Soğuk Savaş sırasında ve sonrasında Akdeniz Jeopolitiği (1949-1989)

Dr. Vladislav B. Sotirović

Halihazırda Suriye’de yaşanan savaş ve İsrail devleti ile Filistinliler arasında sürekli yaşanan ve kısa süre önce bir kez daha Gazze şeridinde patlak veren savaş hali, Orta Doğu bölgesini bir kez daha dünya gündemine getirdi. Bununla birlikte, Orta Doğu, Akdeniz havzasının doğal-coğrafi bir devamlılığıdır ve dolayısıyla geniş Akdeniz jeopolitik oyununun bir parçasıdır. Bununla birlikte, Akdeniz havzasının jeopolitik ve jeo-stratejik önemi muhtemelen küresel perspektiften en yüksek düzeydedir.

Jeopolitik ve jeo-stratejik bakış açısından Akdeniz bölgesinin önemi, bu alanın üç kıtanın kesişiminde yer almasından ve Avrupa, Asya ve Afrika arasında fiili bir köprü işlevi görmesinden ileri gelmektedir (1). Akdeniz bölgesi aynı zamanda iki okyanusu – Atlantik ve Hint- birbirine bağlamaktadır. Akdeniz dolaylarındaki toprakların Antik dünya kültürü, medeniyeti ve tarihinin merkezinde yer aldığı ve günümüz modernitesine ve Batı medeniyetinin temeline yol açtığı doğrudur (2). Bu bölgenin ekonomik bir önemi de Akdeniz’in dünya ticaretinde kilit yolların üzerinde olmasından kaynaklanmaktadır.

Sınır Çizgileri

Akdeniz halihazırda birçok “dünyanın” kesişim noktasındadır: Hıristiyan, Musevi ve İslam; gelişmiş ve gelişmemiş; demokrasi ve otoriterlik. Bu bölgede tüm tarih boyunca en fazla sayıda savaş olduğunu belirtmek gerekir. Modern çağda, Akdeniz, NATO ile Varşova Paktı arasında Soğuk Savaş’ın en önemli yerlerinden biri olmuştur (1949-1989). Buna ek olarak, Soğuk Savaş sonrası tüm dünyada yaşanan ilk iki kriz olan Birinci Körfez Savaşı (1991) (3) ve eski Yugoslavya’nın dağılması (1991-1995), ardından da Kosova Savaşı’nın patlak vermesi (1998-1999) (4) Akdeniz bölgesinde gerçeklemiş ve bu bölgenin siyasi yaşantısı üzerinde doğrudan etkiler doğurmuştur.

Bugün, bu bölgede askeri-siyasi-ekonomik olarak beş etkili grup bulunmaktadır:

1) Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve NATO.

2) Rusya Federasyonu

3) Arap Devletleri Ligi

4) Müttefik olmayan ülkeler (Israil, Sırbistan, Bosna-Hersek ve Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti – FYROM).

5) Çin.

Soğuk Savaş döneminde dünya güvenlik sistemi, “Korku Dengesi” kavramı üzerine temellenmişti (5). NATO stratejisine göre, başlıca tehlike, hem Orta Avrupa’da, hem de NATO’nun “Batı kanadında” beklenmekteydi (6). Sonuç itibariyle, Akdeniz, NATO’nun “güney kanadı” olarak, Soğuk Savaş sırasında NATO’nun genel savaş stratejisinde daha az önemli kabul edildi. Dahası, bu bölgenin NATO dışında kalan kısımları, “Alan Dışı” olarak kabul edildi (7). Tüm bölge, aslında, en azından SSCB filosunun Akdeniz’de bulunduğu 1960’lı yıllara kadar Varşova Paktı’na yönelik olarak Orta Avrupa’nın kilit cephe hattının bir parçası olarak kabul edildi. ABD’nin Akdeniz’deki “Altıncı Filosu”nun da küresel çatışma ortamında müttefiklere verilen desteği simgeleyeceği düşünüldü. (8)

