close
Genel

Londra kenti – Görünmez İmparatorluğun Başkenti

London retro vintage lamppost pointer.

 

Global Research

 

2017 yılı Temmuz ayında film direktörü Michael Oswald’ın son filmi “Örümcek Ağı: Britanya’nın İkinci İmparatorluğu”, Londra’da Frontline Club’da prömiyerini yaptı. O zamandan bu yana Londra’da birçok gösterimi oldu ve Kasım’dan bu yana halka açık gösterimler düzenlenebiliyor. Deutsche Wirtschafts Nachrichten’de kısa süre önce yayımlanmışbu büyüleyici röportaj ise, eş prodüktörler Michael Oswald ile John Christensen’in Londra’nın dünyanın önde gelen vergi cenneti olarak rolüne dair bir belgesel film çekmek konusundaki ilham kaynaklarının ne olduğunu araştırıyor. Oswald ve Christensen aynı zamanda Londra’nın Brexit uygulamaya konduktan sonra ne yönde gelişebileceğinden söz ediyorlar, zenginler için daha fazla vergi kesintisi ve finansal piyasaların düzenlenmesi ve diğer sosyal korumalar konusundaki düzenlemelerin geri çekilmesi suretiyle kentin vergi cenneti rolünün daha da derinleşmesi olasılığını inceliyorlar.

 

Michael Oswald’a göre, başlıca ilham kaynağı Nicholas Shaxson’un çok satan Hazine Adaları idi. Bu kitapta, resmi Britanya İmparatorluğu’nun dünya çapında finansal refahı bir araya getiren ve onu Londra kenti üzerinden akıtan, örümcek ağına benzer vergi cennetlerine dönüşme sürecini açıklıyordu. Oswald’ın açıkladığı gibi, böylelikle Londra’nın Sermaye’nin finansal başkenti olarak yeniden kurulmasına yardımcı olundu.

 

“Britanya İmparatorluğu döneminde, Britanya ekonomisini imalat ve üretim sektörleri yerine finans etrafında yapılandırdı. Londra kentindeki bankalar, İmparatorluğun finansmanını sağladı ve sömürgeler de faizlerini Londra kentine ödediler.

 

Britanya imparatorluğunun inişe geçmesiyle birlikte, Londra kentindeki kurumların karşısına giderek onların hareket etme ve kar sağlama yeteneklerini sınırlandıran koşullar çıkmaya başladı. Birçok finansal çıkarın kendilerine faaliyetlerine devam edecek ve kar sağlayacak alanlar tasarlamaya başlaması da bu ihtiyaçtan kaynaklandı. Bu alanları yaratmak için, imparatorluk sırasında geliştirilen uzmanlığı, imparatorluktan geriye kalan toprakları –örneğin Britanya’nın bağlı topraklarını-, finansal uzmanlığı ve imparatorluk sırasında kurulan ağları, uluslararası bir finans sisteminin nasıl kurulacağına, yönetileceğine ve bundan nasıl faydalanılacağına dair bilgiyi kullandılar.”

 

Resmi imparatorluğun son on yıllarında edinilen deneyimin büyük kısmı, hem sömürgelerde hem de Britanya’nın kendi içinde vergi ödemeden kaçınmanın yollarına odaklandı. 1920’li ve 1930’lu yıllarda vergi ödemekten kaçınmak için giderek denizaşırı şirketler ve tröstler kullanılır oldu. 1950’li yıllarda ise, Londra-merkezli Euro-dolar piyasasının ortaya çıkmasıyla birlikte uluslararası bankalar, yetkili mercilerin – bu durumda Bank of England- tamamen “bırakınız yapsınlar” şeklinde muamelede bulunduğu, neredeyse kontrolsüz bir finans piyasası içerisinde buluverdiler kendilerini.

 

Christensen’in bir mülakatında söylediği gibi, birbiri ardı sıra gelen Britanya hükümetleri sadece Britanya’nın vergi cennetlerinin oluşturduğu örümcek ağını görmezden gelmekle kalmadılar, aynı zamanda bu durumla mücadele etmeye yönelik olarak uluslararası düzeyde ortaya konan girişimleri engellemek suretiyle bu piyasanın gelişimini aktif olarak desteklediler:

 

“Britanya sürekli olarak vergi konularında uluslararası işbirliğini güçlendirmek üzere bir kurallar çerçevesini şekillendirmek amacıyla küresel düzlemde temsil gücü olan bir hükümetler-arası kurumun kurulmasına karşı çıktı. Britanya, Channel Adaları, Cayman Adaları, British Virgin Adaları ve Britanya’nın diğer bağlı topraklarındaki vergi cennetlerine karşı etkin bir eylemde bulunulmasına yönelik uluslararası baskılara başarılı bir şekilde direndi.

