close
Genel

Uzayın Nükleerleştirilmesi

cassin

Prof. Karl Grossman*

 

Dünya çapında protestolara rağmen, Cassini uzay mekiği – bir uzay mekiğinde bu zamana dek kullanılmış olan en ölümcül plütonyumu içeriyordu- 20 yıl önce fırlatıldı. Ve geçtiğimiz hafta –Yeryüzü Günü’nde- bu mekik ve plütonyumu Satürn’e fırlatıldı.

 

3,27 milyar dolar değerindeki misyon devasa bir risk içeriyordu. 72,3 poundluk Plütonyum-238 yakıtı, 17 Ekim 1997 tarihinde, daha önceleri fırlatılan birçok Titan IV roketinin fırlatıldıktan sonra infilak etmesine rağmen yine bir Titan IV roketinin üzerinde fırlatıldı.

 

Cassini’nin fırlatılacağı Cape Canaveral’deki bir fırlatma rampasının çevresindeki çitin karşısında iki hafta önce düzenlenen bir gösteride, New York City University’de kuramsal fizik profesörü Dr. Michio Kaku, eğer Cassini fırlatım sırasında patlarsa yaygın bir bölgesel zarar vereceği konusunda uyarıda bulundu. Rüzgarlar, plütonyumu “Disney World’e, University City’ye, narenciye endüstrisine taşıyabilir ve Orta Florida ekonomisini yerle bir edebilir”.

 

Dört ay kadar önce, aynı bölgede daha önce gerçekleşen bir gösteri sırasında 1964-1994 yılları arasında NASA’daki bir kariyer memuru olan Allan Kohn –ki kendisi daha önceleri Kennedy Uzay Merkezi’nde acil durum hazırlık memuru idi- şöyle demişti: “NASA’dan bize verilen bilgiye göre, Cassii’nin infilak edip çevreye radyasyon yayma olasılığı 1500’de bir. Bunlar oldukça düşük olasılıklar. Aynı şekilde piyangoda büyük ikramiyenin size vurması da 14 milyonda bir ihtimal.”

 

NASA’nın plütonyum sistemine dair iddiasının “yıkılamaz” olduğuna dair yorumlar konusunda ise şöyle söyledi: “Yıkılamaz, tıpkı Titanic için batmaz dedikleri gibi. Yeryüzündeki insanların yaşantısını tehdit etme özgürlüğünü kendilerinde görmekten artık vazgeçmeleri gerekiyor.”

 

Keza, Cassii’nin 18 Ağustos 1999 tarihindeki gösteri uçuşu sırasında, eğer bir kaza gerçekleşseydi bu bölgesel değil küresel bir felaket olacaktı.

 

Cassini’nin yeryüzünden son destinasyonu olan Satürn’e doğrudan ulaşması için gereken itme gücü yoktu; dolayısıyla NASA onu bir “sapan manevrası” veya “gösteri uçuşu” yoluyla yeryüzüne geri fırlatmak zorunda olduğunu fark etti – yeryüzünün yerçekimini kullanarak, Satürn’e ulaşmasını sağlamak için hızını artıracaktı. Plütonyum ise sadece mekiğin araçlarını harekete geçirmek üzere elektrik (745 watts) üretmek için kullanıldı. İtme gücüyle herhangi bir ilgisi yoktu.

 

Dolayısıyla, NASA, Cassini’yi saatte 42.300 mille yeryüzüne geri döndürdü ve 727 mil yükseklikten yeryüzünün atmosferinin üzerinden geçti. Eğer roket yanlış bir şekilde fırlatılsaydı veya hesaplamada bir hata yapılsaydı ve uzay mekiği, NASA’nın “Cassini Misyonu için Nihai Çevresel Etki Raporu”nda “dikkatsizlikten kaynaklanan yeni giriş” olarak adlandırdığı şeyi yapsaydı, yeryüzünün atmosferine düşüp parçalara ayrılabilir ve etrafa plütonyum saçabilirdi. Bu durumda, NASA’nın açıklamasına göre, “o durumda dünyanın yaklaşık 7 ila 8 milyarlık bir nüfusu, radyasyonun yüzde 99’undan fazlasına maruz kalabilirdi.”

 

Uzayda nükleer güce ilişkin en kötü kaza, 1964 yılında SNAP-9A plütonyum sisteminin tetiklediği bir uydunun yörüngeye erişemeyip yeryüzüne düşmesi sırasında yaşandı. Uydu parçalarına ayrıldı ve etrafa 2,1 pound kadar Plütonyum-238 yakıtı saçıldı ve bu yakıt tüm gezegene dağıldı. Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde medikal fizik profesörü olan merhum Dr. John Gofman, kazanın küresel düzeyde akciğer kanseri oranlarına katkı sağladığına işaret etmişti.

 

Nuclear Madness (Nükleer Çılgınlık) adlı kitabınd, Sosyal Sorumluluk Doktorları’nın duayen başkanı olan Dr. Helen Caldicott, plütonyum hakkında şunları yazar: “Yeraltı tanrısının ismiyle anılan bu madde o denli zehirlidir ki bir gramın milyonda birinden az bir kısmı, yani gözle görülemeyen bir partikül, kanserojen bir doz olabilir. Eğer yeknesak bir şekilde dağıtılırsa bir poundluk kısmı, yeryüzündeki her bir kişide akciğer kanserine yol açabilir.”

 

Dahası, uzay araçlarında kullanılan Plutonium-238, nükleer silahlarda kullanılan Plutonium-239’dan 280 kat daha radyoaktiftir.

 

Cassini en sonunda Satürn’e ulaştı ve Satürn’e, halkalarına, Enceladus ve Titan dahil aylarına dair mükemmel fotoğraflar çekip bilimsel bilgi sağladı.