Önemli olan şey ise, NATO’nun Akdeniz kısmında halen siyasi ayrışmaların ve hatta çatışmaların (örneğin 1974 yılında Kıbrıs krizi) olduğuydu. Bir yandan Türkiye, İtalya ve Portekiz NATO’ya tamamen entegre oldular; diğer yandan Yunanistan’ın NATO’ya girişi, tamamen Türkiye ile Kıbrıs, Ege adaları ve Balkan yarımadasında Trakya konularında yaşadığı çatışma ile belirlenir bir hal aldı. Fransa ve İspanya, NATO’nun askeri yapısına tamamen katılmıyorlar. Genel itibariyle Yunanistan ile Türkiye arasında yaşanan çatışma, NATO dahilinde en önemli çatışmalardan biriydi ve halen de bu özelliğini koruyor:

1) NATO’nun “Güney Kanadı” içerisinde temel bir ayrışma kaynağı.

2) Akdeniz bölgesinin güvenliğinin istikrarını bozma kaynaklarından biri. (9)

Bununla birlikte, SSCB’nin dağılması, Almanya’nın birleşmesi ve Varşova Paktı’nın ortadan kalkması (1989-1991) ile birlikte, Soğuk Savaş’ın bir dönemi sona erdi ve Batı, özellikle de ABD net bir askeri-siyasi zafer kazandı. Soğuk Savaş sonrası dönem, öncelikle süper güçlerin dengesinin ortadan kalkmasıyla, “medeniyetler çatışmasıyla” ve “diğerleri karşısında Batı” çerçevesi içerisinde uluslararası ilişkiler tarafından belirlendi (10). Bu olayların en önemli sonucu; Avrupa’nın blok bölünmesinin ortadan kalkmasıydı. Dahası, ABD ve NATO’nun ana rakibi olmak yerine Sovyet-sonrası Rusya, “Yeni Düzen” olarak bilinen ve ABD yönetiminin öncülüğündeki yeni bir küresel güvenlik sistemi kurma girişimlerinde ana ortağına dönüştü (Ukrayna krizi 2014 yılında patlak verene kadar) (11). Bu terim, ABD Başkanı George Bush (baba) tarafından Kasım 1990’da, ABD Kongresi’ne yaptığı konuşma sırasında kullanıldı. ABD, tüm dünya aktörlerini, yeni uluslararası ilişkilerdeki öncü rolü kendisine biçtiği konusunda bilgilendirmek için bu terimi kullanıyor. İki kutuplu

dünya düzeni döneminin ardından Batı ile Doğu arasında temel çatışmaların yerini artık Kuzey-Güney ilişkilerindeki gerilimler ve çatışmalarla birlikte Akdeniz’deki hareketliliğin aldığı da bir gerçektir.

“Gri Bölge”

Soğuk Savaş’ın iki süper gücünün ortadan kalkması, Akdeniz bölgesindeki “küresel tehdidi” 11 Eylül 2001 tarihine kaar ortadan kaldırdı. İki kutuplu çatışmalar yerine Akdeniz bölgesi, stratejik bakış açısından “Gri Bölge” haline geldi (12) – en azından Suriye’de süregiden savaşa kadar. Akdeniz bölgesinin güvenliği konusunda, 1989/1990 yıllarında Demir Perde’nin kaldırılmasının ardından odak noktasının Doğu-Batı ekseninden Kuzey-Güney, gelişmiş ülkeler – gelişmemiş ülkeler arasında Güney’in demografik patlamasına ilişkin olarak (yani, Akdeniz bölgesi söz konusu olduğunda Kuzey – Orta Afrika) siyasi, ekonomik ve hatta kültürel çatışmalara ve ayrılıklara ve Güney’den Kuzey’e yasadışı göç ve buna sebep olan işsizlik sorunlarına doğru kaymasıyla birlikte yeni bir meydan okuma ortaya çıktı. (13)