 

Britanyalı yetkililerin deniz-ötesi tröstleri gündem dışında tutmak suretiyle vergi bilgilendirme konusundaki paylaşımlarda uluslararası işbirliğini güçlendirmeye dönük girişimleri engellediklerini gözlemledim. Bu, kısa süre önce Başbakan David Cameron’un tröstleri bilgi paylaşım süreçleri dışında tutmasıyla birlikte gerçekleşti. Denizaşırı tröstlerin, Britanya’nın vergi cennetlerinin gizliliği modelinde kilit rol üstlenmesinden dolayı, bu oldukça mühim bir meseledir. Britanya, ayrıca AB’nin çok-uluslu şirketleri vergilendirmeye dönük ortak bir yaklaşım doğrultusunda ilerleme kaydedilmesi için girişimlerini (Ortak Konsolide Kurumsal Vergi Temeli) yıllarca engelledi.”

 

Hızla günümüze gelirsek, özellikle finansal kriz sonrası dönemde Britanya’nın Birleşik Krallık ekonomisindeki büyümenin motoru olarak Londra’ya bel bağlamasının riskli bir kalkınma stratejisi olduğu netlik kazanmış durumda. Christensen’e bu konuda da başvurursak:

 

“Britanya ekonomisi, finansal hizmetlerin egemenliğindeki hizmetlerde dış ticarete aşırı bağımlı durumda. Finansal hizmetler sektörüne yönelik herhangi bir şok – örneğin AB Tek Pazarı’na erişimden men edilmesi- ekonomiye büyük zarar verecektir.”

 

Bu da, Britanya’nın örümcek ağının Brexit sonrası süreçte nerelere doğru gidebileceği gibi kaçınılmaz bir soruyu doğuruyor. Daha önceleri Londra’nın sunduğu hizmetlerin çoğu Tek Pazar olmaksızın sunulamayacak; bu da Londra merkezli bankalar ve hukuk şirketlerinin AB-27 ile daimi bir düzen kurmalarını gerektirecek. Britanya’daki vergi cennetleri, Çin, Hindistan, Orta Doğu ve Sahra-altı Afrikası’nda yeni piyasa olanakları görüyorlar, ancak bu da muhtemelen çok daha fazla kara para aklamayı ve çok daha fazla vergiden kaçınmayı gerektirecek. Christensen’in gördüğü gibi, sorun, Britanya’nın on yıllardır endüstriyel çeşitlenme planında başarısızlığa uğraması ve şimdilerde elinde sınırlı kalkınma seçeneklerinin olması:

 

“Başbakan May ve onun maliye bakanı daha şimdiden Britanya’nın vergi cenneti rolünün bir seçenek olduğuna işaret etti. Bu, bir zayıflık emaresi, çünkü düzenlemelerde, gizlilikte ve kurumsal vergilendirmede dibe doğru bir yarış, muhtemelen Britanya’yı finansal istikrar ve mali sürdürülebilirlikle alakalı risklere açık hale getirecek.”

 

Peki bu kalıcı bir kalkınma stratejisi midir? Hiç kuşku yok ki bu sürecin kazananları olacak: Britanya’nın vergi cenneti imparatorluğundan yarar sağlayan oligarklar, kleptokratlar, çeşit çeşit aristokratlar, bankerler, hukukçular, garip tipler ve emekli politikacılar. Ancak Britanya halkının ezici çoğunluğu açısından, dünyanın en geniş vergi cennetine ev sahipliği yapmanın herhangi bir faydası yok ve sağladığı tek şey sosyal bölünme ve gücün görece olarak daha da azalma olasılığı.

 

“Bu, belgeselde araştırdığımız bir konu. ABD ve Birleşik Krallık’ın durumunda, hizmetler, endüstriyel kapasitedeki azalmayı telafi etmiyor. Michael Hudson, kökenleri oldukça kriminal nitelikte olabilen uluslararası sermayeyi çekmek suretiyle, bunun ABD ve Birleşik Krallık’ta bir olasılık halini aldığını açıklıyor.”

 

Kaynak: https://www.globalresearch.ca/the-city-of-london-capital-of-an-invisible-empire/5611057