close
Genel

Yükselen Bir Hindistan’ın Statü Arayışları ve Bu Duruma Çin’in Tepkisi

27-1

XIAOYU PU

 

Mayıs 2016’da, Hindistan Cumhurbaşkanı PranabMukherjee Çin’e resmi bir ziyarette bulundu ve gezisi sırasında Hindistan ile Çin arasındaki ilişkileri derinleştirmek için ‘insan merkezli ortaklık’ önerdi (1). Bu başarılı gezi, her iki ülkenin liderlerinin ilişkileri yeni bir seviyeye çıkarmaya çalışmaları nedeniyle, Hindistan ve Çin arasında giderek artan bir şekilde gerçekleşen üst düzey ilişkilerden sadece biridir. 23 Haziran 2016’da, Çin Devlet Başkanı XiJinping ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Taşkent’deki Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ/SCO) zirvesinde bir araya geldiler. Xi, SCO’ya katılma yükümlülüğünün imzalanması konusunda Hindistan’ı tebrik etti ve Çin’in SCO çerçevesinde Hindistan ile işbirliğini ilerletmeyi dört gözle beklediğini söyledi (2).

 

Bununla birlikte, birkaç gün sonra, Hindistan’ın Nükleer Tedarikçiler Grubuna (NSG) girme teklifi Seul’de reddedildi. Yayınlanan rapora göre, Çin, Brezilya ve diğer bazı üyeler, Hindistan’ın kabul edilmeden önce Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nı imzalaması konusunda ısrarcı oldular. Haberler Hindistan’a ulaştığında birçok Hintli Çin’e karşı öfkeliydı (3). Hindistan’ın ABD’ye resmi olarak destek vermesi nedeniyle Hindistan’ın NSG’ye kabul edileceğine ve NSG’ye kabulü engelleyen tek ülkenin ise Çin olduğuna inanıyorlardı (4). Bununla birlikte, kıdemli bir Çinli diplomata göre Çin, Hindistan’ınNSG’ye girmesine karşı gelmemişti.

 

Çin, NSG üyeliği kriterleri ve Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın kapsamı konusunda endişe duyuyordu (5). Daha sonra, Hindistan hükümetinin üç Çinli gazeteciyi sınırdışı etme niyetine yönelik yaptığı açıklama, Çinli bir ulusalcı yayın organı olan Global Times tarafından aşırı reaksiyon sonucu oluşan bir misilleme olarak yorumlandı (6). Bu gelişmeler, 21. yüzyılda hem işbirliği yapan ve hem de rekabet halinde olan bu iki Asya gücü arasında giderek daha karmaşık bir hale gelen ilişkiyi göstermektedir. Bu ülkelerin ikili ilişkileri çok yönlü, karmaşık ve bazen de yönetilmesi zor bir hale gelmiştir.Hindistan ve Çin’in birbirine paralel bir şekilde yükselişi 21. yüzyıldaki en önemli stratejik gelişmelerden biridir. İki Asyalı dev arasındaki ilişki, yeni yüzyılda ortaya çıkan küresel düzeni şekillendirmede belirleyici bir rol oynayacaktır. Batı, Hindistan’ın yükselişini memnuniyetle karşılarken, Çin’in yanıtı daha kararsız olmuştur.

 

Bu makale aşağıdaki argümanları yapmaktadır. Birincisi, yükselen bir güç olarak Hindistan, küresel sahnede tercih ettiği statü hakkında karmaşık sinyaller göndermektedir. Daha spesifik ifade edilecek olursa, Hindistan gelişmekte olan ülkelerle dayanışmayı sağlamaya çalışırken aynı zamanda Büyük Güç statüsü için de mücadele etmektedir. Dışardan görünüşünü, yumuşak güç (soft-power), demokrasi ve zorlayıcı olmayan diplomasiyi savunan bir “alternatif güç” olarak geliştirmeye çalışırken, aynı zamanda geleneksel Büyük Güçlerin sert güç (hard-power) yeteneklerine benzer güç yetenekleri geliştirmektedir. İkincisi, Çin’in Hindistan sinyallerini algılaması ve yorumlaması, Çin’in kendi kimliğine ve politik hesaplamalarına önemli derecede bağlıdır. Hindistan’ın gelişmekte olan bir ülke statüsüne yönelik yaydığı dayanışma sinyali, Çinli elitlerde iyi bir etki uyandırmaktadır.Modi’nin kendi aktif kamuoyu diplomasisi Çin halkı tarafından olumlu bir şekilde algılanmakta ve Hindistan’ın diplomatik aktivizmi, ülkenin profiliniÇin’in siyasi elitlerinin gözünde daha da yükseltmektedir. Bununla birlikte, Hindistan’ın demokrasi modeli, Çinlilerde, Çin’in iç siyasi tartışmalarını Hint hükümeti ile ilgili endişelerden daha fazla yansıtan karmaşık duygular ortaya çıkarmaktadır (7). Üçüncüsü, Çin, Hindistan’ın yükselişini kısmi ya da kararsız hale getirmektedir. Hindistan ve Çin birbirleriyle rekabet halinde olmasına rağmen, Çinli elitler Hindistan’ı büyük oranda potansiyel küresel bir ortak olarak görmektedirler. Yükselen bir Hindistan, Çin’in ekonomik büyümesi için büyük fırsatlar sağlayacaktır.

 

Hindistan ile işbirliği, günümüzde çok kutuplu bir hale gelmekte olan dünyada, ABD’nin dominant rolünün azaltılması ve Pekin için oldukça pahalıya mal olan bir çatışmadan kaçınmasına olanak tanımaktadır. Çin, Hindistan’ın Büyük Güç arzularının bazı yönlerinerıza gösterme konusunda isteksizdir ancak statü politikası sıfır toplamlı bir oyun (bir tarafın kazanıp diğer tarafın tamamen kaybettiği) değildir. Sonuçta, güvensizlik ve rekabet halen var olacak; güç ve algılamanın asimetrisi ilişkilerin yörüngesini şekillendirmeye devam edecektir.

 

Makale aşağıda belirtildiği gibi devam etmektedir. Birinci bölüm Hindistan’ın yükselişini ve statüsüne ilişkin verdiği sinyalleri tartışmakta; ikinci bölüm, yükselen bir Hindistan’a yönelik Çin’de oluşan algıyı analiz etmekte;  üçüncü bölüm, Çin’in Hindistan’ın yükselişini kısmi ve kararsız hale getirme biçimini ve nedenini tartışmakta; son bölüm ise, önemli bulguları ve politik sonuçları özetlemektedir.

