close
Genel

Uydular, Afganistan’ın kayıp imparatorluklarını gün ışığına çıkarıyor

1

 

Arkeologlara göre; Afganistan saha çalışması yapmak için kapsam dışı; keza Taliban güçleri geniş bir coğrafyada Kabil hükümetiyle mücadele ediyor ve başkentte güvenlik tesis edilebilmiş değil. Bununla birlikte, ABD’li ve Afgan araştırmacılar, biri olarak bin yılı aşkın süre Doğu ile Batı’yı birbirine bağlayan önemli dört yol ağızlarından biri olan ülkede daha önce ortaya çıkarılmamış binlerce antik saha keşfediyorlar. Yapılan keşifler, araştırmacıların uzun zaman önce ortadan yok olmuş imparatorluklara dair görüşlerini genişletme vaadi sunarken, bir yandan da savaşlarla yıpranmış olan ulusa kültürel mirasını korumak üzere umutsuzca ihtiyaç duyduğu bir şans sunuyor.

 

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın finanse ettiği bir işbirliği projesi çerçevesinde, arkeologlar, ticari uydu verilerini, ABD’nin casus uyduları ve askeri dron görüntüleri eşliğinde analiz ediyorlar ve araştırmacıların ziyaret etmesinin çok tehlikeli olduğu uzak alanlara dair net ve ayrıntılı bir görüntü sunuyorlar. Burada geçtiğimiz ay Amerikan Doğu Araştırmaları Okulları’nın gerçekleştirdiği bir toplantıda, ekip üyeleri, Afganistan’da yayımlanan arkeolojik bulguların sayısının üç katından fazlaya, 4500’ün üzerine çıktığını belirttiler. Keşifler; kervansaraylardan, gezginlere yönelik olarak ve inşaatları İ.Ö. 19.yüzyıla dek uzanan devasa komplekslere, dışarıdan görünür olmayan eski kanal ağlarına dek uzanıyor. Öte yandan, seksenlik arkeologlar, emeklilik rehavetini bir yana bırakıp tarihi alanların envanterine on yıllar öncesine dayanan saha çalışmalarından gelen bilgileri ekliyorlar.

 

“Görece olarak az bilinen bir bölgeyi etkin ve güvenli bir şekilde araştırma yeteneği son derece heyecan verici”, diyor Avustralya, Melbourne’daki La Trobe Üniversitesi’nden David Thomas isimli bir arkeolog. Kendisi, Afganistan’da uzaktan algılama çalışması yaptı, ancak haritalandırma ekibinin bir üyesi değil. “On binlerce arkeolojik sitenin keşfedilmesini bekliyorum. Bu siteler ancak kayıt altına alındıkları zaman incelenip korunabilirler.”

 

Afghan Heritage Mapping Partnership’ın (Afgan Miras Haritalandırma Ortaklığı) fikir babası, Illinois’deki Chicago Üniversitesi’nden arkeolog Gil Stein idi. 2014 yılında kendisi ve diğer kültürel miras uzmanları, Afgan cumhurbaşkanı Muhammed Ashraf Ghani ile buluştular. Ghani, Kolombiya Üniversitesi’nden antropoloji alanında doktora derecesine sahip olup, Dünya Bankası’nda baş antropolog olarak görev almıştı. Ghani, ülkenin geçmişine dair kalıntıların haritalandırılması için ayrıntılı bir çaba içerisine girilmesi çağrısında bulundu. Stein’ın anımsadığına göre, “Kültürel mirasın ekonomik kalkınmanın anahtarı olduğunu ve böylesine bölünmüş bir ülkede güçlü bir ulusal kimlik için kritik önem taşıdığını söylemişti.”

 

Bir sonraki yıl ABD Dışişleri Bakanlığı, Stein’ın ekibine 2 milyon dolarlık bir hibe verdi ve ABD hükümetine ait olan ve halkın erişimine açık görüntülere kıyasla çok daha net olan görüntüleme hizmetlerine erişim imkanı sundu.

 

Ekibin son bulguları arasında; 16.yüzyıl sonu ve 17.yüzyıl başlarından kalma, yaklaşık 20 kilometrede bir rastlanan 119 adet kervansaray yer alıyor. Bunlar, geniş bir kervanın yaklaşık bir günlük seyahat güzergahı üzerinde konumlanmış olup Afganistan’ın “kuş uçmaz kervan geçmez” güney çöllerinde bulunuyor. Devasa kerpiç binalar, yaklaşık yüzlerce insanı ve binlerce deveyi barındırmaktaydı. Kudretli Safevi İmparatorluğu’nun başkentini İsfahan’ı (günümüzün İran’ı) o dönemde Hint alt kıtasına egemen olan Babür İmparatorluğu’na bağlayan yolların güzergahı üzerindeydi.

 

Emily Boak isimli bir UChicago mirası analistinin aktardığına göre, kervanlarda Hindistan’dan devasa miktarlarda ipek, değerli nesne, baharat ve ahşap, Çin’den porselen ve kuru balık gibi daha az ilginç yükler taşınmaktaydı.

 

Boak’ın söylediğine göre, kervansaray inşaatlarındaki intizam, malların güvenli ve istikrarlı bir şekilde gelmesini sağlamaya dönük iddialı ve merkezden teşkil edilen bir çabanın söz konusu olduğunu gösteriyor. Bu durum, o dönemde –Türkiye’den Pakistan’a dek uzanan ve Şii İslam’ı 17.yüzyılın resmi dini haline getirmiş olan- Safevi İmparatorluğu’nun çöküşte olduğuna dair önceki fikirlerle de ters düşüyor.

 

Sar-O-Tar isimli çevresi surlarla kaplı bir kente dair bir uygu görüntüsü. Kent, M.S. ilk yüzyıllarda inşa edilmiştir ve şimdi de kumların altından yeniden ortaya çıkarılmaktadır.