Soğuk Savaş’ın son on yılının güvenlik sorunlarından biri, birçok durumda artan bölgesel milliyetçilik oldu. Ancak bu durum, 17 Aralık 2010 tarihinde başlayan “Arap Baharı” sırasında olduğu gibi tamamen İslami köktencilikle ilgili değildi (14). Birçok Akdeniz ülkesinin nüfusunun neredeyse 0’ünün Müslüman olduğunu tespit etmek önemlidir. Bu ülkelerde siyasi yaşantı ağırlıklı olarak İslami (teokratik) değerleri temel almaktaydı (15). İslam’ın bu ülkelerdeki siyasi yaşantı üzerindeki bir etkisi ise, günbegün Mısır ve Libya’da artıyor ve daha görünür bir hal alıyor. Bu iki ülkede başarılı sokak devrimlerinin ardından Hüsnü Mübarek ve Muammer Kaddafi iktidarı bırakmışlardı (16). İslami köktencilerin hedefi; Kuran’ı temel alan saf İslam devletleri kurmaktı – tıpkı ABD’nin 9/11 sonrasında askeri müdahalede bulunmasından önce Taliban Afganistanı’nda olduğu gibi (17). Bu tür bir teokratik devlet modeli, 1979 yılında İran’da İslam devrimini gündeme getirmişti ve bu esnada Batı yanlısı Şah Rıza Pevlevi rejimi (doğrudan ABD tarafından destekleniyordu) ortadan kaldırılmış ve İran Cumhuriyeti’ne İslami köktenci bir rejim modeli sunulmuştu (18). Bu örnek, birçok aşırı İslamcı parti, hareket ve İslam dünyası çapındaki örgütler tarafından izlendi ve izlenmeye de devam ediliyor. Örneğin Cezayir’de İslami Kurtuluş Cephesi (FIS), 1990’lı yıllarda Bosna Demokrat Eylem Partisi (SDA) (19). Arap ve İslami ülkelerin bölgesel milliyetçiliğinden söz ederken, Humeyni’nin İran’daki İslami köktenciliğinin yanı sıra, Cemal Abdel Nasır’ın “Müslüman Kardeşler”in toplum örgütlenmesinin desteklediği pan-Arapçılığını (20) ve Saddam Hüseyin’in yeni pan-Arapçılığını da anımsamak gerekir.

Çatışma Kaynakları

Akdeniz bölgesini dünyanın en çok çatışmalara açık alanlarından biri olduğu ve muhtemelen de öyle olmaya devam edeceğine şüphe yok. Bu bölgede, tarihsel açıdan bakıldığında, devlet sınırlarının komşuları tarafından geçmişte ve şu anda sorgulanmadığı herhangi bir başka ülke bulunmuyor. NATO ve Varşova Paktı arasında yaşanan çift kutuplu çatışmanın sona ermesinden sonra, Akdeniz bölgesiyle doğrudan ilişkilerde iki askeri çatışma yaşandı. Birinci Körfez Savaşı’nda Akdeniz ülkelerinden biri olan Türkiye güçlü bir şekilde müdahil oldu ve eski Yugoslavya’da yaşanan iç savaş da Akdeniz ülkelerinden birinde yaşanmış oldu. Ayrıca, bölgede sürekli devam eden birkaç çatışma kaynağı vardır. Bunlar arasında en önemlileri şu şekildedir:

1) İsrail-Filistin ayrılığı.

2) Dört ülkede – Türkiye, Suriye, Irak ve İran- yaşayan Kürtlerin meselesi.

3) Libya ve Mısır ve Libya ve Cezayir arasındaki ayrışma.

4) Sudan, Çad ve Güney Sahra’daki yerel çatışmalar.

