Monsanto Dünyayı Beslemiyor, Bizzat Çocuklarımızı Öldürüyor

Katherine Paul *

Son haftalarda yayımlanan iki yeni rapor, tarımda kullanılan böcek ilaçları ve diğer zehirli kimyasalların bizi zehirledikleri konusunda yarım yüzyıldan uzun zamandır elde edilen oldukça fazla ve inandırıcı kanıtlara bir yenisini daha ekledi.

Her iki rapor da, ceplerini haksız kazançlarla doldururken halktan gerçeği gizleyen kimya şirketleriyle zıtlaşan Amerikan ve küresel düzenleyici sistemlerinin dokunaklı şekilde gerçekleştirdiği ithamları simgelemektedir.

Raporu bir dizi çevre riskine odaklanan Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, kirlenen bir çevrenin maliyeti, her yıl ölen 1,7 milyon çocuğun durumuna eklemleniyor.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’ne sunulan gıda hakkına dair Özel Raportör’ün bir raporu, tarımsal kimyasallara daha kapsamlı şekilde odaklandı. BM raporu, Monsanto gibi şirketlerin ortaya attığı hikayenin ana temasının –yani dünyayı beslemek için böcek ilaçlarına gereksinim duyulmasının- bir efsane olduğunu belirtiyor. Ve bu efsane, felaket sonuçlar doğuruyor.

Her iki raporun da manşetlere, Washington Post ve The Guardian gibi ana akım haber kanallarına çıkması bir yandan iyi bir şey. Öte yandan, şirketlerin ihtirasını kontrol altına alamadığımız konusundaki yorumlar bakımından üzücü ve heves kırıcı.

“Sessiz İlkbahar” adlı kitabında Rachel Carson’ın çevremizin zehirlenmesinin yarattığı cinneti güçlü ve etkili bir şekilde anlatışından bu yana rasyonel düşünürler, çevreye salınacak zehirlerin yaygın kullanımına izin verilmesi söz konusu olduğunda tedbiri elden bırakmama ilkesinin izinden gitmemiz konusunda uyarıda bulundu.

Bununla birlikte, şu anda 2017 yılındayız ve tarihin en şirket-dostu ABD yönetimi altında yaşarken, topraklarımızı, gıdayı, suyu ve havayı –yani tüm yaşantımızın bağlı olduğu kaynakları- giderek daha fazla zehirleyen şirketlerin hükümet tarafından durdurulabilmesi giderek daha az olası hale geliyor.

2014 yılında yayımlanan “Zehir Baharı: Kirlilik ve EPA’nın Gizli Tarihi” adlı kitabında, EPA için 25 yıl çalışmış olan E.G. Vallianatos şöyle yazmıştı:

“EPA’nın kimyasal böcek ilacı endüstrilerinde halihazırda yılda yaklaşık 40 milyar dolar kar eden Amerika’nın endüstriyel çiftçileri ve onların müttefiklerinin devasa gücünü fark etmeksizin neden bu şekilde davrandığını anlamak mümkün değil. Endüstri lobicileri on yıllardır düzensiz kapitalizm müjdesini veriyor ve Amerikalılar da bunu satın aldılar. Bugün görünen o ki hükümetin tümü, Amerika’nın kurumsal sınıfının özel çıkarlarının hizmetinde bulunuyor.”

Bu, üç yıl önceydi. Şimdiyse, gıdalarımızda zehirli kimyasalların yaygın bir şekilde kullanımının kınanmasına yönelik bir kamuoyu değişimi söz konusu. ABD’de kamu sağlığı ve güvenliğinden sorumlu hükümet yetkilileri, karşılarına çıkan her şeyi – çocuklarımız dahil- zehirleme konusunda şirketlerin “haklarını” savunmaya hiç olmadığı kadar kararlı görünüyorlar.

“BM uzmanlarının böcek ilacı efsanelerini inkar etmesi, dünyanın beslenmesi için gereklidir.”

The Guardian’ın bu hafta BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunulan rapor hakkındaki haberinin manşeti, aslında her şeyi itiraf ediyor.

The Guardian’dan:

Çarşamba günü BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunulan yeni bir rapor, böcek ilacı üreten küresel şirketleri ciddi şekilde eleştirdi; onları “zararlarını sürekli inkar etmekle”, “saldırgan ve etik olmaktan uzak pazarlama taktikleri kullanmakla” ve “hükümetleri, reformları durdurup küresel düzeyde böcek ilacı kısıtlamalarını sekteye uğratacak şekilde engellemek için üzerlerinde yoğun bir lobi çalışması yapmakla” suçladı.