 

YükselenbirHindistan’ınStatüSinyalleri

 

Hindistan’ın küresel bir güç olarak yükselişi, önümüzdeki on yıllarda dünya düzeninin yeniden şekillenmesine katkıda bulunacak tarihi bir gelişmedir; ancak bu husus Hindistan’ın arzu ettiği statüsünü nasıl şekillendireceğine de bağlıdır. Tarihsel olarak, yüksek bir statü arayışında olan yükselen bir güç iddialı davranmakta ve yüksek statü için verilen bu mücadele, güç geçişinde çatışmaya veya hatta savaşa neden olabilmektedir (8). Günümüzde asıl önemli olan husus, kendini kanıtlamış güçlerin yükselen bir Hindistan’ın artan taleplerini karşılayıp karşılamayacağıdır. Önümüzdeki on yıllarda uluslararası düzenin niteliği ve içeriği, kısmen, yeni ortaya çıkan güçlerin hangi rolleri oynamaya karar verdiklerine bağlı olacaktır (9). Hindistan, mevcut küresel düzeni tehdit mi etmektedir yoksa bu düzenin bir destekçisi midir? Barışçı bir güç geçişi için vazgeçilmez olan unsurlardan biri de, niyetlerin şeffaflığıdır; bu da, kurulu (genel kabul gören) güçlerin yükselen bir güç tarafından daha büyük bir rol üstlenildiği varsayımını kabul etmesine imkân tanımaktadır (10). Hindistan’ın statüsünün tanınması ve statüye yönelik sinyalleri bu nedenle çok önemlidir.

 

Uluslararası ilişkilerde statü, herhangi bir devletin genel kabul gören değerler açısından (zenginlik, kilit kabiliyetler, kültür, demografik konum, sosyo-politik organizasyon ve diplomatik nüfuz) bulunduğu konuma ilişkin ortak inançlar olarak tanımlanabilir (11). Statü sinyalleri, ilgili siyasi aktörler tarafından benimsenen statüye yönelik ortak bir kanaati değiştirmeyi veya sürdürmeyi amaçlayan özel bir bilgi iletişim çeşididir (12). Yükselen bir güç arzu ettiği statüsünü göstermek için çeşitli sinyaller gönderebilir. Örneğin, yükselen bir güç, Büyük Güç statüsünü belirtmek için nükleer silahlar ve uçak gemileri geliştirebilir, uluslararası büyük organizasyonlara katılabilir veya olimpiyat oyunları ve diğer önemli spor etkinliklerine ev sahipliği yapabilir. Bununla birlikte, yükselen bir güç, arzu ettiği statüsünü göstermek için resmi açıklamalar ve diplomatik konuşmalar vasıtasıyla”stratejik dönüş” yöntemini de kullanabilir (13).

 

Bireysel seviyede, bir kişi, belirli gerçekleri vurgulayarak ve bu gerçekleri avantajına olacak şekildebirbirine bağlarken aynı zamanda rahatsız edici gerçekleri de göz ardı edecek şekilde bir hikaye anlatarak dönüşler yapar.Siyasi liderler, bir iletişim taktiği olarak, hedef kitlelerini toplumsal gerçekliğin belirli bir yorumlamasını kabul etmeye ikna etmek için “dönüş”leri kullanabilirler. Dönüşler, mutlaka güvenilir sinyaller vermese bile, siyasi hayatta yine de önemlidirler. Müzakereler tamamen bir zaman kaybı olsaydı, politikacıların ve diplomatların neden birbirleriyle konuşmaya bu kadar istekli olduklarını açıklamak zor olurdu. Yükselen bir Hindistan, gelişmekte olan ülke statüsü hakkında “konuşma” yolunu seçerek, dayanışma maksatlı olarak “Üçüncü Dünya” ile ortak kimliğine vurgu yapmaktadır.

Statü sinyalleri bazen uçak gemileri ve uzay programları gibi maddi unsurlarla ilişkiliyken, statü temelde sosyal ve ilişkiseldir. Hem kişisel sosyal hayatta hem de uluslararası toplumda statü, büyük oranda başkaları tarafından tanınmaya bağlıdır. Öncelikle başkalarının zihinlerinde yer alan bir özelliktir. Bir devlet ne tür özelliklere sahip olursa olsun, otomatik olarak bir statü oluşturmazlar. Statü sosyal olduğu için, statü sinyallerinin gönderilmesi ve tanınması entegre bir süreç olarak görülebilir; dolayısıyla, Uluslararası İlişkiler teorisyeni Robert Jervis’in de işaret ettiği gibi, sinyal yayma ve algılama ‘aynı madalyonun iki yüzü’ olarak görülebilir (14). Başka bir deyimle, bir devlet arzu ettiği statüsü hakkında bir sinyal gönderdiğinde, liderler genellikle hangi çeşitteki izleyicilerin potansiyel olarak bu sinyalleri alabildiklerini çoğu zaman tahmin edeceklerdir.

 

Hindistan gibi yükselen güçler, kendi statüleri hakkında özellikle hassastırlar. Richard Lebow belirli bir ülke grubunu “sonradan görme güçler” olarak kategorize etmektedir. Bu ülkeler psikolojik bakımdan güvensiz olup güçlerini ve statülerini göstermek için güçlü bir motivasyona sahiplerdir. Hindistan için, geçmişte batılı sömürge güçlerinin baskısı altında yaşanan tarihsel travma ve ulusal aşağılanma, ülkeyi daha fazla güç ve statü için teşvik eden bir sömürge sonrası ideoloji inşa etmiş olabilir (15). Buna ek olarak, statü sinyali, yurtiçi meşruiyetlerini artırmak için uluslararası statüsünü kullanmaya çalışan siyasi partiler ve liderler açısındanulusal bir politik amacahizmet edebilir.

Hindistan Büyük Güç statüsüne ulaşmaya çalışırken, küresel sahnede birden fazla imajla kendini göstermektedir. Kate Sullivan’a göre, Hindistan’ın imaj projeksiyonunun belirsizliği, Büyük Güç statüsüne olan arayışını, gelişmekte olan ülkelerle dayanışma arzusuyla uzlaştırma ihtiyacından kaynaklanmaktadır (16). Buna göre Hindistan’ın yükselen bir güç olarak stratejisi, mevcut düzene uyma ve bu düzene karşı direnme unsurlarını aynı anda içermektedir (17). Hindistan, özel hakları ve imtiyazları da beraberinde getiren Büyük Güç statüsüne sahip olmak istemektedir; ancak halen devletler arasında eşitlik ilkesini savunmakta ve gelişmekte olan ülkelerle olan dayanışmanın teşvik edilmesine yönelik uzun vadeli çabalarından ise vazgeçmek istememektedir.

İlginçtir ki, çoğu çalışma yükselen bir Hindistan’ın daima Büyük Güç olarak daha fazla tanınmaya gayret göstereceğini varsayıyor olsa da, Hindistan’ın kendisi bazen uluslararası sistemdeki yükselişinden çok fazla anlam çıkarıldığından şikayet ediyor gibi görünmektedir. ManjariChatterjee Miller, bazı Hint elitlerinin ülkenin yükselen statüsüyle ilgili herhangi bir beyanda bulunmaktan çekindiklerini belirtmekte ve bu duruma yönelik Hintli bir yetkilinin şu sözlerine atıfta bulunmaktadır: “Hindistan’ın yükselişinin Batı tarafından teşvik edilen histerik bir anlamı vardır.”(18) Hindistan’daki sıradan halk da ülkesinin yüksek statütüye sahip olmasını her zaman istemeyebilir.