Sonuç Tespitleri

Son olarak, Akdeniz bölgesinin tümünde en büyük çatışma potansiyeli doğu kısmındadır. Akdeniz bölgesi, NATO açısından 1949 yılında kendi güvenliğine yönelik gerçek veya potansiyel tehditlere meydan okumak üzere Soğuk Savaş sırasında kurulan bir askeri örgüt olarak kilit stratejik çıkar noktalarından biriydi ve öyle olmaya devam ediyor. NATO’nun güvenlik sisteminin küresel konsepti dahilinde Türkiye, Yunanistan ve İtalya, “Güney Kanada” ait olan bir alt ülkeler sistemi oluşturmaktadır. Bu ülkelerin başlıca faaliyet alanları; Orta Doğu ve Balkanlardır. Bununla birlikte, Türkiye, Yunanistan ve İtalya NATO’nun sunduğu aynı güvenlik şemsiyesi sistemine ait olsa da, NATO’nun bölgesel politikasına ilişkin olarak ciddi farklılıklar bulunmaktadır – özellikle de Türkiye ve Yunanistan arasında; keza her iki ülke de 1974 yılında Kıbrıs konusu üzerinden neredeyse açık bir savaşa sürüklenmek üzereydi. Bu iki ülke aynı zamanda 1991-1995 yıllarında, eski Yugoslavya’nın yerine neyin geçeceği konusunda da farklı politikalar yürüttüler. Ardından 1998-1999 yılında Kosova Savaşı patlak verdi. NATO’nun sunduğu güvenlik modeli çerçevesinde bu iki ülkenin karşılıklı işbirliğinin geleceği, Türkiye ve Yunanistan’ın özellikle Kıbrıs’ın geleceği konusuyla bağlantılı olarak ikili sorunlarını nasıl çözecekleri sorusuna öncelikli olarak bağımlı durumdadır.

*Dr. Vladislav B. Sotirović, is Founder & Editor of POLICRATICUS-Electronic Magazine On Global Politics (www.global-politics.eu) adlı küresel siyaset konulu elektronik derginin kurucusu ve editörüdür.

Dipnotlar

[1] Jeopolitik konusunda, bkz: Klaus Dodds, Geopolitics: A Very Short Introduction (Jeopolitik: Çok Kısa bir Girizgah), Oxford-New York: Oxford University Press, 2007; Jeremy Black, Geopolitics (Jeopolitik), Londra: The Social Affairs Unit, 2009; Saul Bernard Cohen, Geopolitics: The Geography of International Relations (Jeopolitik: Uluslararası İlişkilerin Coğrafyası), Lanham, Maryland: The Rowman & Littlefield Publishing Group, Inc., 2009; Eric Walberg, Postmodern Imperialism: Geopolitics and the Great Games (Emperyalizm: Jeopolitik ve Büyük Oyunlar), Atlanta, GA: Clarity

Press, 2011; Colin Flint, Introduction to Geopolitics (Jeopolitiğe Giriş), New York: Routledge, 2012; Harvey Starr, On Geopolitics: Space, Place, and International Relations (Jeopolitik Hakkında: Mekan, Yer ve Uluslararası İlişkiler), Paradigm Publishers, 2014.

[2] Bu konuya dair, bkz. Robin W. Winks, Susan P. Mattern-Parkes, The Ancient Mediterranean World: From the Stone Age to A.D. 600 (Antik Akdeniz Dünyası: Taş Çağı’ndan M.S. 600 yılına), New York-Oxford: Oxford University Press, 2004; Ralph W. Mathisen, Ancient Mediterranean Civilizations: From Prehistory to 640 CE (Antik Akdeniz Medeniyetleri: Tarih Öncesi Çağdan M.S. 640 yılına), New York: Oxford University Press, 2011; Thomas S. Parker (ed.), History of The Ancient Mediterranean World (Antik Akdeniz Dünyasının Tarihi), Kendall Hunt Publishing, 2011.