 

NASA, 22 Nisan 2017 tarihinde bunu Satürn’e çarpması için gönderdi: “Yeryüzünde doğan mikropların hiçbirinin canlılarla ilgili ve canlı-öncesi dünyalara bulaşmadığını belirlemek üzere Cassini’nin yolculuğun sonunda yakıldığından emin olmak istedi”, diye yazmıştı Dennis Overbye 22 Nisan’da New York Times’taki manşet haberinde (bu makalede plütonyumdan hiçbir şekilde söz edilmedi).

 

“NASA’nın üzerinde 72 poundluk ölümcül plütonyum-238 ile Satürn’e çarpmak üzere Cassini’yi yollayacağını işittiğimde, Ordu’nun Kızılderililere çiçek virüsü bulaşmış battaniyeler dağıttığını düşündüm”, diye yorumda bulundu “Uzayda Nükleer Güç & Silahlara Karşı Küresel Ağ”ın koordinatörü Bruce Gagnon. Kendisi, NASA’nın nükleer uzay misyonlarının protestosunda ön sıralarda yer almıştı. “NASA Satürn’de canlı veya canlı-öncesi bir yaşantının varlığını gerçekten de kabul ediyor – bu yaşantıyı öldürmeye mi çalışacaklar?”

 

Gagnon şöyle demişti: “NASA’nın yeryüzünde yaşamın kökenlerini araştırdıkları söylendi bize, ancak görünen o ki Uzay Yolu’ndaki Kaptan Kirk’in birincil direktifini unutmuşlar: “Kimseye zarar verme””

 

New York City’de Katolik İşçi hareketinden yıllar boyu Cassini karşıtı protestolara katılmış bir aktivist olan Felton Davis ise, NASA’nın “diğer gezegenlerin birer çöp kutusu olmadığına dair çevresel gerçeklikle yüzleşmesi gerekiyor” demişti.

 

1964 yılında SNAP-9A plütonyum sisteminin dahil olduğu kazanın ardından NASA, uydulara enerji göndermek üzere solar fotovoltaik paneller geliştirmeye başladılar ve şimdilerde bunların tümü, Uluslararası Uzay İstasyonu’nda olduğu gibi, solar panellerden güç alıyor.

 

Ancak NASA, uzay misyonları için nükleer güce ihtiyaç duyduğu konusunda ısrarcı – Mars’ın yörüngesinin ötesinde sadece atom enerjisini kullanabileceğini yıllardır vurguluyor. Bununla birlikte, bu iddia NASA’nın bizzat kendisi tarafından çürütüldü. Keza, 4 Temmuz 2016 tarihinde, yani Bağımsızlık Günü yıldönümünde, NASA’nın güneş enerjili uzay mekiği Juno, Jüpiter’e ulaştı. 5 Ağustos 2011 tarihinde Cape Canaveral’den fırlatılmış olan bu mekiğin Jüpiter’e ulaşması için yaklaşık 2 milyar mil uçması gerekti ve her ne kadar Jüpiter’deki güneş ışığı, Yeryüzündekinin sadece yüzde dördü olsa da, Juno’nun solar panelleri de enerji depolamaya uygundu.

 

Bununla birlikte, ABD Enerji Bakanlığı, NASA ile birlikte çalışarak, uzayda kullanmak üzere Plutonyum-238 üretmek için Tennessee’deki Oak Ridge Ulusal Laboratuvarı’nda yeni bir üretim tesisi başlattı. Enerji Bakanlığı’nın diğer laboratuvarları da bu tesisteki çalışmalara katılacak.

 

Merkezi Maine’de bulunan Global Network’ten Gagnon ise şöyle söylüyor (www.space4peace.org):  “ABD Enerji Bakanlığı’na ait birçok laboratuvar, küçük gezegenler, Mars ve Ay’a yönelik olarak tasarlanan madencilik operasyonlarının tamamen nükleer güçle sağlanmasını temin etmek üzere ölümcül ürünlerini gezegenin dışına çıkarmak için nükleer endüstrinin harekete geçmesini sağlaması beklenen plütonyum işlemeciliğine yeniden dört elle sarıldılar. Enerji Bakanlığı’nın laboratuvarları geçmişte yeryüzünü çok fazla kirletmesiyle tanınırken, aynı zamanda Kennedy Uzay Merkezi’nde zaman zaman üzerinde zehirli plütonyumla fırlatılan roketlerin infilak ettiği biliniyor. Dolayısıyla ateşle ve yeryüzünde bizim yaşantılarımızla oynuyorlar. Uzay ve nükleer silahçı herifler birlikte yatağa girmişler ve bu korkunç bir kombinasyon – hepimiz için felaket haberler doğurabilir.”

 

Gagnon şunu da eklemişti: “Global Network, uzayda nükleer güç kullanımına tamamen karşı duruyor.”

 

 

  • Karl Grossman, New York State University’de gazetecilik profesörüdür. Kendisi, “The Wrong Stuff: The Space’s Program’s Nuclear Threat to Our Planet” (Yanlışlık: Uzay Programı’nın Gezegenimize Yönelik Nükleer Tehdidi) adlı kitabın yazarıdır. Kendisi, medya takip grubu olan Fairness and Accuracy in Reporting (Muhabirlikte Adalet ve Doğruluk) bünyesinde araştırmacıdır. “Hopeless: Barack Obama and the Politics of Illusion” (Umutsuz: Barack Obama ve Yanılsama Siyasetleri) adlı kitaba da katkıda bulunmuştur.

 

Kaynak: http://www.globalresearch.ca/the-nuclearization-of-space-the-crash-of-cassini/5587449