Örneğin 2004 yılında iktidarda olanBharatiyaJanata Partisi (BJP), Hindistan’ın uluslararası arenadaki pozitif imajını yüceltmek için geliştirilen kampanyanın bir parçası olarak ortaya atılan  ‘Hindistan Parlıyor’ sloganını popülerleştirdi. Hükümet, ‘Hindistan Parlıyor’ sloganı içeren reklamlara yaklaşık 20 milyon ABD doları harcadı. Ancak, 2004 yılında yapılan parlamento seçimlerinde, bahse konu sloganın yaydığı anlamınkamuoyu tarafından benimsenmemesi nedeniyleVajpayee hükümeti mağlup olmuş ve bu yenilginin nedenlerinden biri de ‘Hindistan Parlıyor’ kampanyası olmuştur (19).

Sullivan, Hindistan’ın statü için verdiği mücadelenin benzersizliğine vurgu yapmaktadır; ancak ben tam tersine, Hindistan’ın iki yönlü statü mücadelesinin, yükselen bir uluslararası profile sahip gelişmekte olan büyük bir ülkenin çıkarları ve kimliğini yansıtması nedeniyle benzersiz bir mücadele olmadığını düşünüyorum. Çin, gelişmekte olan ülke imajını korumak için çok çaba sarf ederken, Büyük Güç statüsü için de çabalamaktadır (20). Güney Amerika’da dominant bir oyuncu olan Brezilya,hegemon bir güç olarak görülmekten her zaman korkmuştur. Böylece, Brezilyalı diplomatlar Brezilya’nın konumunu “uzlaşma hegemonyası” kavramı aracılığıyla teşvik etmeye çalışmakta; bu durum ise ülkenin açık bir şekilde baskı yaparak değil, çok taraflı diyaloglar düzenleyerek liderlik rolünü oynamaya çalıştığı anlamına gelmektedir (21).

Uluslararası toplumda statü kriterlerinin çokluğu göz önüne alındığında, yükselen bir Hindistan, arzu ettiği statüsünü çeşitli şekillerde göstermeyi seçebilir. Tıpkı belirli bir toplumdaki bireyler ve gruplarınstatüye ulaşma ve buna yönelik sinyaller vermek üzere çeşitli yollara başvurması gibi, devletler de statü kazanmak için birçok faaliyette bulunmaktadır. Geleneksel olarak, askeri yetenekler uluslararası siyasette önemli bir statü işareti olmuştur. İdeolojik cazibe, ekonomik büyüme ve teknolojik yenilik de uluslararası statü ve saygınlığın kaynağı olabilir (22). Farklı ve pozitif bir ulusal kimlik kurmaya çalışan devletler, rekabet, taklit veya yaratıcılık da dahil olmak üzere statüye ulaşmak için farklı stratejiler seçebilirler. Ulusal bağımsızlığını kazandıktan sonraki ilk yıllarda Hint seçkinleri, askeri gücün uluslararası statü simgesi olarak kullanılmasına çok da önem vermediler. Çin’in nükleer silahlara yönelik istekli arayışının aksine Hindistan, böyle bir silah edinip edinmeme konusunda yirmi yılı aşkın bir süre boyunca tartışmaktadır (24).

Hindistan, gelişmekte olan bir ülke olarak, şiddet içermeyen, hiçbir tarafa yönelmeyen ve barışçı bir şekilde bir arada bulunmayı savunanbelirgin statüsüyle gurur duymaktadır. Hindistan’ın nitelikleri göz önüne alındığında, kendisini Batı ile Doğu, küresel Kuzey ile küresel Güney arasında siyasi ve coğrafi bir merkez noktasında bulunan bir “sentezleme” gücü olarak konumlandırmaya çalıştığı görülmektedir (25). Hindistan ayrıca, küresel sahnede ahlaklı, zorlayıcı olmayan ve demokrasiyi teşvik eden bir algı oluşturarak “örnek teşkil eden bir güç” imajı oluşturmaya çalışmıştır. İlaveten, sentezleyici ve zorlayıcı olmayan bir güç kimliğini temel alan Hindistan, ‘alternatif bir güç’ olarak farklı bir küresel role yönelmiştir (27). Böylece, Hindistan aslında sert güç yeteneklerini geliştirmiş olsa da, geleneksel Batılı Büyük Güçlerinin imajından daha farklı bir imaj çizmeye çalışmaktadır.

Son yıllarda Hindistan, yumuşak güç kaynaklarına vurgu yaparak, Büyük Güç statüsüne erişme çabalarınıhızlandırmaktadır. Brezilya, Japonya ve Almanya ile birlikte, Genişletilmiş Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (UNSC) kurulması ve üyeliği için baskı yapmaktadır. Meşru bir nükleer devlet olma kararlılığı, 1998 yılında icra ettiği nükleer silah testlerindenrahatsız olan ABD ve Çin’in tepkilerine rağmen yolundan sapmamıştır. Başbakan Modi, 2014’te iktidara geldiğinden beri, Büyük Güç statüsüne ulaşmaya yönelik aktif bir diplomasi sürdürmüş; Hindistan’ın Birleşik Devletler ve Japonya ile olan güvenlik ve ekonomik işbirliğini güçlendirirken aynı zamanda aktif bir şekilde Çin ile işbirliği içerisine girmiştir.

Bölgesel meselelerde Hindistan, Güney Asya’yı her zaman etki alanı olarak görmüş ve bölgede baskın bir statü kurmaya çalışmıştır. Hindistan’ın bölgesel liderlik için verdiği mücadelenin karışık yansımaları bulunmaktadır.Hindistan, Güney Asya’da herhangi bir dış Büyük Gücün varlığı konusunda çok hassastır (28) ve Çin’in Hindistan’ın komşuları ile olan ilişkilerini güçlendirme maksatlı herhangi bir girişiminitehditkar olarak görmektedir. Denizcilik stratejisi bakımından, Hindistan kendisini Hint Okyanusunda doğal lider olarak görmekte ve başta Çin olmak üzerebölge dışı herhangi bir deniz kuvveti varlığını esasen gayri meşru olarak görmektedir. Benzer bir şekilde, bölge dışı güçlerin Hindistan’ın komşularında herhangi bir askeri varlık bulundurması da,  bölgedeki ülkelerin temel güvenlik sağlayıcısı olarak sadece Hindistan’a güvenmesi gerektiğini düşünen Hin elitleri tarafından gayri meşru olarak görülmektedir (29). Hindistan’ın Güney Asya liderliğiyle ilgili bu tutumu Hint perspektifinden bakıldığında savunma temellidir; ancak bu tutum diğer ülkeler (Çin dahil) tarafından yaygın olarak paylaşılmamakta ve tanınmamaktadır.

Son yıllarda, Modi, aktif işbirliği ve açık bir çözüm kararlılığı arasındaki dengeyi korumaya ve ekonomik bir ortaklığın geliştirilmesinibenimseyen bir yol izleyerek, Çin’e karşı daha aktif bir diplomasi gütmektedir. Başbakan’ın 2015 yılında Çin’i resmi ziyareti sırasında Hindistan, Çinli şirketler ile 20 milyar dolarlık yatırım anlaşmaları imzaladı (30). Stratejik olarak Modi, Pekin’in askeri ve diplomatik konumuna karşı sert bir duruş sergilemeye çalışmaktadır. Modi, Çin’in karşısında pazarlık konumunu güçlendirmek amacıyla Hindistan’ın Güney Asya’daki etki sahasını geliştirmeye odaklanmaktave ABD, Japonya ve bir takım güneydoğu Asya ülkeleriyle daha güçlü ilişkiler kurmaya çalışmaktadır.

