dışarı giden doğrudan yabancı yatırım akışları üzerinde ciddi bir etki doğurdu; ancak bu kısıtlamalar ağırlıklı olarak finansal piyasa yatırımcılarını ve tüketicileri hedefledi ve büyük Çinli çok-uluslu şirketler üzerinde pek fazla bir etki doğurmadı. Çinli şirketlerin temel uzmanlık alanlarının dışına yatırım yaptıklarında hedef haline gelme olasılıkları daha yüksek – örneğin bir sigorta şirketi gayrimenkul sektörüne girdiğinde (14) Çinli firmalardan maden, elektrik, alternatif enerji gibi alanlara yapılan yatırımların çok fazla etkilenmesi pek mümkün gözükmüyor; keza bunlar bunlar, Çin’in gelecekte Latin Amerika’ya yapacağı yatırımın işareti. 2017 yılında, ülke dışına akan paraların kontrolünün hafiflediğine dair bazı işaretler alınmaya başlanmıştı.

 

Çin’in Küresel Doğrudan Yabancı Yatırımının Profili

 

Çin’in ekonomi, son otuz senede iki haneli rakamlarda büyüdü; bu da enerji güvenliğine dair önceliği ve ucuz doğal kaynaklara erişim gereğini artırdı. Keza herhangi bir aksaklık olması durumunda, kalkınma modelleri üzerinde sonuçlar doğurabilirdi. Ülkenin kurumsal istikrarı aynı zamanda sıradışı ekonomik başarısına dayanıyor. Dolayısıyla Çin, şirketleri, gereken kaynakları güvence altına almanın ve güçlü ekonomik büyümeyi kolaylaştıran gelir kaynaklarını çeşitlendirmenin gerekli bir bileşeni olarak yurtdışına yatırım yapmaya teşvik etti.

 

2000’li yılları başında, Çin hükümeti, Çinli şirketlerin “dışarıya çıkış stratejisi” açıklamak suretiyle uluslararasılaşması yönündeki arzusunu ifade etti. bu strateji, küresel mali krizin ardından gelen yıllarda önem kazandı; keza Çinli politika yapıcılar, özellikle doğal kaynaklar ve enerji kaynaklarındaki varlıklarının değerinin azaldığını gördüler. Şimdilerde Çin, aldığından daha fazlasını ülke dışına yatırıyor – bu, çok önemli bir dönemeç. Ve şirketleri ülke dışındaki portföylerini genişlettiler.

 

Çin’in ülke dışına giden doğrudan yabancı yatırımı 2016 yılında yeni bir zirve noktasını gördü ve 200 milyar doları aştı. Bu durum, piyasaları ve politika yapıcıları şaşırttı. O sene Çinli şirketler, dünya çapında doğrudan yabancı yatırımların yüzde 10’undan fazlasını oluşturdular. Bu, on yıl önce yüzde 2’nin altında bir yatırımın söz konusu olduğu bir ülke için çarpıcı bir başarıdır. Aslında, Çinli firmalar tarafından 2016 yılındaki şirket birleşmeleri ve şirket alımları, tamamlanan işlemlerde 140 milyar doları buldu – yani ABD’li şirketlerden hemen sonra geliyorlardı. (15)

 

Son iki sene, Çin’in ülke dışına yapılan yatırım stratejisinde bir dönüşüm söz konusu oldu. Çin’in geleneksel yatırımları ağırlıklı olarak fosil yakıtlar, metaller, tarım ve diğer doğal kaynaklardaydı. Son yatırım faaliyeti genellikle aynı hedefleri izliyor; ancak Çin’in ekonomisini kökten dönüştürme çabalarının da izinden gidiyor. Gayrimenkul, bilgi teknolojisi, eğlence, finans ve ulaştırma alanlarındaki anlaşmalar, büyük şirket alımlarının hedefi oldu. (16) Tarihte en büyük şirket birleşmesi & şirket alımı anlaşması 2016 yılında yaşandı: ChemChina, İsviçreli bir tohum ve böcek ilacı şirketi olan Syngenta’yı satın aldı. Çin’in HNA Grubu aynı zamanda Hilton otellerinde 6 milyar dolarlık bir hisse aldığını açıkladı ve Çinli bir şirket, yaklaşık 5 milyar dolar karşılığında merkezi Almanya’da bulunan önemli bir robot firmasını satın alma konusunda uzlaştı. Çinli firmalar, teknolojik bilgiye, marka değerine ve stratejik varlıklara –örneğin yarı iletken ve diğer ileri imalatçılar- sahip olan daha yüksek değerli şirketleri açık bir şekilde hedefliyorlar.

 

Çin’in bölgede yatırımının kalitesi de dikkat çekti; keza çevresel düzenlemeler, yerel çalışma yasaları ve diğer yatırım standartları Çinli şirketlerle tartışılıyor. Çevresel etki, Latin Amerika hükümetleri açısından kısa süre önce ortaya çıkan bir tartışma konusu olmuştur; çünkü bölgenin Çin’e ihracatı halen çevresel açıdan hassas sektörlere odaklanıyor. Bu ihracat sektörlerine yatırım yapılması ise görece daha az iş yaratıyor ve Latin Amerika ve Karayiplerin ortalama ihracatlarına kıyasla çok daha büyük bir çevresel etki doğuruyor. Keza, Boston Üniversitesi’nin Küresel Ekonomik Yönetişim Girişimi’ne göre, “2009-2012 yılları arasında bölgenin Çin’e ihracatı, ihracat değeri açısından 1 milyon dolar başına kırk dört ila kırk yedi doğrudan iş yarattı. Dünya çapında yapılan aynı ihracat değeri ise, söz konusu dönemde elli dört ila elli altı arasında doğrudan iş yarattı. (17) Dahası, Çin’e yapılan satışlar çok daha fazla seragazı emisyonu doğuruyor ve bölgenin dünya çapındaki ihracatına göre dolar başına daha fazla su tüketiyor.” (18)