Raporda, böcek ilaçlarının “çevre, insan sağlığı ve toplumun geneli üzerinde korkunç etkileri” olduğu söyleniyor. Bunlar arasında, akut zehirlenmeden her yıl yaklaşık 200.000 ölüm de var. Yazarlar şöyle söyledi: “Daha güvenli ve daha sağlıklı gıda ve tarımsal üretime doğru geçiş için küresel bir süreç yaratmanın vakti geldi.”

BM raporu, gıda hakkı konusunda özel raportör Hilal Elver ve zehirli kimyasallar konusunda özel raportör Baskut Tuncak tarafından kaleme alındı. Rapor, böcek ilaçlarına kronik maruziyetin kanser, Alzheimer ve Parkinson hastalıklarıyla, hormonsal bozukluklarla, gelişim düzensizlikleriyle ve kısırlıkla alakalı olduğunu belirtti. Söylenene göre, en çok risk altındaki topluluklar; çiftçiler ve tarım işçileri, tarlaların yakınlarında yaşayan topluluklar, yerli halklar, hamile kadın ve çocuklardı ve bunlar özellikle böcek ilacı maruziyetine açık olup özel koruma gerektiriyor.

50 milyar dolarlık tarım kimyasalları endüstrisini temsil eden bir lobicilik grubu olan Mahsul Koruma Derneği, böcek ilaçlarının “sağlıklı, güvenilir, makul ve güvenli gıda tedarikine erişimimizi sağlamada kritik bir rol oynadıkları” yönündeki standart yanlış iddiasıyla rapora karşı ateş açtı. Ancak, Elver The Guardian’a şöyle söyledi:

“Bu bir efsane. Daha fazla böcek ilacı kullanımının açlıktan kurtulmakla yakından uzaktan alakası yok. BM Gıda ve Tarım Örgütü FAO’ya göre, bugün 9 milyon kişiyi besleyebilecek düzeydeyiz. Üretim muhakkak artıyor; ancak sorun yoksulluk, eşitsizlik ve dağıtımda.”

Sustainable Pulse de bu olay hakkında raporlamada bulundu ve raporun, bazı böcek ilaçlarının on yıllar boyu çevrede varlığını sürdürebileceği konusundaki uyarısına dikkat çekti.

Böcek ilaçlarının aşırı şekilde kullanımı toprak ve su kaynaklarına bulaşıyor, biyoçeşitliliğin azalmasına yol açıyor; zararlı böceklerin doğal düşmanlarını yok ediyor ve gıdanın beslenme değerini azaltıyor. Bu tür aşırı kullanımın etkisi aynı zamanda dünya çapında ulusal ekonomiler üzerinde de sarsıcı maliyetler doğuruyor.

Monsanto Mahkemesi’nin böcek ilaçlarının tehlikeleri konusunda dünya çapında farkındalığı artırmaya dönük çabalarından söz eden BM raporunda, kimyasal-temelli tarımdan uzaklaşmaya yönelik uzunca bir tavsiyeler listesi yer alıyordu. Listenin en üstünde ise, uluslararası topluluğa yönelik olarak, yaşam döngüleri boyunca tehlikeli böcek ilaçlarını düzenlemeye dönük kapsamlı ve bağlayıcı bir antlaşma üzerinde çalışmaları için uluslararası topluluğa yönelik bir çağrı söz konusuydu.

Böylesi bir antlaşmanın şunları yerine getirmesi gerekir:

– Daha zayıf düzenleyici sistemlere sahip olan ülkeler karşısında özellikle zarar verici olan ülkeler arasında mevcut çifte standartların ortadan kaldırılmasına yardımcı olmak;
– Dünya çapında böcek ilacı kullanımını azaltmaya yönelik politikalar hazırlamak ve çok zararlı böcek ilaçlarının yasaklanıp ortadan kaldırılmasına yönelik bir çerçeve geliştirmek;
– Tarım ekolojisini teşvik etmek;
– Böcek ilacı üreticileri üzerinde sıkı bir sorumluluk ortamı yaratmak.

“Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre; kirliliğe maruziyet, milyonlarca çocuğu öldürüyor”

5 Mart tarihli haberinde, Dünya Sağlık Örgütü’nün iki raporuna atıfta bulunan Washington Post, kirli ortamlara maruziyetin beş yaş altı çocuklar arasında dört ölümden en az biriyle bağlantılı olduğunu aktarıyor.

Raporların bulgularına göre, dünya çapında 1,7 milyon çocuğun ölümü, çevresel tehlikelerle bağlantılı – kirli sulara maruziyet, ev içi ve dışında kirlilik ve diğer sağlıklı olmayan koşular.