Modi, Çinli liderlere ve Çin halkına yönelik aktif diplomasisini de yoğunlaştırmıştır. Başkan Xi ve BaşbakanLiKeqiang’ın son ziyaretlerine ev sahipliği yapmış; ve dostane bir karşılıklı hareketle Xi ve Modi birbirlerinin doğdukları şehirleri de ziyaret etmişlerdir. Modi’nin Çin’i resmi ziyareti sırasında, Modi Hindistan’ın kamu diplomasisini ve yumuşak gücünü de artırmış oldu. Dünya liderleri arasında bir sosyal medya süperstarı olanModi (31), Çin sosyal medya platformu Weibo’da hesap açan için ilk Hindistan başbakanı oldu ve şöyle bir açılış mesajı hazırladı: “Merhaba, Çin! Çinli arkadaşlarla etkileşimde bulunmak için sabırsızlanıyoruz. ” (32) Aynı Çin ziyareti sırasında Modi, öğrenciler ve iş dünyası liderleri ile diyaloglara da katıldı ve yürüttüğü kamu diplomasisi çabaları Çin medyasında iyi bir şekilde kabul gördü.

Yükselen Hindistan, küresel sahnede arzu ettiği statüye yönelik farklı sinyaller göndermektedir. Gittikçe artan bir şekilde Büyük Güç statüsüne kavuşmak için çaba sarf ederken, gelişmekte olan ülke statüsünü de korumak istemekte ve gönderdiği sinyallerin birden fazla izleyici tarafından nasıl algılandığına yönelik hesaplar yapmaktadır. Örneğin, Hindistan, Asya’daki Çin egemenliğine karşı bir korunma aracı olarak ABD ile aktif bir şekilde stratejik bir ortaklık aramakta ancak resmi bir ittifaka girmek konusunda tereddüt etmektedir. Yeni Delhi’nin perspektifinden bakıldığında, ABD ile yapılacak resmi bir askeri ittifak Çin’in tepkisine neden olacakken, ABD ile olan yakın bir işbirliği Çin’in dikkatini çekecek ve Çinli elitlerin gözünde Hindistan’ın profilini ve pazarlık kabiliyetini artıracaktır. Hindistan’ın Büyük Güç diplomasisinde yaşadığı bu tereddüt, ülkenin küresel tiyatronun en önemli aktörlerinden biri olan Çin tarafından nasıl algılandığı ile yakından ilişkilidir (33).

Çin’in Yükselen Bir Hindistan’a Yönelik Algısı

Hindistan’ın hedef kitlesi, Hindistan tarafından kendi imajı ve statüsüne yönelik yaymakta olduğu bu sinyalleri nasıl algılamaktadır? Yukarıda belirtildiği gibi, statü büyük oranda başkaları tarafından tanınmaya bağlıdır. Statü politikası uluslararası ilişkilerde oldukça karmaşık bir konudur: “statü iddialarını tanıma ve buna yönelik sinyal gönderme süreci, en azından, uluslararası siyaset bilimcilere tanıdık gelen güvenlik politikaları kadar belirsizliğe açık olup karışık stratejik dürtülerle aynı oranda yakından ilişkilidir” (34). Küresel sahnede çeşitli imajlar sergileyen Hindistan, kendi yerel nüfusu, Batı’daki kurulu güçler ve güneydeki gelişmekte olan ülkeleri de içeren çok sayıda izleyiciyle karşı karşıyadır.

Çin, Hindistan’ın önemli uluslararası izleyicilerinden biridir ve iki ülke arasında karmaşık bir ilişki bulunmaktadır. 1950’lerde, Hindistan’ın bağımsızlığı ve Çin’de komünist rejimin ortaya çıkmasından kısa bir süre sonra, sıcak bir dostluk dönemi yaşadılar. O günden bu yana, çözümlenmemiş toprak anlaşmazlıkları ve 1962 savaşı, ilişkilere uzun süreli bir gölge düşürdü. 1980’lerden bu yana kademeli olarak gelişme kaydedildi ancak iki ülke arasındaki güvensizlik ve şüphe halen devam etmektedir. Bazı çalışmalar Hindistan’ın olumsuz imajının Çin halkı ve elitleri arasında halen güçlü bir şekilde sürmekte olduğunu göstermektedir. Örneğin Mohan Malik’e göre, Mao ve Zhou gibi Çinli liderler Hindistan’ı ‘Büyük Güç hayalperesti’ olarak algılamakta, statüsünü küçümsemekte ve güvenlik açıklarına vurgu yaparak ve Hindistan’ın endişelerini göz ardı etmektedir (34). SimonShen’in Çin kamuoyu üzerine yaptığı çalışmada, Çin milliyetçileri arasında Hindistan’a yönelik olumsuz bakış açısının devam ettiğine yönelik bulgular yer almaktadır(35).

Bununla birlikte, bu bulgular Çin-Hindistan ilişkisindeki bazı sorunlu faktörlere açıklık getirirken, bunlar uygun bir perspektif içinde ele alınmalıdır. Malik’in çalışması, Hindistan ve Çin’in özellikle düşmanca bir ilişkiye sahip olduğu Soğuk Savaş dönemine ilişkin bazı Çinli elitlerin görüşlerini incelemektedir. Bu görüşler, Çin-Hindistan ilişkisinin çok daha karmaşık bir aşamaya dönüştüğü günümüz çağına basitçe aktarılamaz. Shen’in çalışması, genellikle abartılı ve aşırı milliyetçi görüşlerin yer aldığı Çinli internet sitelerinde yer alan fikirleri belgelemektedir.Aslında, çevrimiçi yayınlanan görüşler genel olarak aşırı görüşleri ifade etmekte ve kamuoyunu genel anlamda temsil etmemektedir. Çinli ulusalcıların görüşleri bazı açılardan önemli olmasına rağmen bu görüşlerin Çin’in Hindistan’a yönelik politikalarını önemli bir şekilde şekillendirebileceğini hayal etmek oldukça zordur.

Bu kötümser görüşlerin aksine, Çin’in Hindistan’a yönelik algısının çok boyutlu ve karmaşık olduğunu; ve bu ilişkinin sıfır toplamlı bir düşünce tarafından dikte edilmediğini iddia ediyorum. Çin’in bu konudaki algısı, Hindistan’ın statü sinyalleri ile Çin’in kimliği ve iç hesaplamaları ile şekillenmektedir (37). Tıpkı Hindistan’ın arzu ettiği statü hakkında farklı sinyaller gönderdiği gibi, Çin de Hindistan’a karşı kararsız bir tutum sergilemektedir. Özellikle, Hindistan’ın Büyük Güç statüsüyle ilgili çekinceleri olan Çinliler, Hindistan’ın gelişmekte olan ülke statüsüne yönelik sinyallerini coşkuyla karşılamaktadır. Küresel düzeyde, Çin her geçen gün Hindistan’ı önemli bir tehdit olarak değil potansiyel bir küresel ortak olarak görmektedir. Yerel düzeyde ise, Hindistan’ın demokratik sistemine yönelik Çinliler tarafından yapılan tartışmalar, Hindistan’ın esas gücünden ya da zayıflığından ziyade Çin’in ideolojik bölünmelerinin bir göstergesidir.