 

Bölgesel Odakta Bir Değişim

 

Çin’in Latin Amerika’daki doğrudan yabancı yatırımının kökenleri, petrol, doğalgaz, bakır ve demir cevheri gibi maden endüstrilerine yatırım yapan Çin devletine ait şirketlerde (SOE’ler) yatmaktadır. Bu, Çin’i güçlenen ekonomisini beslemek üzere doğal kaynakları destekleme stratejisidir. Emtiaya yapılan yatırım, 2015 yılında diğer yabancı firmalar Latin Amerika’da madencilik alanına yaptıkları geniş çaplı yatırımlardan geri çekilmeye başladıklarında ciddi bir şekilde düşüş yaşadıktan sonra bile devam etti.

 

Ancak şimdilerde Çinli şirketler, hizmetlerin artık GSYİH’nın yüzde 50’sinden fazla olduğu Çin’in ulusal ekonomisindeki değişimle uyumlu olarak, odak noktalarını hizmet sektörüne kaydırıyorlar.  Hizmetlere yönelik bu artan ilgi – elektrik üretimi ve aktarımından bilgi teknolojisi ve iletişime, finans ve ulaştırmaya dek- Latin Amerika’da orta sınıf tüketicilere ürün satışı konusunda artan bir güven doğuruyor.

 

Çin hükümeti de bu değişimi kolaylaştırdı. 10 sene önce Çin’in Latin Amerika’daki doğrudan yatırımı, çok düşüktü. Bu ortam kesinlikle değişti; keza Çin hükümeti 2007 yılında Latin Amerika’ya angajmanına dair ilk strateji (beyaz) raporunu yayımladı. İkinci rapor ise 2016 yılı sonunda geldi. Her iki rapor da, Çinli şirketlerin Latin Amerika’daki artan yatırımına atıfta bulunuyor. İkinci raporda ise, Çinli şirketlerin, ülkelerin bağımsız gelişme ihtiyaçlarına uygun hareket edeceğinden söz ediyor. (19)

 

Latin Amerika’da Çin’in doğrudan yabancı yatırımlarının kümülatif akışı, 110 milyar doların üzerine çıkmış durumda. Sadece Brezilya’ya 60 milyar dolar yatırım söz konusu. Avrupa halen bölgenin en geniş doğrudan yatırım kaynağı. Ancak Çin ona yetişmek üzere. Çin’den gelen yıllık doğrudan yabancı yatırım akışı son dört yılda 10 milyar doların üzerine çıktı. 2014 ve 2015 yıllarında Çin, Latin Amerika’ya dünya çapında yapılan doğrudan yabancı yatırımların ortalama yüzde 10’unun kaynağı. Bu, birkaç yıl önce düşük seyreden yatırımlara kıyasla çarpıcı bir değişim.

 

Daha önce sözü edildiği gibi, veriler, yeni endüstrilere doğru büyük çaplı bir kaymayı gösteriyor. Madencilik endüstrilerine yönelik yatırımlar bölgede Çin’in 2003-2012 yılları arasındaki toplam doğrudan yabancı yatırımlarının yüzde 60’ından fazlasına karşılık geliyor. Ancak, 2013-2016 yılları arasında Çin’in bölgeye yönelik doğrudan yabancı yatırımları yüzde 37’ye geriledi. Hizmet sektöründeki yatırımlar, 2003-2012 yılları arasında yüzde 21’den sonraki dört yıl yüzde 50’nin üzerine fırladı (alternatif enerji kaynakları dahil).

 

Elektrik üretimi ve dağıtımı, devlete ait Three Gorges’in Brezilya’daji hidroelektrik tesislerini Duke Energy’den satın alması da dahil kilit yatırımlara konu oldu. Bilgi teknolojileri, finans ve ulaştırma, hizmet sektörü yatırımında sıçrama yaşayan endüstrileri oluşturuyor. Huawei, ZTE, Hainan Airlines (HNA Group) ve Bank of Communications gibi Çinli şirketlerin tümünün son birkaç yılda Latin Amerika’da büyük yatırımları oldu. Bu durum, Çin’in ulusal ekonomisindeki değişimleri yansıtıyor; keza söz konusu ekonomi sağlık, kültür ve ticari hizmetler gibi hizmet alanlarına doğru kayıyor ve imalat sektörüne giderek daha az bağımlı hale geliyor.

 

Brezilya, bu yatırım akışlarının tercih ettiği bir destinasyon. Brezilya’ya dünya çapında gelen doğrudan yabancı yatırım 2016 yılında iki yıl öncesine kıyasla daha az olsa da (keza firmalar siyasi ve ekonomik belirsizlikten endişeleniyorlar), Çinli firmaların sayısı ikiye katlandı ve ülkeye bu zamana kadar yaptıkları en büyük yıllık doğrudan yabancı yatırımı gerçekleştirdiler: 11 milyar doların üzerinde. Çin’den Brezilya’ya finansal akışın sürekli artması da 2016 yılında ülkeye verilen büyük çaplı hükümet kredilerinde yansımasını buluyor; keza Çin Kalkınma Bankası’ndan gelen ve ağırlıklı olarak enerji projelerini finanse etmeye yönelik krediler yaklaşık 15 milyar doları buldu.