[3] Bkz: Alastair Finlan, The Gulf War 1991 (Körfez Savaşı 1991), Osprey Publishing, 2003; Richard S. Lowry, The Gulf War Chronicles: A Military History of the First War with Iraq (Körfez Savaşı Kayıtları: Irak ile Birinci Savaş’ın Askeri bir Tarihi), Lincoln, NE: Iuniverse, 2008.

[4] Bkz: Tim Judah, Kosovo: War and Revenge (Kosova: Savaş ve İntikam), New Haven-Londra, Yale University Press, 2002; Alastair Finlan, The Collapse of Yugoslavia 1991-1999 (Yugoslavya’nın Çöküşü 1991-1999), Ospray Publishing, 2004.

[5]Bkz: John Lamberton Harper, Cold War (Soğuk Savaş), New York: Oxford University Press, 2011; Carole K. Fink, Cold War: An International History (Soğuk Savaş: Uluslararası bir Tarih), Boulder, Colorado: Westview Press, 2014; William T. Walker, America in the Cold War: A Reference Guide (Soğuk Savaş’ta Amerika: Bir Referans Kılavuzu), ABC-CLIO, 2014.

[6] NATO’nun Soğuk Savaş stratejisi hakkında, bkz: Mark Smith, NATO Enlargement During the Cold War: Strategy and System in the Western Alliance (Soğuk Savaş sırasında NATO Genişlemesi: Batı İttifakında Strateji ve Sistem), New York: Palgrave Macmillan, 2000.

[7] Luigi Caligaris, “Security Challenges in Alliance: The Southern Periphery” (İttifakta Güvenlik Zorlukları: Güney Periferi),International Spectator, No. 4, 1992, sf. 5.

[8] ABD donanmasının Akdeniz’deki varlığı konusunda, bkz. Importance of United States Naval Forward Presence in Mediterranean Affairs (ABD Donanmasının Akdeniz Meselelerindeki Varlığının Önemi), Naval Postgraduate School: Pennyhill Press, 2014.

[9] Soğuk Savaş sonrası Akdeniz’deki güvenlik sorunları hakkında, bkz. Nikolaos A. Stavrou (ed.), Mediterranean Security at the Crossroads: A Reader (Akdeniz Güvenliği bir dönüm noktasında: Rehber), Duke University Press, 1999; Stephen C. Calleya, Security Challenges in the Euro-Med Area in the 21st Century: Mare nostrum (Avrupa-Akdeniz bölgesinde 21.yüyzyıldaki güvenlik zorlukları: Mare nostrum), New York: Routledge, 2013.

[10] Francis Fukuyama, The End of History and the Last Man (Tarihin Sonu ve Son İnsan), New York: Avon Books, Inc., 1992; Samuel P. Huntington, The Clash of Civilizations and the Remaking of World Order (Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması), New York, NY: Touchstone Rockfeller Center, 1997; Susanne Peters, The “West” Against the “Rest”: Geopolitics After the End of the Cold War (“Diğerleri” karşısında “Batı”: Soğuk Savaş’ın Bitiminin ardından Jeopolitik), Geopolitics, 1999; Kanayo Nwankwo, The West and the Rest: In the Wells of Hell (Batı ve Geri Kalanı: Cehennemin Kuyularında), Charleston, SC: BookSurge Publishing, 2008; The Clash of Civilizations? The Debate (Medeniyetler Çatışması mı? Tartışma): Twentieth Anniversary Edition, Foreign Affairs, 2013.

[11] Richard Rosencrance: A New Concept of Powers (Yeni bir Güç Konsepti), Foreign Affairs, New York, 1992. Ancak, Soğuk Savaş sonrası uluslararası ilişkiler çerçevesine dair daha uygun bir terim: “NATO Dünya Düzeni”dir (Vladislav B. Sotirović, “The NATO World Order, The Balkans and The Russian National Interest” (NATO Dünya Düzeni, Balkanlar ve Rusların Ulusal Çıkarları), Vladislav B. Sotirović, Balcania. Scientific Articles in English (İngilizce Bilimsel Makaleler), Vilnius: Lithuanian University of Educational Sciences Press “Edukologija”, 2013, sf. 110-129).