 

Her şeyden önce, Hindistan ve Çin arasında temel bir güç ve algı asimetrisi bulunmaktadır (38). Hindistan’ın hızlı yükselişine rağmen, iki ülke arasındaki güç farkı halen fazladır. Hindistan ile bazı ortak özelliklere sahip (her ikisi de gelişmekte olan büyük ülkeler ve yükselen güçler) olan Çin hem maddi imkânlarının genişliği hem de önemli uluslararası örgütlerdeki pozisyonları nedeniyle daha avantajlı ve ayakları yere basan bir güçtür. Çin’in GSYİH’sı Hindistan’ın yaklaşık dört katıdır ve düzenli askeri gücü ve nükleer stokları Hindistan’ın iki katı kadardır (39). Çin, halen Hindistan’ın katılmayı istediği pek çok ‘Büyük Güç Kulübü’ ne girmiş ve SCO ve Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) gibi yeni uluslararası kurumların oluşturulmasında liderlik rolünü oynamıştır.

 

Güç ve algının asimetrisi göz önüne alındığında, Çin Hindistan’ı önemli bir tehdit olarak görmemektedir. Örneğin, Chicago Konseyi tarafından 2006’da Global Affairs‘te yapılan bir araştırmada, örneklem olarak alınan Çin halkının yalnızca yüzde 9’u Hindistan’ı bir tehdit olarak tanımlamıştır. Aynı anket, Çin halkının% 56’sının Çin ve Hindistan’ın çoğunlukla ortak olduğunu düşündüğü ve sadece % 30’unun ise Hindistan’ı rakip olarak gördüğünü ortaya koymaktadır (40). Buna karşın, Hint halkının önemli bir kısmı Çin’i büyük bir tehdit olarak görmektedir (41). Yani, ikili ilişki bir anlamda halen tek taraflı bir rekabettir (42). Chicago Konseyi anketinden on yıl sonra, Çin’in Hindistan hakkındaki görüşleri ve algısı pek değişmedi. Çin’in bakış açısına göre ise Hindistan rekabet açısından halen bir tehdit olarak görülmekle birlikle, bu tehditpragmatik bir şekilde yönetilebilir.

 

Buna karşılık, Çin ABD’yi potansiyel olarak Çin’in statüsüne ve ulusal çıkarlarına karşı daha ciddi bir tehdit olarak görmektedir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ABD’nin tek süper güç olması nedeniyle bu algılama şaşırtıcı değildir. ABDile doğrudan yüzleşmekten kaçınmak isteyen Çin, gücün Amerika’nın tekelinde kalmasındansa, bu gücün daha yaygın biçimde yayılmasını sağlayacak alternatif bir uluslararası düzeni tercih etmektedir (43). Bundan dolayı yükselen bir Hindistan, gelişmekte olan diğer güçlerle birlikte, Çin’in çok kutuplu bir dünyanın ortaya çıkmasını şekillendirmeye yönelik uzun vadeli çıkarlarına hizmet edecektir.

 

Bu nedenle Çinli liderler, Hindistan’ın yükselişine yönelik uzak görüşlü bir yaklaşım benimsemekte ve Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın yer aldığı BRICS’de daha fazla işbirliği yapılmasını savunmaktadır. Çin’in resmi söylemi sıklıkla Hindistan ile Çin arasındaki işbirliğini ve dostluğu vurgulamakta olup Çin medyasında Çin-Hint çatışmaları konusunda az sayıda rapor yer almaktadır. Bu söylem sayesinde, Çin halkı, siyasi olarak doğru bir anlatım olan ortaklık ve işbirliğini daha kolay benimseyebilir.

 

Asimetri, patron-müşteri ilişkisi veya mahkeme sistemi gibi birçok hiyerarşik sistemde varolan ve Doğu Asyauluslararası ilişkiler disiplininde az çalışılan bir olgudur (44). Bununla birlikte, Çin ile Hindistan arasındaki asimetrinin, hiyerarşik modelin açıklayabileceğinden çok daha karmaşık bir ilişkiyi içerdiğine dikkat edilmelidir. Hakim bir hegemon ve onun müşteri devleti arasında olduğu gibi bir tarafa doğru meyletmiş olmayan bu ilişkide, asimetri ek belirsizlik ve riskler getirmektedir. Güç boşluğu, Çin’in Hindistan’ı tehdit olarak görme ihtimalini azaltsa da, asimetri Hindistan’ı Çin eylemlerine karşı daha duyarlı hale getirmekte ve Çin’i bazen Hindistan’ın endişeleri hakkında daha az hassas hale getirmektedir. Hindistan’ın sıkça şikayet ettiği üzere, sınır anlaşmazlıkları veya Uluslararası örgütlerde daha fazla statü için Hindistan’ın yürüttüğü mücadele bu endişelere örnek olarak verilebilir.

Öte yandan, Çin bazen Hindistan’ın, kendisine karşı yürütülen “sınırlandırma” stratejisiyle ilgili aşırı duyarlı, hatta paranoyak olduğu ve Hindistan’ın Çin’in davranışlarına aşırı tepki verdiğinden şikâyet etmektedir (45). Örneğin, Hindistan’ın NSG’ye katılma konusundaki başarısız girişimiyle ilgili olarak, Çinliler Hindistan’ın katılma girişimini, daha geniş bir uluslararası toplumda daha fazla müzakereye ihtiyaç duyabilecek oldukça karmaşık ve ince ayrıntılara sahip bir durum olarak gördüler ve Hindistan’ı hedef aldıklarını reddettiler (46). Aksine Hintliler, NSG meselesinin Hindistan’ın yükselişini engellemek için Çin tarafından kullanıldığını görme eğilimindedir (47). Hindistan hükümetinin üç Çinli gazeteciyi sınırdışı etme kararı almasını müteakipanlaşmazlıklar artmaya başlamış; Çin medyası ve uzmanlar ise bu durumu büyük oranda Hindistan’ın aşırı tepkisine bir örnek olarak yorumlamışlardır.

Yükselen bir Hindistan’a yönelik Çinli elitler ve Çin halkı tarafından benimsenen görüşler arasında büyük bir boşluk vardır. Yukarıda belirtildiği gibi, Çinli liderler Çin ve Hindistan arasındaki ilişkiler hakkında olumlu bir söylem geliştirmekte ve iki ülkenin, gelişmekte olan iki büyük ülke ve iki Asya uygarlığı olarak paylaştığı ortak kimliğe,  batılı sömürge güçleri yüzünden çektikleri ortak acılara ve Batı-egemen uluslararası kurumlara ilişkin şikayetlere ve bu kurumlarda yeterince temsil edilememe hususlarına vurgu yapmaktadır (48). Son yıllarda da, Çinli liderler, büyüyen güç arenasında ve küresel yönetişimde ortak olan Hindistan ile Çin arasında işbirliğine yönelik çok taraflı forumlarda büyük bir potansiyelolduğuna vurgu yapmaktalar.