 

Brezilya’nın dışında bir dizi ülke de kısa süre önce Çin’den çok fazla miktarda yatırım aldılar. Meksika, üç yılda (2014-2016) Çin’le 4 milyar doların üzerinde kırkı aşkın anlaşma yaptı. Bu, daha önce en fazla beş anlaşma yapmış bu iki ülke açısından oldukça ciddi bir rakam. Bu anlaşmaların büyük kısmı; otomotiv, IT ve alternatif enerji endüstrilerinde. Arjantin de Çin’den gelen kümülatif doğrudan yabancı yatırımlarında yaklaşık 5 milyar dolar gördü. Buna, Chongqing Grain Group, ICBC, Chery Auto ve Sany’den yapılan yatırımlar da dahil. Bolivya, iki anlaşmayla 3,5 milyar dolar alırken, bu anlaşmalar Shengli International Drilling Co ve Bolivya devletine ait YPFB isimli petrol şirketinin 3 milyar dolarlık ortak girişimi ve Sinosteel’den madencilik ve metal endüstrisine 450 milyon dolarlık yatırımından oluşmaktaydı.

 

Peru ise, Çin ile uyumlu siyasi ilişkilerinden ve çok fazla doğal kaynağa sahip olmasından dolayı, Çin devletine ait madencilik şirketlerinden özel ilgi gördü. Sadece 2014 yılında, madencilik ve metal sektöründe 13 milyar doları aşkın dört anlaşma yapıldı. Genel itibariyle, 2014 yılında China Minmetals’in öncülüğündeki bir grup (MMG), 7 milyar dolarlık bir anlaşma ile Glencore Xstrata’dan bir bakır madeni satın aldı. CNPC, 3 milyar dolar karşılığında Petrobras Energia Peru’yu aynı sene satın aldı. Çinli bir alüminyum şirketi olan Chinalco ise, ilk başta 2008 yılında 2milyar dolarlık yatırım yaptı ve o zamandan beri söz konusu miktarı ikiye katladı.

 

Çinli firmalar, 2017 ve 2018 yıllarında 10 milyar dolar daha yatırım yapmayı ve bu yatırımları bakır ve demir cevheri çıkarma alanlarında gerçekleştirmeyi planlıyorlar (21). Çin, inşaat sektöründeki hızlı büyümesini sürdürmek için ucuz bakıra ihtiyaç duyuyor. Demirin önemi ise, Çin’in dünya çapındaki en büyük çelik üreticisi olmasından kaynaklanıyor. Çin’in çelik endüstrisi artık ciddi bir kapasite fazlalığı sorunuyla uğraşıyor ve bu durumun küresel sonuçları var, keza Çinli firmalar dünya çapındaki diğer çelik üreticilerini saf dışı bırakıyorlar ve dünya çapında şirketler –ABD ve Avrupa Birliği’ndekiler dahil- çelik ithalatlarının önüne yüksek engeller getirmeye başlıyorlar.

 

Şu noktada net olmak gerekiyor: Petrol ve doğalgaz ve madencilik ile metal endüstrileri halen Çin’in bölgedeki doğrudan yabancı yatırımlarında önemli bir yere sahip; kümülatif yatırımlarda 50 milyar doların üzerinde bir hacimleri var. Ancak, yıllık yatırımlar içindeki yüzdeleri daralıyor.

 

İmalat ve hizmetler sektöründe anlaşma sayısında bir artış gözlemlendi; keza Çinli firmalar Latin Amerika ekonomisinin diğer kısımlarına da nüfuz etmek için acele ediyorlar. Huawei, ZTE, Beijing Automotive ve BYD gibi şirketlerin tümü son yıllarda bölgeyi hedeflediler. Çin devletine ait bankalar da varlıklarını artırmak üzere bir dizi ofis açtılar. Elektrik üretimi ve dağıtımı konusunda Çin devletine ait State Grid şirketi kendi başına Brezilya’ya 7 milyar doları aşkın yatırım yaptı ve bunu da sıfırdan yatırım ve şirket birleşmesi & şirket alımı faaliyetlerinin bir bileşkesiyle gerçekleştirdi.

 

Sıfırdan yatırım

 

Çinli şirketler Latin Amerika’da birçok yeni şirket de kuruyorlar ve bunlar “sıfırdan yatırım” olarak biliniyor (22). Bunlar tipik olarak daha küçük çaplı yatırımlar olup, endüstriler arasında yayılmış durumdalar. Sıfırdan yatırımlardaki artış; Çin’in yatırımının varlık değerleri üzerinde daha büyük bir ekonomik etkisi olacağını gösteriyor. Sıfırdan yatırımlar, Çinli şirketlerin, işe alım, sermaye yatırımı ve strateji alanları dahil olmak üzere birçok alanda daha fazla kontrol sağladıkları anlamına geliyor. Bu yatırımlar aynı zamanda ülke içinde sermaye yaratımı için daha fazla finansal kaynağın erişilebilir hale gelmesini ve daha etkin teknolojiler için transfer edilmelerini hızlandırmayı da sağlıyor (23). Bunun sonucundaki etkilerden birisi; Çin’in bölgedeki doğrudan yabancı yatırımlarının endüstriyel açıdan çeşitlendirilmesinin, sıfırdan yatırımlar yoluyla sağlanmasıdır.

 

Latin Amerika’da sıfırdan yatırıma yönelik iki öncü kategori; metal ve madencilik ile otomotiv endüstrisidir. Aslında, Meksika ve Brezilya odak noktası olacak şekilde otomotiv sektöründe değeri 10 milyar doların üzerinde olan yetmişin üzerinde anlaşma söz konusudur. Bununla birlikte, araçların ithalatını kısıtlayan ticaret engeller, Brezilya’nın bazı anlaşmalarının ardındaki temel sebeptir. Piyasaya erişim, ülke içinde bir montaj tesisi kurulması anlamına gelmektedir.