[12] Richard Falk: “In Search of a New World Model” (Yeni Bir Dünya Modeli Arayışı), Current History, Philadelphia, April 1993, sf. 145.

[13] Göç ve güvenlik konusunda, bkz. Elspeth Guild, Security and Migration in the 21st Century (21.Yüzyılda Güvenlik ve Göç), Cambridge: Polity Press, 2009; Thanh-Dam Truong, Des Gasper (editörler), Transnational Migration and Human Security (Ulus-ötesi Göç ve İnsan Güvenliği), Berlin-Heidelberg: Springer-Verlag, 2011.

[14] “Arap Baharı” konusunda, bkz. Brynen Rex, Pete W. Moore, Bassel F. Salloukh, Marie-Joelle Zahar, Beyond the Arab Spring: Authoritarianism & Democratization in the Arab World (Arap Baharının Ötesinde: Arap Dünyasında Otoriterlik ve Demokratikleşme), Lynne Rienner Publisher, 2012; Paul Danahar, The New Middle East: The World After the Arab Spring (Yeni Orta Doğu: Arap Baharı Sonrasında Dünya), New York: Bloomsbury Press, 2013; Fawas A. Gerges, The New Middle East: Protest and Revolution in the Arab World (Yeni Orta Doğu: Arap Dünyasında Protesto ve Devrim), New York: Cambridge University Press, 2014.

[15] Mark Gasiorowski (ed.), The Government and Politics of the Middle East and North Africa (Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da Yönetim ve Siyaset), Boulder, Co: Westview Press, 2014.

[16] Bu konuda, bkz: Bruce K. Rutherford, Egypt after Mubarak: Liberalism, Islam, and Democracy in the Arab World (Mübarek’ten sonra Mısır: Arap Dünyasında Liberalizm, İslam ve Demokrasi), Princeton-Oxford: Princeton University Press, 2013; John McHugo, Syria: From the Great War to Civil War (Suriye: Büyük Savaş’tan İç Savaşa), Saqi Books, 2014.

[17] Taliban hakkında, bkz: Robert D. Crews, Amin Tarzi (editörler), The Taliban and the Crisis of Afghanistan (Taliban ve Afganistan Krizi), Harvard University Press, 2008; Ahmed Rashid, Taliban: The Power of Militant Islam in Afghanistan and Beyond (Taliban: Afganistan ve Ötesinde Militan İslam’ın Gücü), Londra-New York: I.B.Tauris, 2010.

[18] İran İslam Cumhuriyeti ve İslami köktencilik hakkında, bkz. Ray Takeyh, Hidden Iran: Paradox and Power in the Islamic Republic (Gizli İran: İslam Cumhuriyeti’nde Çelişki ve Güç), New York: Times Books-Henri Holt ve Company, 2006; Lawrence Davidson, Islamic Fundamentalism: An Introduction (İslami Köktencilik: Bir Giriş), Santa Barbara, California: Praeger, 2013.

[19] Bosna-Hersek’teki iç savaş sırasında (1992-1995), SDA ve Müslüman Bosna-Hersek hükümeti, İran’dan tam diplomatik, mali ve maddi destek almaktaydı.

[20] Bkz: Hesham Al-Awadi, The Muslim Brothers in Pursuit of Legitimacy: Power and Political Islam in Egypt under Mubarak (Meşruiyet arayışındaki Müslüman Kardeşler: Mübarek döneminde Mısır’da Siyasi İslam ve Güç), I.B.Tauris, 2014.

Kaynak: https://www.globalresearch.ca/geopolitics-of-the-mediterranean-sea-area-during-and-after-the-cold-war-1949-1989/5643598