 

Çinli liderler, iki ülke arasındaki devam eden anlaşmazlıklar ve rekabetin farkındalar, ancak bu sorunların pratik olarak hafifletilmesi gerektiğineinanmaktadırlar. Aksine, genel nüfus düzeyindeHindistan’a yönelik görüşler, çevrimiçi sitelerde ve Global Times gibi Çin ulusalcı medyasında yer alan görüşlere de yansıdığı gibi, bir dereceye kadar cehalet ve genellemeye dayanmaktadır. Bununla birlikte, unutulmamalıdır ki, milliyetçi görüşün etkisi sınırlı ve karmaşıktır. Çin hükümeti kamuoyunu şekillendirir, ancak kamuoyu da dış politikayı kısıtlar. Çin hükümeti uluslararası izleyicilerekararlılık sinyali vermek istediğinde, yabancı karşıtı protestolara izin vermekte; hatta teşvik etmektedir. Diplomaside güvence sinyali vermek istediğinde ise, yabancı karşıtı protestoları bastırmaktadır (49). Son yıllarda ABD ve Japonya zaman zaman Çin’deki yabancı karşıtı protestoların iki ana hedefi olmuş (50); ancak Hindistan nadiren bir hedef haline gelmiştir.

 

Alt elit seviyede (aydınlar, politika danışmanları ve medya çalışanları dahil), Hindistan hakkında, Çin’in iç bölünmelerini Çin’in Hindistan’a yönelik algısından daha fazla yansıtmakta olancanlı tartışmalar gerçekleşmektedir. Başka bir deyişle, Çin aydınları ve politika danışmanları arasında Hindistan ile ilgili yapılan tartışmalar Hindistan’dan ziyade Çin’in kendisi ile alakalıdır. Hindistan’ın politik ekonomisinin ve potansiyelininÇin tarafından nasıl yorumlanması gerektiği hususu en önemli tartışmalardan biridir.  Bu tartışma, ABD’nin önde gelen okullarından olan MassachusetInstitute of Technology (MIT)’de Çin Politik Ekonomisi alanında profesör olan oldukça tanınmış Çinli akademisyen YashengHuang’ınbir çalışmasına dayanmaktadır. Huang ve çalışmadaki ortağı, 2003 yılındaForeignPolicydergisinde yayınlanan bir makalede, ‘Hindistan’ın kendi mülkiyetinde olan girişimcileri, verimsiz bankalar ve sermaye piyasaları yüzündenağır aksak ilerleyen Çin’e karşı uzun vadeli bir avantaj sağlayabilir’ önerisinde bulunmuştur (51).

 

Çinli akademisyenler ve gazeteciler, Hindistan’ın demokratik gelişim modelinin Çin’in otokratik modeline karşı uygulanabilir bir alternatif olup olmadığı sorusuna yanıt aramakta ve fikirler ideolojik bir çizgide kutuplaşmaktadır. Genel olarak, Çinli liberaller, Hint gelişim modelini övmekte iken, milliyetçiler ve muhafazakârlar bunu küçümsemektedirler. Çinli liberallere göre, Hindistan’ın demokratik direnci ve toplumsal çoğulculuğu, Çin’in tek parti yönetimi ve devletçi politikaları ile ters düşmektedir. Hint demokrasisini kalkınma modelinin dayanıklılığının ana kaynağı olarak vurgulayan liberaller, Hindistan’ın yükselişini Çin modelini reddetmek için bir örnek olarak kullanmaktadırlar (52). Milliyetçiler ve muhafazakarlar, yoksul altyapı ve etkisiz hükümet gibi Hint toplumunun ve siyasetininherkesçe bilinen olumsuz yönlerine odaklanmaktalar. Hindistan’ın Çin’i aşabileceği fikrini reddedenler, Hint kalkınma modeline yönelik olumlu değerlendirmelerin ideolojik olarak önyargılı olduğunu düşünmektedirler (53).

 

Son yıllarda, Hindistan’ın hızlı ekonomik büyümesi ve Modi’nin diplomatik aktivizmi, Çin’de Hindistan’a yönelik yeni bir imaj ortaya koymuş ve Çinli akademisyenler ve analistlerin büyük bir ilgisini çekmiştir. Yeni eğilim, Çinli analistlerin Hindistan’ı artık hafife almamasıdır. Yakın zamandaki Çin analizleri, Hindistan’ı güney Asya’da sadece bölgesel bir güç olmaktan ziyade büyüyen bir küresel oyuncu olarak görmektedir. Hindistan’a yönelik sofistike analizlerin sayısı giderek artmaktadır ve Hindistan’ın profilinin ve kaygılarınınÇin’in siyasi elitleri tarafından görmezden gelindiği artık söylenemez. Örneğin, Çin yetkilileri ve akademisyenler, Pekin’in yakın zamanda hayata geçirdiği ve 21.yy’ın deniz ipek yolu olarak adlandırılan OBOR isimli stratejisi hakkında Hindistan’ın sahip olabileceği çeşitli endişeleri fark ettiler ve bunları hafifletme yollarını aktif olarak düşünüyorlar (54). Yeni Delhi’de bulunan bir akademisyen ve eski bir diplomat olan Lin Mingwang’a göre, Çin Hindistan’ın çeşitli konulardaki kaygılarını hafifletebilir. Önerileri arasında, OBOR ile Hindistan’ın yeni bölgesel girişimleri arasında uyumlu bir işbirliği yapılması, gayrı resmi çok taraflı diyaloglar oluşturulması ve Güney Çin Denizi ihtilaflarında karşılıklı güvence ve kısıtlama getirilmesi yer almaktadır (55).

Çin’in Uzlaşmaya Yönelik Kararsız Tutumu

 

Batı’nın Hindistan’ın yükselişine yönelik uzlaşı tutumu, demokratik değerler, ekonomik çıkarlar ve stratejik dengelemeye dayanmaktadır. Yükselen bir Hindistan’ın muhtemelen Çin’e karşı bir ağırlık sağlayabileceği düşüncesi, Batı’nın (ve özellikle Amerika’nın) Hindistan’a yönelik stratejik uzlaşı tutumuna önemli bir katkı sağlamaktadır (56). Hindistan’ın Büyük Güç arzusunun daha zor olan kısmı ise, Çin ile bir uzlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Uluslararası siyasette, Büyük Güç seviyesindekibir uzlaşma, barışçıl değişimiyüceltmek için hayati öneme sahiptir. T. V. Paul’a göre, Büyük Güç uzlaşması, genel kabul gören ve yükselen güçlerin karşılıklı haklar, statü, kurumsal üyelik ve uluslararası sistemdeki nüfuz alanlarına ilişkin karşılıklı uyarlamaları ve kabul görmeyi içermektedir (57). Uzlaşı kısmi de olabilir ve normatif, bölgesel, ekonomik ve kurumsal olmak üzere farklı uzlaşı türleri bulunabilir (58). Çoğu araştırma, yükselen güçler ve genel kabul gören güçler arasındaki uzlaşı üzerine yoğunlaşırken, yükselmekte olan güçler arasındaki karşılıklı uzlaşı konusuna şimdiye kadar çok fazla önem verilmemiştir.