 

Birçok Çinli şirket, Meksika’da yatırım yapmanın değerini anlamaya başlıyor. Güçlü bir imalat şirketi olan Meksika, üretim tedarik zincirine iyi bir şekilde entegre olmuş durumda. Bu da, orada yerleşik fabrikalar açısından etkinlik yaratıyor. Bunun kısmen sebebi, Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın (NAFTA) ABD ve Kanada piyasalarına açılması ve ara mal tedarikini sürdürmesidir. Meksika’nın da fabrika çalışanları için rekabetçi ücretleri vardır – ve bunlar bazı açılardan Çin’dekinden daha ucuzdur. Bu sebeplerden dolayı, Meksika’da otomobil montajı yapmak, her iki taraf açısından da karlıdır.

 

Şirket Birleşmeleri & Şirket Satın Alımları 

 

2010 yılından önce, Çinli firmaların içinde yer aldığı şirket birleşmeleri ve şirket satın alımları Latin Amerika’da oldukça az sayıdaydı. Ancak o zamandan beri Çinli şirketler bu gerçeğe uyandılar ve her yıl 6 milyar doların üzerinde bir şirket birleşmesi & şirket satın alımı faaliyetinde bulundular. Dolar üzerinden bakıldığında, anlaşmalar; petrol ve doğal gaz, madencilik ve metal ve finans açısından yüklüydü. Anlaşma sayısından bakıldığında ise, tarım, kimyasallar, otomotiv, IT ve tüketim malları ile elektronik dahil olmak üzere birçok endüstride anlaşmalar görüyoruz.

 

Brezilya yeniden lider olup; 2003 yılından beri Çinli firmalardan elli yedi anlaşma aldı. Şili, Arjantin ve Meksika’daki firmalar da Çinli yatırımcıların ortak hedefleri. Anlaşma sayısına bakıldığında, birçoğu bölgeyi yeni tanıyan Çinli yatırımcılar, farklı endüstriler arasında şirket birleşmeleri & şirket satın alımları faaliyetlerini yaygınlaştırıyorlar. Madencilik ve metal; yirmi beş anlaşma ile öncü durumda. Ancak petrol ve doğal gaz, finans, elektrik, tüketim ürünleri ve elektronik ile kimyasal ve kauçuk alanlarında da oldukça önemli sayıda anlaşmaya varılmış durumda.

 

2010 yılından beri Çinli bankalar ve finans firmaları Latin Amerika’da yirmiyi aşkın yatırımda bulundular. Şirket alımları arasında; BTG Pactual, Banco BBM ve BicBanco gibi Brezilyalı finans firmalarından Arjantin’in Standard Bank’ına kadar birçok şirket yer alıyor. Bank of Communications ve ICBC gibi daha niceleri de yeni perakende noktaları açıp kapsam alanlarını genişletiyorlar.

 

Devlet İşletmeleri

 

Madencilikten petrol ve doğalgaza, altyapıya, hidro-elektrik tesislerine dek Çin devletine ait işletmeler Latin Amerika’da yatırımlara hakim durumda. Bazıları aşırı kapasiteyi doldurmaya gelirken, bazıları da Çin’in uzun vadeli enerji ihtiyaçlarını güvence altına almaya çalışıyorlar. Örneğin Çin devletine ait Three Gorges Corp, dünyanın yenilenebilir enerjiye ihtiyaç duyan diğer yerlerine doğru rotasını çevirdi. Sinopec gibi diğerleri ise, varlıklar satın alıp Çin’e geri göndermek üzere petrol sondajına yönelik yeni alanlar araştırıyorlar. Finansal yatırımlar, Bank of China ve ICBC gibi devlet bankaları üzerinden yapılıyor. Bu durum, Çin’in ABD ve Avrupa’daki yatırımlarına tezat oluşturuyor; keza buralarda özel şirketler son yıllarda yatırım yapmaktan vazgeçiyorlar.

 

Peki Çin’in SOE’leri neden bu kadar baskın? SOE’ler, mali kriz sırasında hükümetin geniş çaplı teşviklerinin başlıca destinasyonu oldular ve rekabetçi endüstrilerde –inşaat, perakende ve toptan ticaret, otel ve restoranlar- ağırlıklı durumdalar. Buna ek olarak, Çin, dinamik sektörlerde özel yatırımı kısıtlıyor. Buna finans, lojistik ve telekomünikasyon gibi hizmetler de dahil. (24) Birçok endüstriyi kontrol etmeleri sayesinde ülke içindeki elverişli pozisyonları, çok daha fazla Çinli SOE’nin denizaşırı bölgelerde girişimlerde bulunmasına imkan tanıyor.

 

Çin’in doğrudan yabancı yatırımlarına dair derinlikli analiz

 

Brezilya ve Kilit Endüstriler

 

Brezilya

 

Brezilya Latin Amerika’da Çin’in 2010 yılında yükselişine başlayan doğrudan yabancı yatırımlarını çekmek konusunda öncü bir rol oynuyor. Toplam kümülatif yatırım, 60 milyar doların üzerine çıktı. Petrol ve doğalgaz sektörüne yaklaşık 14 milyar dolar yatırım yapıldı – her ne kadar birçok endüstri, madencilik, metal, ulaştırma, otomotiv, finans, elektrik ve kamu hizmetleri dahil her birine 5 milyar doların üzerinde yatırım alsa da.

 

Brezilya, Latin Amerika’da Çin’in doğrudan yabancı yatırımlarının yarıdan fazlasını kendisine çekti ve bu rakam artabilir. Brezilya-Çin Sanayi ve Ticaret Odası başkanı Charles Tang, 2017 yılında Çin’in 20 milyar doları aşkın şirket birleşmesi & şirket alımı faaliyeti yaşayabileceğini belirtti; keza daha fazla Çinli şirket dikkatini ekonomik ve siyasi krizler sebebiyle değerinin altında fiyatlandırılan Brezilya varlıklarına çevirmiş durumda.

