Rusya, Karadeniz ve Ötesinde Askeri Gücünü Gösteriyor

Ruslan Minich

2014 yılında Kırım’ın yasadışı bir şekilde ilhakından beri Rusya Karadeniz bölgesindeki askeri varlığını sert bir şekilde artırdı. Kremlin’in hakimiyeti, NATO’nun daha büyük kapasitelere sahip olmasından dolayı geçici olabilir; ancak bu zamana değin NATO’nun verdiği yanıt sınırlı düzeyde kaldı.

Merkezi Kiev’de bulunan Dış Politika Araştırmaları Enstitüsü’nün başkanı HryhoriiPerepelytsia, “Rusya, Karadeniz bölgesinin hemen hemen tümünü kapsamına aldı. Çanakkale ve İstanbul Boğazları’ndan girdikleri anda hedefleri – örneğin NATO gemilerini- imha edebilir.”

Kremlin, son beş yıldır askeri yeteneklerini sürekli güncelledi. Kırım’ı yasadışı şekilde ihlal etmeden önce 12.500 olan askeri personel sayısını 2018 yılında 32.000’e çıkardı ve 2025 yılında bu rakamın 43.000 olmasını hedefliyor. Aynı zamanda askeri üslerini de güncelledi ve genişletti. Buna ek olarak Rusya, Karadeniz üzerinde girişimi engelleme (anti-access/A2) ve bölgeye hapsetme (areadenial/AD) kuruyor. Böylelikle Kremlin’e, diğer ülkelerin bölgeye erişimini ve serbest hareketini önleme imkanı verecek.

A2/AD bölgesi birçok unsur içermektedir. Kırım,gemisavar füzelerle Rusya’nın Bastion ve Bal kıyı savunma sistemlerine ev sahipliği yapmaktadır. Bastion sistemi, Karadeniz boğazlarında olduğu gibi Ukrayna, Roma, Bulgaristan ve Türkiye limanlarındaki gemilere erişebilir. Rusya’nın hava savunması, S-400 Triumf hava savunma sistemiyle desteklenirken, bu sistem de Pantsyr S1 uçaksavar füze ve silah sistemleriyle korunmaktadır.

Buna ek olarak, Tu-22M3 Backfire bombardıman uçakları, kruvazör füzelerle birlikte tüm Batı Avrupa’yı kapsamına alabilir. Ve üç firkateyn ve altı denizaltı, Avrupa, Orta Asya ve Orta Doğu’nun bir kısmını kapsayabilen Kalibr kruvazör füzeleri taşımaktadır. Bunlar rahatlıkla İstanbul veya Viyana’ya, hatta İtalya’nın güneyi, İran, Irak, Suriye ve Mısır’a ulaşabilmektedir. Gemilerin ve denizaltıların üzerine konuşlandırılan söz konusu kruvazör füzeler, denizden fırlatılan füzeleri kapsamayan ABD-Rusya Orta Menzilli Nükleer Güçler Antlaşması’nı ise ihlal etmemektedir.

A2/AD’nin ayrılmaz bir parçası, elektronik savaştır. Rusya, Sivastopol’da bir radar alayına sahiptir. Buna ek olarak, Kremlin’in kontrolündeki medyaya göre NATO’nun Akdeniz’deki tüm gemilerini takip edebilen Murmansk-BN kıyı kompleksini konuşlandırmıştır.

Ancak, JamestownFoundation’dan uzman SergeySukhankin’e göre, Rusya A2/AD sistemini tamamlamak konusunda acele etmemektedir; keza NATO zaten bölgede zayıf bir varlığa sahiptir. Halihazırda, İskander komplekslerinin daimi konuşlandırılması olmaksızın önalıcı bir saldırı gerçekleştirme yeteneğinden yoksundur.

Bununla birlikte, tüm bu güçler Rusya’ya bölgeyi askeri olarak denetleme imkanı vermektedir. İlk hedef Ukrayna gibi gözükmektedir. Ve Rusya, Batılı güçlerin eğer Kiev’i desteklerlerse askeri zorluklarla karşılaşacağını kanıtlamada kararlı gözükmektedir.

Kremlin daha şimdiden NATO üzerinde psikolojik baskı uyguluyor. Su markalı savaş uçakları genellikle bir hava saldırısını taklit edercesine, NATO ülkelerinin gemilerine düşük yükseklikten yakın bir şekilde uçmaktadır. Bu tutum ise tehlikelidir.

Bir diğer potansiyel tehdit ise nükleerdir. Kırım’da nükleer yetenekler olduğuna dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır; ancak Rusya 1994 yılından önce nükleer bombalar barındıran Feodosiaa-13’teki bir tesisi yenilemektedir.

Kırım’daki bazı silahlar, nükleer savaş başlıkları taşıyabilmektedir. Bunlar, gökyüzünden (Tu-22M3 bombardıman uçakları), karadan (Bastion kıyı savunma sistemi) ve denizden (firkateyn ve denizaltıları üzerindeki Kalibr füzeleri) saldırıda bulunabilmektedirler.