 

Çin-Hindistan ilişkisi, daha güçlü şekilde yükselen bir gücün, yükselen bir başka gücün yükselişini kısmi olarak nasıl benimseyeceğinin bir örneğidir (59). Bazı analistler Çin’in her zaman Hindistan’ın yükselişini sınırlandırmaya çalıştığını iddia etmektedir; fakat aslında, sınırlandırma konsepti, Çin’in yükselen bir Hindistan’a yönelik genel yaklaşımında uygulanacak uygun bir kavram değildir. Hindistan ve Çin arasındaki güç ve algı asimetrisi göz önüne alındığında, ‘uzlaşmaya yönelik kararsız tutum’ ifadesinin daha doğru bir kavram olabileceğini düşünüyorum. Hindistan’ın statü hedeflerinin kabulüne yönelik Çin’in sergilediği tutum kısmi, duruma bağlı ve bazen de tutarsızlık barındırmaktadır. Hindistan’ın Büyük Güç hedeflerininÇin tarafından kabul görmesi Hintli elitler tarafındanikili ilişkinin ilerletilmesi için gerekli bir koşul olarak görülürken, Çinli seçkinler, bahse konu kabulün şartı olarak ilişkilerin ilerlemesini öne çıkarmaktadır. Ayrıca Hindistan ile Çin arasındaki statü politikası bazen rekabetçi olmakla birlikte her zaman sıfır toplamlı bir oyun değildir. Çin, bazı durumlarda Hindistan’ın Büyük Güç arzularına direnirken, ilke olarak bu arzulara karşı değildir. İkili pazarlık ve karşılıklı kabul görme konularına yönelik üzerinde çalışılması gereken çok fazla alan bulunmaktadır.

 

Çin, Hindistan’ın bazı uluslararası kuruluşlara katılımını desteklemektedir. Çin Hindistan’ı, AIIB ve OBOR da dahil olmak üzere birçok büyük ekonomik girişimeoldukça içten birşekilde davet etmiştir (60). Taraflar, BRICS çerçevesi içerisinde Yeni Kalkınma Bankasını birlikte inşa ederek işbirliğini de güçlendirdiler. Hindistan’ın yükselişi işbirliği için Çin’e pek çok fırsat sunacaktır. Kongre Partisi üyesi JairamRamesh, ortaya çıkan iki güç arasındaki sinerji ve işbirliğini simgeleyen ‘Chindia’ kavramını savunmaktadır (61). Çin liderleri, ‘Chindia’ terimini kendileri kullanmasalar dahi, bu fikri benimsemektedirler. Başbakan LiKeqiang, 2013’te Hindistan’a yaptığı ilk resmi ziyarette şöyle söylemiştir: “Dünyadaki en büyük nüfus ve pazar potansiyeline sahip komşu ülkeler olan Çin ve Hindistan doğal işbirliği ortağıdırlar.”(62)

 

Başkan Xi, Çin ve Hindistan’ın “kalkınma için yakın bir ortaklık” geliştirme potansiyelini vurgulayarak, “dünyanın” fabrikası” olarak bilinen Çin ile dünyanın “bürosu”olarak bilinen Hindistan’ın karşılıklı olarak birbirini tamamlayan avantajlarından istifade edebilmeleri için işbirliğini güçlendirmeye ihtiyaçları olduğunu söylemektedir (63). Bu perspektiften bakıldığında, Çin ile Hindistan arasındaki ekonomik işbirliği, güven oluşturmak ve iki ülke arasında kalıcı barışı sağlamak için en iyi yol olabilir. Çoğu Çinli elit, Hindistan ve Çin’in yükselişini olumlu bir itici güç olarak görmektedir. Xi’ye göre, her iki ulus devletin de büyümeye devam etmesi ve aynı zamanda ulusal yeniden canlanma hedeflerini başarması için yeterli alan bulunmaktadır.

 

Çin-Hindistan ilişkisi çok boyutlu bir karakter kazanmıştır. Rekabet ve anlaşmazlıklar devam ederken, Hindistan ve Çin ticaret, teknoloji transferi ve iklim değişikliğine tepki de dahil olmak üzere küresel alanda birçok ortak çıkar paylaşmaktadır. İki ülke arasındaki yakın tarihli diplomatik çatlaklara rağmen, aralarındaki ekonomik bağlar güçlenmekte ve önem kazanmaktadır. Çin, 2008 yılından bu yana Hindistan’ın en büyük ticaret ortağı olmuş ve iki ülke de uzun süredir devam eden politik farklılıklarını gidermek için bir diyalog başlatmışlardır.

 

Yukarıda belirtildiği gibi, Hindistan’ın diğer gelişmekte olan ülkelerle dayanışma içinde olması Çinli elitler tarafından olumlu karşılanmaktadır. Günümüz Hindistan ve Çin’i, yukarıda belirtildiği gibi, birkaç temel özelliği paylaşmakta olup her iki ülke de zengin kültürel geleneklere sahiptir. Bu iki medeniyet Çinli keşiş Xuangzang’ın Budizm hakkında bilgi edinmek için yedinci yüzyılda yapmış olduğu efsanevi Hindistan gezisi ile sembolize edilen geniş çaplı etkileşimlere de sahiptir. Bugün Hindistan’ın yükselişi, Çin’in ABD liderliğinde tek kutuplu bir sistem yerine çok kutuplu bir dünyayı tercih etmesi ile uyumludur. Başkan Xi’nin vurguladığı gibi: Çin ve Hindistan, çok kutuplu bir dünyayı şekillendiren iki büyük oyuncu ve Asya ve küresel ekonomik büyümeyi yönlendiren iki canlı güç olarak, bir kez daha tarih sahnesine çıkmaktadır. Çin-Hindistan ilişkileri ikili ölçekten çıkarak geniş bölgesel ve küresel bir önem kazanmıştır (64).

 

Hindistan ve Çin’in paylaştığı kimlik ve çıkarlar, çok taraflı forumlarda işbirliği için yeni bir alan yaratmaktadır. Aralık 2009’daki Kopenhag İklim Değişikliği Zirvesi sırasında Hindistan ve Çin, müzakere pozisyonlarını koordine etmişlerdir. BM’de, Çin ve Hindistan sık sık çeşitli siyasi konularda benzer siyasi konumları paylaşıyorlar. Geleneksel kanıdan farklı olarak, Hindistan ve Çin, ikisi birlikte ABD ile, tek başına olduklarından daha fazla bir oranda ortak dış politika davranışlarına sahiptirler (65).