 

Dünyanın en büyük elektrik şirketi olan devlete ait China State Grid Corp., Brezilya’daki elektrik piyasasının içinde yer alıyor. Firma, 2012 yılından bu yana Brezilya’ya 7 milyar doları aşkın yatırım yaptı. Bu yatırımlar, şirket alımları, ortak girişimler ve sıfırdan yatırımlar şeklinde oldu. Avustralya, İtalya, Filipinler ve diğer yerlerde elektrik şebekelerine yönelik anlaşmalara varan State Grid, 2015 yılında 330 milyar dolarlık yıllık satış yaptı (25). Firmanın CEO’su elektrik hatlarının sadece ulusal sınırları değil kıtaları da aştığı küresel bir elektrik şebekesi kurmayı planlıyor. Aynı zamanda, Belo Monte Barajı’nda üretilen elektriğin güneydeki daha kalabalık kentlere ulaşmasına yardımcı olacak aktarım hatları da inşa ediyor. State Grid, ve dolayısıyla Çin, Brezilya’nın gelecekteki başarısında büyük bir paya sahip olmak istiyor.

 

2016 yılında karamsar büyüme düzeylerine (OECD’ye göre -%3,6) ve kendini toparlama hızının yavaş olacağına dair öngörüler ışığında (2017 yılı için yüzde 0,7; 2018 yılı için ise %1,6 öngörülüyor) (26), Çin’in Brezilya’daki yatırımları memnuniyetle karşılanıyor – özellikle de ülkenin ciddi dış dengesizlikler ve büyük bir ticaret açığı yaşadığı bir dönemde. Çin’in elektrik, madencilik, otomotiv ve ulaştırmaya odaklanması, çok daha uzun vadeli bir stratejiye işaret ediyor; özellikle de ülkenin dış kaynaklarının giderek kıtlaştığı bir dönemde. Bu tür bir yatırımın getirebileceği kısa vadeli istikrarın yanı sıra, Çin’in doğrudan yabancı yatırımlarına dair olasılıklar ulusal ve ulus-altı düzeylerde de önemli olabilir. Çin’in bölgesel ve kentsel yönetimlere verdiği krediler (Çin’in kredileri söz konusu olduğunda Brezilya’nın yeri ayrıdır), altyapı geliştirmeye (özellikle de elektrik ve ulaştırma) yapılan doğrudan yapancı yatırımlara dek uzanabilir.

 

Enerji

 

Çin’in Latin Amerika’daki yatırımının kökenleri, geleneksel enerji sektöründedir – özellikle de kendi enerji güvenliğinin devam ettirilmesini amaçlamaktadır. En büyük yatırımlar; devlet firmaları olan Sinopec ve CNPC’nin kıta çapında şirket alımları ve petrol değerlerinin ortak girişimleri olmuştur. Çin devletine ait diğer büyük petrol şirketi olan CNOOC, 2016 yılı Aralık ayında Meksika hükümetinin açtığı on derin su bloğu ihalesinden ikisini kazandı. İhalelerin her birinin değerinin birkaç milyar dolar olduğu tahmin ediliyordu. Peru, Bolivya, Kolombiya ve Venezüella da bu firmalardan çok büyük yatırımlar çektiler. Brezilya’da yedi enerji tesisinin satın alınması ve 2010 yılında Brazil Iberdrola yan şirketinin alımı ile State Grid ve Sinhydro gibi firmaların daha önce sözü edilen ülkelerde geliştirdiği hidroelektrik tesisleri; Çin’in elektrik sektöründe büyük bir oyuncu olacağını gösteriyor.

 

Latin Amerika’nın elektrik sektöründe Çin’le ortaklığı, kesinlikle avantaj sağlayacaktır. Artan yetenekler ve ölçek, net bir avantajdır. Çin’in kurduğu istasyonların sayısı 2000 yılında 20 iken 2013 yılında bu rakam 529’a ulaştı. Deneyim; ikinci bir avantajdır – özellikle de teknolojik ilerlemeleri gündeme getirirken (yüksek voltaj, uzun menzilli elektrik aktarımı). Kırsal alanlara elektrik taşınması açısından da deneyim gereklidir. Fiyatlandırma konusunda ise, birçok Çinli elektrik şirketi, yüksek borç yükleriyle karşı karşıya olup kendi iç piyasalarının ötesine genişliyorlar. Dolayısıyla, rekabetçi düzeyde kalmaları gerekiyor. Ancak bunun bazı riskleri de var; özellikle de Çin menşeli ekipmanların uyumu ve bakımı konusunda. Kalite standartlarının güçlendirilmesi de giderek ivedi bir mesele halini alacaktır.

 

Alternatif enerji de büyük bir rol oynamaya başlayacak. Latin Amerika daha şimdiden yenilenebilir enerji projelerinde bir dünya lideri. Brezilya, Meksika ve Şili, güneş ve rüzgar projelerine büyük bir vurgu yapıyorlar. Çin, hidro-elektrik üretimi, güneş ve hatta nükleer enerji alanlarında çok fazla yatırım yapıyor. Çin’in Three Gorges şirketi gibi şirketler, bu tür birçok projeye müdahil oluyorlar.

 

İmalat

 

Ulaştırma hizmetleri giderek Latin Amerika’daki imalat sektörünün rekabet gücü açısından önemli hale gelmektedir (27). Çin’in lojistik ve dağıtım şirketleri Latin Amerika piyasalarına girdikçe (iki en büyük yatırım, Nova ve Shenzhen Investment Limited, nakliyata odaklanmaktadır), başarıları bölgenin genel performansı açısından kritik hale gelecektir.

 

Çin’i Brezilya ve Arjantin gibi ülkelerdeki imalat yatırımının önemli bir kısmı, otomobil ve elektronik gibi ürünlere yönelik ithalat engellerine bağlanabilir. Her iki ülke de, yerel düzeyde fabrika kurmak üzere yabancı şirketlere teşvik vermek amacıyla tarifelerini ve tarife-dışı koruma tedbirlerini artırmışlardır.