 

“Bir zamanlar Portekizlilerin Hint Okyanusu’na girdiğine –böylelikle deniz yollarını 16.yüzyılda Avrupa’ya açtığına dair uzun zamandır kabul görmüş bir fikir vardır. Kimse Orta Asya’dan geçmekle uğraşmıyordu”, demişti UChicago’dan proje yöneticisi Kathryn Franklin. “Ancak bu durum, Safevilerin bir yüzyıl sonraki devasa altyapısı yatırımını gösteriyor.”

 

Kuzeyde, Özbekistan’la sınırdaş Balkh Oasis dolaylarında, UChicago’dan Anthonu Lauricella ve şu anda Pennslyvania Üniversitesi’ndeki Emily Hammer, aşırı yüksek çözünürlüklü uydu ve hava görüntülerini incelediler. Söz konusu görüntüler, topoğrafyada 10 santim kadar küçük ve 50 santim kadar yükseklikteki ani değişimleri fark edebiliyor. ABD Ordusu Mühendisler Birliği’nden elde edilen bu görüntüler, bin yılı aşkın süre içerisinde inşa edilmiş yüzlerce yerleşimi ortaya çıkardı. Balkhab Nehri, MS ilk yüzyıllarda yönünü değiştirmiş ve Orta Çağ’a kadar bu böyle devam etmişti. İnsanlar da, nehrin bu kurak güzergahını takip etmişlerdi. On yıllar önce, Sovyet arkeologlar, burada 77 büyük yerleşimi tespit ettiler; ancak UChicago grubu, 100’ü aşkın antik köy, kasaba veya kent saydı. Bu da, alanın düşünüldüğünden çok daha geniş bir süre zarfında çok daha yoğun bir nüfusa sahip olduğunu gösteriyor. Veriler, arkeologların Avrupa’yı Çin’e bağlayan İpek Yolu’nun merkezi konumunu belirlemelerine de yardımcı olacaktır. Bir dizi eski bölgeyi nehrin zaman içerisindeki hareketiyle eşleştirmek suretiyle, yerleşimlerin tarihini belirlemeye başlamaları bile artık mümkün.

 

Eski ve daha önce yayımlanmamış saha çalışmaları da bu süreci zenginleştiriyor. 1970’li yıllarda başlarında Washington DC’deki Smithsonian Kurumu’ndan antropolog William Trousdale’in bulunduğu Afgan ve ABD’lilerden oluşan bir ekip, Sistan ve Helmand bölgelerinde 40.000 kilometrekarelik bir alanı incelediler. Ancak, 1979 yılındaki Sovyet işgali, çalışmalarını kesintiye yğrattı. Araştırmacıların ileri yaşta olmaları sebebiyle, Trousdale (şu anda 87 yaşında) 15.000 fotoğrafı ve kendi garajında on yıllardır depoladığı onlarca saha notunu analiz edip yayımlamaya yönelik bir çalışmayı denetliyor. “Bir insanın yarı ömrü kadar süre önce başlayan bir projeyi tamamlamaya çalışıyoruz”, demişti Smithsonian’dan ekip üyesi Mitch Allen.

 

Yerini tam olarak belirledikleri 200 alanın çoğu, Parthialı İmparatorluğu sırasında inşa edildi ve M.S. ilk yüzyıllarda Roma ile aynı dönemde gelişti. Özellikleri arasında; yaklaşık bin yıl boyunca alınan mahsulü güçlendiren yaygın bir kanal sistemi de bulunuyor. Ve sadece bir vadide ekip tarafından bir dizi dini bina bulundu. Bunlar arasında Budistlere ait anıtlar, Zerdüştlere ait ateş tapınakları ve üzerinde taş levhalara yazılmış hem Yunan hem de Aram karakterli yazılar bulunan Helenistik ibadethaneler yer alıyordu. Bulgular; ağırlıklı olarak Zerdüş Parthialı olan halkın, bir dizi geleneğe hoşgörüyle yaklaştıklarını gösteriyor.

 

Antik sahaların kataloglandırılması için arkeologlar uzaktan duyarlı görüntülerden – örneğin Balkh kenti dolaylarından- veriler ve Sistan ve Helmand alanlarında on yıllardır süren saha çalışmalarından bilgi toplamaktadır.

 

 

Bunun gibi tarihi alanların imhasını önlemek veya en azından sınırlandırmak için Stein, Kabil’deki Afgan Arkeoloji Enstitüsü ve Kabil Politeknik Üniversitesi için bir coğrafi bilgilendirme sistemi hazırlanma sürecini izlemektedir. Böylelikle, gelecekteki kalkınma yönlendirilecek ve diğer orta Asya ulusları için bir model sunulacaktır. Enstitü direktörü Noor Agha Noori, “Kültürel miras yönetimine yönelik bu teknoloji oldukça önemlidir” demiştir.

 

Taliban, geçmişte Afganistan’ın kültürel mirasına örneğin 2001 yılında yüce Bamiyan Buddha’larını paramparça ederek ve Kabil’deki Ulusal Müze’deki tarihi eserleri imha ederek büyük zarar verdi. UChicago’nun çabasında ortaya çıkan sürprizlerden biri; bugün antik sitelerin yok edilmesinin, Taliban’ın kontrolündeki topraklar dışında çok daha kötü durumda olduğudur. Yeni tehdit; madenlerden karayollarına ve eski usul yağmalamaya dek “kalkınma” hamlesidir. Noori, haritalandırma projesi sayesinde arkeologlara, daha barışçıl ve müreffeh bir gelecek yaratma mücadelesi veren Afganistan’ın geçmişini korumada bir rol verilecek olmasını umut ediyor.