Rapora göre, daha zayıf olan bağışıklık sistemleri, çocukların sağlığını, kirli ortamların zararlı etkilerine daha açık hale getiriyor.

Bir dizi kimyasala –gıdalarda, elektronikte, kirli sularda, sigara dumanındakiler de dahil- odaklanan Dünya Sağlık Örgütü raporlarına göre, 2012 yılındaki tüm çocuk ölümü ve hastalıklarının dörtte biri, çevresel riskleri azaltmak suretiyle önlenebilirdi.

Dünya Sağlık Örgütü’nün basın bildirisine bakarsak:

Çocuklar aynı zamanda gıda, su, hava ve çevrelerindeki ürünler üzerinden zararlı kimyasallara maruz kalıyorlar. Florür, kurşun ve cıva pestisitleri, kalıcı organik kirleticiler ve mamul ürünlerdeki diğer kimyasallar, gıda zincirinde yollarını bir şekilde buluyorlar. Kurşunlu benzin neredeyse tüm ülkelerde tamamen durdurulurken, kurşun halen boya malzemelerinde yaygın olarak kullanılıyor ve bu durum beyin gelişimini etkiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü raporunda şöyle öneriler yer alıyor:

– Barınma: Isınma ve yemek pişirmek için temiz yakıt sağlanması, küf veya zararlı böceklere ortam yaratılmaması, güvenilir olmayan bina materyalleri ve kurşunlu boyaların ortadan kaldırılması;
– Okullar: Hijyenik bir ortam sağlanması, ses, kirlilikten uzak tutulması, iyi bir beslenme sağlanması;
– Sağlık tesisleri: Temiz su, hijyen ve güvenilir bir elektrik temin edilmesi;
– Ulaştırma: Emisyonların azaltılması ve toplu taşımanın artırılması;
– Tarım: Tehlikeli böcek ilaçlarının kullanımının azaltılması ve çocuk işçiliğine izin verilmemesi;
– Endüstri: Tehlikeli atıkların yönetilmesi ve tehlikeli kimyasal kullanımının azaltılması;
– Sağlık sektörü: Sağlık sonuçlarının denetimi ve çevresel sağlık etkileri ve önlenmesi konusunda eğitim verilmesi.

Peki tüm bunlar neye yarayacak?

Eğer bu raporların bulguları veya sonrasında gelecek tavsiyeler karşısında şaşırmazsanız pek bir önemi yok. Bizimki dahil birçok örgüt on yıllardır reform çağrısında bulunuyor.

Ancak, hiçbir şeye şaşırmama halimizi rehavete dönüştürmemeliyiz. Bu hafta The Hill’de yayımlanan bir köşe yazısında, Environmental Health Trust’ın başkanı ve “Kanserle savaşın gizli tarihi” adlı kitabın yazarı olan Devra Lee Davis, tütün endüstrisini düzenlemedeki başarısızlığımız ile bugün iki üzücü istatistiğin büyük oranda müsebbibi olan kimyasalları düzenlememiz konusundaki başarısızlığımız arasında paralellik kuruyor:

1) iki kişiden birine, yaşantısı boyunca kanser teşhisi konacak;
2) çocukluk döneminde kanser geçirme oranı, Başkan Nixon’ın 40 yıl önce kansere karşı savaş açmasından bu yana yüzde 50 oranında artış gösterdi.

“Yanlış düşmanlara yanlış silahlarla” odaklandığımızı söyleyen Davis, kendimize şu soruyu sormamız gerektiğini belirtiyor:

tütünün kansere ve diğer hastalıklara yol açtığını öğrenmemizin üzerinden neredeyse kırk yıl geçtikten sonra, tütün üretimi ve kullanımını kısıtlamaya dönük büyük bir çaba içerisine girmemizi engelleyen ne oldu? Sularımız, gıdamız, mobilyamız, yataklarımız, kumaşlarımız ve anne sütümüzde toksik ateş geciktiricileri veya yakıttaki benzin miktarını azaltmamız niçin bu kadar zaman aldı?

Ne yazık ki bunun sebebini biliyoruz – düzenleyici sistemimizin kurumsal kontrol altında tutulması. Belki de en iyi yanıt şu olacaktır: Kongre’nin bir avuç acımasız ve gaza getirilmiş şirkete sadakatini durduramadıktan sonra, hükümetimizin her bir düzeyinde, bizim için çalışacak yeni insanlar seçebilir miyiz? Daha da kritik olan, kendimizi kurtarmak için bunu vaktinde başarabilir miyiz?

* Katherine Paul, Organik Tüketiciler Birliği eş direktörüdür.

Monsanto Isn’t Feeding the World—It’s Killing Our Children