 

Diğer yatırım biçimleri ise o kadar iyi bir performans sergilememiştir. Arjantin’in deneyimi olarak Tierra del Fuego vergisiz bölgesi, beklenenden daha az başarılı olmuştur. Hükümet, yabancı şirketleri, ithal etmek yerine yerel düzeyde ürünleri üretmeleri için ortak girişimler kurmaya zorlayınca bu durum cep telefonu gibi unsurların fiyatını artırmış ve tüketicileri satın almaktan caydırmış; bir yandan da çok az miktarda teknoloji transferi yapılmasını sağlamıştır. Burada üretilen ürünlerin üretim maliyetleri yüksek olunca da küresel piyasalarda rekabet güçleri ortadan kalkmıştır.

 

Otomotiv Endüstrisi

 

Çinli firmalar, Latin Amerika’da otomotiv endüstrisine akın ediyorlar. Şu ana kadar 10 milyar doların üzerinde değere sahip yetmiş beşin üzerinde anlaşmaya varılmış durumda. Bu anlaşmaları yarısı Brezilya’da yapılırken; Meksika, Arjantin ve Venezüella da bu bileşimin içerisinde. Neredeyse tümü sıfırdan yatırım olup çok az şirket alımı veya ortak girişim var. Chery Auto, JAC, Great Wall Motors ve Geely (2010 yılında Ford’dan Volvo’yu satın almıştı) gibi firmaların, araçların montajını Latin Amerika’da yapmak üzere fabrikaları var veya fabrika inşa ediyorlar.

 

Görünen o ki Çin, otomotiv endüstrisini stratejik bir sektör olarak görüyor ve hükümet de Çinli şirketleri ülke dışındaki operasyonlarını artırmaya teşvik ediyor. Çin’in ulusal endüstri politikası, yabancı şirketlerin Çin’de kurulan herhangi bir otomobil üretim şirketindeki hisse payını yüzde 49’la sınırlandırıyor. Dahası, Çin, araç ithalatları üzerinde en az yüzde 25 vergi koyuyor ve bazı araçların vergileri çok daha yüksek. Bu iki tedbir – yüksek vergiler ve yerel Çinli şirketlerin ortak girişimlerinde mülkiyet kontrolü- yabancı araçların Çin piyasasında sadece yüzde 5’lik bir dilime sahip olmasını kısmen açıklıyor. (28)

 

Dünyanın en büyük otomobil piyasalarından birine sahip olan Brezilya’da da ithalat vergileri son derece yüksek; ancak bu ülkede yabancı mülkiyet üzerinde aynı sınırlandırmalar söz konusu değil. Bir zamanlar artan düzeyde –ve özelikle de Japonya ve Kore’den- otomobil ithal eden bir ülke iken, Brezilya 2013 yılında kotalar getirdi; limitin üzerindeki araçlara ağır vergiler koydu. Halen yabancı şirketler, bu ülkede çok az kısıtlamayla fabrika kurabilir veya teknolojik bilgilerini aktarabilir. Bu, küresel değer zincirlerini güçlendirmeye ve inovasyon teşvikleri getirmeye yönelik hedefli programlarla birlikte ele alındığında, Brezilya’da son birkaç yılda otomobil endüstrisine yatırımdaki ciddi artışın ardındaki sebeptir. Sonuç itibariyle, bunun gibi korumacı politikalar, iyilik etmekten daha çok zarar verir; keza Brezilyalı tüketiciler son kertede otomobillerine daha fazla para ödüyorlar ve Brezilyalılara ait otomobil şirketleri, piyasada artan sayıdaki yabancı şirketin daha az inovasyon paylaşımına tanıklık ediyor. (29)

 

Meksika gibi diğer ülkeler de doğrudan yabancı yatırımı çekmek konusunda (ProMexico Fund, PRODIAT ve diğer programlar aracılığıyla) otomotiv sektörüne yönelik bir takım politikalar uyguladılar. Bugün Meksika’nın ABD piyasası haricinde başlıca ihracat destinasyonları arasında; Çin, Brezilya ve Hindistan gelmektedir. Ancak, sektör, Çin piyasasından gelen yeni taleplere kendi uygulamalarını uyarlarken bir takım zorluklarla karşılaşıyor. Orijinal parça üreticilerine (OEM’ler) ev sahipliği yapan bu ülkede, hafif araç modellerine dair teknik bilginin Çin piyasalarında yaygınlaştırılması elverişli olacaktır. Ulusal içeriğin artırılması ise, gelecekte otomotiv sektöründeki yatırımların artırılması amacıyla bir meydan okuma teşkil edecektir. (30)

 

Hizmetler sektörü

 

Hizmetler sektörü; finans, ulaştırma, bilgi teknolojileri, elektrik ve inşaat alanlarına akan sermayenin de etkisiyle göze batar şekilde büyüdü. Hizmetler sektörü, 2013-2016 yılları arasında Çin’deki yatırımın yarıdan fazlasını kendisine çekti. Bu bir önceki on yıldaki rakamın neredeyse iki katıydı.

 

Çin’in orta sınıf tüketicilerinin yeni neslini İnternet’e bağlamada büyük bir rolü olacak. Keza elliyi aşkın anlaşma, ICT alanında yapıldı. Çin’in telekomünikasyon devi Huawei, Latin Amerika çapında bir düzineyi aşkın yatırım yaptı. Onun peşinden, China Unicom, ZTE ve TP-Link geldi. İletişim hatlarından yönlendiricilere dek Çinli firmalar, dijital verilerin yeni neslinin sınır noktasında yer alıyor.