Öte yandan, Ruslar, yarımadanın yanında, Novorossiysk yakınlarında nükleer silahlar depolamaktadır. “Novorossiysk’e gitmek, nükleer savaş başlıkları olan bir füzeye uyum sağlamak ve Sivastopol’a geri dönmek bir sorun olmayacaktır. Her ne kadar Ruslar bunun imkansız olduğunu söyleseler de, sanırım sürekli olarak bu konu üzerinde çalışıyorlar,” diyor Kiev merkezli Ordu, Dönüşüm ve Silahsızlanma Çalışmaları Merkezi direktör yardımcısı MykhailoSamus.

Karadeniz’deki NATO ülkeleri arasında Rusya’nın bölgedeki egemenliğine nasıl karşılık verileceği konusunda bir anlaşma yoktur. Romanya, Bulgaristan ve Türkiye ile kalıcı bir filo kurmak istemektedir; ancak Bulgaristan bunu açıkça provokatif bir adım olarak görmekte, bunun ilave güvenlik tehditleri yaratacağı konusunda uyarıda bulunmaktadır.

NATO’nun elinde sınırlı seçenekler vardır. 1936 yılında kabul edilen Montrö Sözleşmesi, Karadeniz dışı devletlerin denizdeki savaş gemilerinin tonajını sınırlandırmaktadır. Bu gemilere en fazla 21 gün kalma izni verilmektedir. Dolayısıyla ABD, Britanya, Fransa ve diğer NATO ülkeleri buradaki savaş gemisi varlığını dönüşümlü hale getirmelidir.

Bununla birlikte NATO bölgeye Kremlin’in yeteneklerinden üstün gelen çok daha geniş çaplı güçler konuşlandırabilir. “Eğer tüm NATO ve ABD güçlerini özel bir bölgeye getirirseniz, Rusya’dan üstün gelirsiniz. Ancak, bunun için de belli bir süre geçmesi gerekmektedir; keza NATO güçleri çevreye yayılmıştır,” diyor Washington-merkezli CSIS Füze Savunma Projesi direktör yardımcısı Ian Williams.

Samus, NATO’nun Karadeniz’deki rotasyonlu gemilerinin eylemlerini koordine etmek üzere ortak bir kumanda ve kontrol merkezi kurulmasını tavsiye etmektedir.

Karadeniz bölgesinin askeri kontrolü Rusya açısından önemlidir; keza Balkanlara ve Akdeniz’e erişim imkanı bulmaktadır. Akdeniz, Suriye çatışmasına askeri müdahalede bulunması için kritik önemi haizdir. Öte yandan, Karadeniz filosundaki gemiler, Suriye’deki hedeflere Kalibr füzelere fırlatmaktadır. Buna ek olarak Rusya, Kırım’dan Suriye’ye Bastion sistemleri tedarik etmektedir.

Ancak askeri yapılanma, Rusya’nın yarımada üzerinde fiili egemenliğine dair kendisini halen güvensiz hissettiği anlamına gelmektedir. Williams’a göre, “Dünyanın büyük kısmı halen burayı Ukrayna’nın bir parçası olarak kabul ediyor. Onu askerileştirmek suretiyle, bir şeye sahip olmanın yasanın onda dokuzu anlamına geldiğini kanıtlamaktadırlar. Ve tanklar, gemiler veya hava savunma kadar hiçbir şey “bu benimdir” demez.”

Rusya aynı zamanda bölgede tamamen egemenlik kurmak üzere komşu Azov Denizi üzerinde kontrol kurmaya çalışmaktadır. 2018 yılı Nisan ayında Kremlin Ukrayna limanlarına giden veya oradan gelen ticari gemilerin gayrimeşru şekilde durdurulması ve denetlenmesi vakalarını artırmıştır. Bu yılın başında Kremlin, Hazar Denizi’nden en az on savaş gemisi ve kırk kadar devriye gemisini yeniden konuşlandırmıştır. Buna yanıt olarak Ukrayna bir donanma gemisi inşa etmeye karar vermiş ve Berdiansk’a iki küçük zırhlı ve ağır silahlı bot konuşlandırmıştır.

Rusya, Karadeniz bölgesinde hakimiyet kurma arzusunu kanıtlamıştır. Rusya provoke etmekte ve sınırları zorlamaktadır. Aynı zamanda, Avrupa’ya olan doğalgaz ve petrol tedariklerinin gelirlerine bağımlı durumdadır. Rus kodamanları Batı’da mülklere sahiptir ve çocuklarını Batı’da okutmaktadır. Kremlin’in de kendi sınırları vardır. (Atlantik Konseyi – 6 Kasım 2018)

Kaynak: https://www.atlanticcouncil.org/blogs/ukrainealert/russia-shows-its-military-might-in-the-black-sea-and-beyond

*Ruslan Minich, Internews Ukraine ve bir bilgi ve ağ kurma girişimi olan UkraineWorld’de analist ve gazetecidir.