 

Kredi vermek ve Doğrudan Yabancı Yatırım: Finansal Akışlar arasındaki farklar

 

Çin’in bölgeye doğrudan yabancı yatırımlara, Çin’in politika bankalarının verdiği krediler eşlik ediyor. Söz konusu bankalar, devlete ait dört ticari bankanın hükümet-güdümündeki harcama işlemlerini devralmak üzere kuruldu. Bu kredilerin miktarı ise, 2005 yılından bu yana 140 milyar doları aştı. (31) Bu finansmanın önemli bir kısmı, dört ülkeye gitti: Arjantin, Brezilya, Ekvator ve Venezüella. Diğer borç vericilerin yerini almaktan ziyade, bu krediler tamamlayıcı nitelikte olup, sermaye piyasalarına erişimin daha pahalı olduğu ve uluslararası mali kurumların sınırlı olduğu ya da aktif portföylerinin bulunmadığı ülkelere odaklanmaktadır.

 

2016 yılı itibariyle, Inter-American Dialogue verilerine göre, Çin’den bölgeye verilen kredilerin büyük kısmı altyapı, enerji ve madencilik alanlarında yoğunlaşmayı sürdürüyor. Buna karşın, Latin Amerika CAF Kalkınma Bankası, Inter-American Kalkınma Bankası (IDB) ve Dünya Bankası dahil olmak üzere uluslararası mali kurumlar, diğer alanlara da yayılıyor ve portföylerinin yüzde 60’ı, eğitim, sağlık, çevre ve kamu idaresine odaklanıyor – özellikle de devletin modernizasyonu, hukukun üstünlüğü ve adalet.

 

Çin’in bölgeye verdiği krediler, birçok açıdan diğer uluslararası finans kaynaklarından farklı. Çin’in bugün Latin Amerika’ya verdiği kredilerin yaklaşık yüzde 15’inin emtia-destekli bir hükmü var – örneğin petrole yönelik krediler ve alım anlaşmaları. Dünya Bankası veya IDB’nin aksine, Çin’in politika bankalarından verilen krediler, ekonomik veya siyasi reforma dair koşullarla verilmiyor. Bununla birlikte, altyapı ve diğer fonlanan inşaat projelerinin Çin’in hizmetini veya parçalarını kullanması zorunluluğu getiriliyor – Çin’in politika bankalarının finansal destek verdiği günümüzde de bu yaygın bir uygulama. Maliyetler veya kredi koşulları açısından, Çin’in kredileri, çok-taraflı bankaların sağladıklarına benziyor. Ancak, Çin’in kredilerinin alıcı ülkelerde son iki yılda –özellikle de Ekvator ve Brezilya’da- oynadığı istikrar sağlayıcı rolü gözardı etmemek gerekiyor.

 

ABD, LATİN AMERİKA VE ÇİN: YENİDEN DENGELEYİCİ İLİŞKİLER

 

Arjantin Devlet Başkanı Mauricio Macri, 2017 yılı Mayıs ayında Pekin’e yaptığı bir resmi ziyaret esnasında Çin’i “stratejik bir ortak” olarak nitelendirirken; nükleer enerji tesislerinden ulaştırmaya dek toplam değeri 17 milyar doları aşkın anlaşmalar yapıldığını duyurdu. (32) Çin’in yükselen statüsü, Latin Amerika’da kendini sergiliyor. Çin’in bölge ile olan ekonomik ilişkileri daha önce ham madde ithalatına dayanıyordu; şimdiyse çok hızlı artan doğrudan yabancı yatırımlar ve altyapı yatırımlarında kendini gösteriyor.

 

Öte yandan, ABD TPP’den çekildi. TPP, Latin Amerika’dan 3 ülkeyi, Şili, Peru ve Meksika’yı içeriyordu. Amacı ise, NAFTA’yı yeniden müzakere etmekti (33). Bu belirsiz bağlamda, Meksika’nın dikkatinin bir kısmını Çin’e kaydırması şaşırtıcı olmayacaktır. Asyalı dev ile daha yakın ilişki kurulması Meksika’ya gelecekteki NAFTA müzakerelerinde belli bir üstünlük sağlayabilir.

 

Latin Amerika’nın Çin ile daha fazla ekonomik entegrasyonu, gelecekte üç blok arasındaki bağların yeniden tanımlanmasını sağlayabilir. Çin’den gelen doğrudan yabancı yatırımın artırılması – özellikle de hizmetlere doğru kayışın devam etmesi durumunda- ekonomik kalkınmada yapıcı bir rol oynayacaktır. Çin’in Latin Amerika’daki altyapının geliştirilmesine katılımı, bu zamana değin olumlu oldu ve bu şekilde devam edebilir. Ancak bir takım zorluklar devam ediyor. Bir çalışmada belirtildiği gibi, Çin’in Latin Amerika’dan ithalatı halen ağırlıklı olarak doğal kaynaklar ve kaynak-temelli mamul ürünlere dayanıyor (34).  Ve Latin Amerika’da Çin’in doğrudan yabancı yatırımı, diğer yabancı yatırımcılara kıyasla, madencilik sektöründe halen orantısız bir düzeyde (35). Peki bu etmenler, bazı Latin Amerika ülkelerinin madencilik sektöründen hizmetler ve imalat sektörüne kaymasını yavaşlatmış olabilir mi?

 

Dahası, Çin’in Latin Amerika ile artan ilişkisine bakıldığında, bunun siyasi ektileri ne olacaktır? Çin’in bölge ile ilişkisini belirleyen 2016 yılındaki politika raporu, farklı gruplara –Latin Amerika ve Karayip Devletleri Topluluğu CELAC, Güney Amerika Ulusları Birliği UNASUR ve ALBA gibi- destek verilmesinden yanaydı. (36)

 

Çin’i bölgedeki nüfuzu ekonomik alanın ötesine geçerken, bölgenin hazırlanması ve Çin’le müzakere etmesi gerekiyor. Çin ile giderek iç içe geçen ekonomik bağlar, ülkelerin uluslararası alandaki bağımlılığı ve otonomisini etkilememelidir; keza bu durum ABD ve diğer müttefiklerle ilişkileri etkileyebilir. Otonomilerini sürdürmeleri amacıyla,  bölgesel platformların kullanımı, bölgenin Çin ile yaklaşan müzakerelerdeki pazarlık gücünü artırmalıdır.

 

SONUÇLAR

 

Çinli şirketler, önümüzdeki on yılda yoğun bir şekilde yatırımlarını sürdürecekler. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in 2025 ılına kadar 250 milyar dolarlık yatırım hedefine erişmek mümkün. Bu, eğer yatırımlar tüm bölge ekonomilerine fayda sağlarsa, Latin Amerika açısından oldukça pozitif bir gelişme olacak. Bu süreçten başarıyla çıkmak için, Çin ve Latin Amerika ülkeleri gelecekteki sınır-ötesi akışlar için güçlü bir temel inşa etmelidir.

 

Bu hedefi yerine getirmek üzere aşağıdaki tavsiyeler verilebilir:

 

Çin açısından:

 

  • Sürdürülebilir bir şekilde yatırım yapmaya dönük çabaların sürdürülmesi; yatırım yapılan topluluklara fayda sağlayan uzun vadeli projelere odaklanılması; bunun da yerel şirketlerle bağlantılar ve istihdam yaratımı aracılığıyla sağlanması.

 

  • Yatırımların saydam olmasını sağlanması; böylelikle yatırımın ardındaki gerekçeye dair pek fazla kuşku bırakılmaması.

 

  • Çinli şirketlerin daha fazla kurumsal sosyal sorumluluk almaya, topluluklarına katkı sağlamanın yeni yollarını bulmaya teşvik edilmesi. Çin hükümeti, ülke dışında faaliyet gösteren şirketleri için en iyi uygulamalar rehberi hazırlayabilir – özellikle de enerji ve hizmetler gibi daha hassas sektörlerde. Veya mevcut rehberleri daha etkin şekilde paylaşabilir. (38)

 

  • Daha fazla endüstrinin yabancı yatırıma açılması – özellikle de Latin Amerika şirketlerinin Çin piyasasına erişimde benzer fırsatlara sahip olduğu sektörlerde.

 

Latin Amerika açısından:

 

  • Piyasanın doğrudan yabancı yatırımlara açılması için daha fazla çalışılması; vergi anlaşmaları yapılması (çifte vergilendirmenin önlenmesi) ve yatırımcılar için daha fazla koruma sağlanması. Brezilya ve Arjantin gibi ülkeler, Çin ile ikili yatırım antlaşmalarını müzakere etmeye çalışırken, aynı zamanda müzakereler için elini güçlendirmek üzere Pasifik İttifakı, Mercosur gibi bölgesel platformlarda avantaj sağlayabilirler.

 

  • Yatırıma yönelik standartları yüksek tutmak. OECD’nin küresel yatırıma dair yönlendirici ilkeleri, bu hedefe yönelik kapsamlı adımlar sunmaktadır. Bu ilkeler, saydamlığı, tarafsızlığı ve küresel yatırımların etkisini artırmayı amaçlamaktadır.

 

  • Kamu ve özel yatırımcıları, yerel çevresel standartlara uyumda hesap verebilir kılmak. Güçlü düzenleyici çerçeveler çevresel alanda son derece önemlidir. Latin Amerika’nın topraklarını, haklarını, geçim olanaklarını ve temel maden çıkarma endüstrilerine (Çin ve diğer yabancı yatırımlar bu noktaya yoğunlaşmış durumda) odaklanılmasının çevresel sürdürülebilirliği riske atabileceği endüstrileri koruması gerekiyor. Yaratılabilecek veya güçlendirilebilecek düzenleyici çerçeveler arasında, değerlendirme ve izleme mekanizmalarının güçlendirilmesi, bakanlıkların maden çıkarma projelerine dair yasa ve standartları uygulama kapasitesinin iyileştirilmesi ve yerel düzeydeki sivil toplum endişelerini ele almak üzere net bir istişare süreci kurulması yer almaktadır.

 

  • Çin ve diğer yerlerden yapılan doğrudan yabancı yatırımları, ulusal ekonomileri küresel değer zincirlerine daha fazla entegre etmek üzere yönlendirmek. Bunu yapmanın bir yolu; etki değerlendirme olduğu ve eğer bu bölgeler işe yaramazsa revizyon süreci uygulandığı sürece, entegrasyona yönelik stratejik sektörleri hedefleyen özel ekonomik bölgelerin desteklenmesidir.

 

  • Etkin bir altyapı inşa edip sürdürmek suretiyle şirketlerin faaliyet gösterecekleri verimli bir ortam yaratılması. Kaliteli yollar ve limanlar, dinamik ekonomik büyümenin temelidir.

 

  • Latin Amerika’nın imalat sektörü için Çin’in aracı hizmetlerinin potansiyelinin –özellikle dağıtım ve lojistik gibi Çin’in küresel düzeyde rekabet gücüne sahip olduğu alanlarda- artırılması.

 

  • Daha fazla inovasyon ve verimliliği kolaylaştırmak üzere Ar&Ge harcamalarını güçlendirecek politikalara odaklanılması.

 

  • Becerilerin geliştirilmesi, teknolojik adaptasyon, bilgi aktarımı ve yenilikçi ürün geliştirmeyi ön planda tutan ulusal politikaların uygulanması; böylelikle Çin’in yatırımlarının faydalarının somut düzleme aktarılması.