 

Ancak Çin, Hindistan’ın Büyük Güç arzularının diğer yönlerini benimseme konusunda kararsızdır. Hindistan, önemli uluslararası örgütlere girişi için Çin’in desteğini almaya istekli olsa da Çin bu girişimleri desteklememektedir. BaşbakanModi, 2015 yılında Pekin’deki Tsinghua Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada şunları söyledi (66): “Hindistan’ın BM Güvenlik Konseyi’nekalıcı olarak üye olması ve Nükleer Tedarikçiler Grubu gibi ihracat kontrol rejimlerine üye olmasına yönelik Çin’in verdiği destek uluslararası işbirliğimizi güçlendirmekten de fazlasını yapacaktır. Bu destek ilişkimizi yeni bir seviyeye getirecektir. Asya’ya dünyada daha güçlü bir ses verecektir.”Bazıları, Çin’in daima Hindistan’ın bahse konu büyük uluslararası örgütlere girişini engellemeye çalıştığını iddia edebilir. Örneğin NicolaHorsburgh, Hindistan’ın nükleer bir güç olarak ortaya çıkmasının Asyalı tek nükleer güç olarak statüsünü korumaya çalışan Çin tarafından sık sık engellendiği fikrini ortaya atmaktadır (67). Bununla birlikte, Çin’in Hindistan’ın Büyük Güç kulüplerine girişine yönelik tutumunu, “sınırlama” ya da “engelleme” yerine “uzlaşmaya yönelik kararsız bir tutum” olarak nitelendirmek daha doğru olacaktır. Örneğin, Çin başlangıçta Hindistan’ı SCO’ya yeni üye olarak kabul etmekte tereddüt ettiyse de daha sonra gruba girişini memnuniyetle karşıladı ve destekledi (68).

 

Hindistan’ın BM Güvenlik Konseyi’ne girmesi ile ilgili olarak, Çin’in tutumuna yönelik en yetkili makamlardan yapılan açıklamalar, Başkan Xi’nin söylediği gibi, sürekli olarak olumlu ancak kesin değildir: “Çin, Güvenlik Konseyi de dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler’de daha büyük bir rol oynamaya istekli olan Hindistan’ı desteklemektedir” (69). Bunun gibi kesin olmayan bir açıklama birçok Hintli yetkili tarafından tatmin edici görülmeyebilir, ancak Çin liderlerininJaponya’nın BM Güvenlik Konseyi üyelik hedefi konusunda Pekin’in tutumunu tanımlamak için bu denli olumlu sözleri hiç kullanmadığını belirtmek gerekir. Bu anlamda, Çinli liderler Hindistan’ın Büyük Güç hedeflerine karşı genel olarak olumlu duygular dile getirmektedir. Fakat Çin’in daha ileri ve özel desteği, Çin-Hint ilişkisinin ve daha geniş anlamda BM Güvenlik Konseyi’nin reform çalışmalarının geliştirilmesine bağlı olabilir (70).

 

Hindistan ve Çin, küresel alandaki konumlarını yükseltmek istemekte olup bu tür bir politika oldukça rekabetçidir. Çoğu Çin-Hint rekabeti, konumsalemtialardan ziyade genelllikleklüp emtialarını içermesi nedeniyle sıfır toplamlı bir oyun değildir (71). Ancak statünün bazı mutlak manalarda kıt konumsal emtia olarak görülmesi halinde, statü yarışı sıfır toplamlı bir oyun haline gelecektir. Kulüp emtiaları açısından, bir devletin statü kazandığı gerçeği, başka bir devletin statüsünü tamamen kaybedeceği anlamına gelmemektedir. Bir kulüp, ‘üretim masrafları, üyelerin özellikleri ya da çıkarılabilir faydalarla nitelendirilen saf olmayan bir kamu yararı’ gibi hususların bir veya daha fazlasının paylaşımından karşılıklı menfaat sağlayan, gönüllülük esasına dayalı bir ortaklıktır (73). Kulüp emtialarından istifade edilmesi esnasındatıkanma veya sayıca fazla olunması gibi nedenlerlegenellikle rekabet oluşmaktadır. Sosyal hayatta, uluslararası siyasetteki gibi, elit grup üyeleri statü ve ayrıcalıklarını korumak için gruba ilave üyelikleri kısıtlayabilir (74).

 

Bu anlamda, kulüp emtiası olarak statü için rekabet oluşabilir. Bununla birlikte, mevcut üye devletlerin statülerinden bir şey eksiltmeyen ilave devletler kulübe katılırsa, bu sıfır toplamlı bir oyun değildir. Uluslararası siyasette yer alan güç kulüpleri, batılı sanayileşmiş ekonomi kulübü (G7) ve BM Güvenlik Konseyi’nin daimi beş üyesinden oluşan kulüplerdir.Statü politikasının hem sıfır toplamlı bir oyun olmadığını hem de rekabetçi olduğunu kabul edersek, Hindistan’ın daha fazla statü kazanmaya yönelik çabalarına yönelik Çin’in kısmi ve tereddüt içeren bir tutum sergilemesi sürpriz olmayacaktır. Çin’in bakış açısına göre, Hindistan ile direkt karşı karşıya gelmektense ‘duruma bağlı bir işbirliği’ daha fazla tercih edilmektedir.

 

Hindistan’ın bazı Büyük Güç kulüplerine girmesi, bu kulüplerin mevcut bir üyesi olarak Çin’in ayrıcalıklarını azaltabilir, ancak bu ayrıcalıkları ortadan kaldırmaz. Çin’in Hindistan’ın yükselişini sıfır toplamlı bir oyun olarak görmek için herhangi bir nedeni yoktur ve bu duruma yönelik kararsız tepkisi, esas statü rekabetinden ziyade önemli politik tartışmalara atfedilebilir. Karşılıklı kuşkuların sürmesi, Yeni Delhi ve Pekin’in kısa vadede gerçek bir stratejik ortaklık kurmasını güçleştirmektedir. Bununla birlikte, iki ülkenin yanlış anlamaları azaltmak ve karşılıklı güven düzeyini arttırmak için daha fazla işbirliği yapması ve daha fazla bilgi alışverişinde bulunması önemlidir.

 

Çin, Hindistan’ı bazı yönlerden hoş görmekte tereddüt ederken, bu kararsızlığı bir sınırlandırma stratejisi oluşturmaz. Çin’in kararsızlığının bir kısmı, kendi güvenlik ve menfaatleri konusundaki endişelerini yansıtmaktadır. Hindistan, Tibet meselesinde çok önemli bir oyuncudur ve Çin ile çözülmemiş sınır anlaşmazlıkları bulunmaktadır. Bu geleneksel konuların ötesinde, Pekin için ortaya çıkmakta olan bazı güvenlik endişeleri de bulunmaktadır. Örneğin, hem Çin hem de Hindistan kendi deniz kuvvetlerini genişletiyor ve iki ülke arasında daha fazla deniz rekabeti olabilir. Birçok Çinli elit, Hindistan’ın Büyük Güç olma arzusunu kabul ederken Hint Okyanusunda Çin varlığının dışlanmasını kabul etmiyor (75). Birkaç Çin analisti, Çin’in Güney Asya’da ve Hint Okyanusunda süregelen varlığına yönelik sergilenen Hint duyarlılığının derinlerde yatan nedenleri olduğuna inanmaktadır.

 

Başka bir deyişle, Çinli stratejistler Hindistan’ın Hint Okyanusundaki özel çıkarlarına ve rollerine karşı çıkmamakta, ancak Çin Deniz Kuvvetleri’nin Hint Okyanusu’ndaki deniz ticaret hatlarını koruma sorumluluğunu paylaşmaya hakkı olduğuna inanmaktalar (76). Hindistan, Büyük Güç olma hedefinin bir parçası olarak, ABD, Japonya ve birçok güneydoğu Asya ülkesiyle stratejik işbirliğini güçlendirmektedir. Bu faaliyetler, Hindistan’ın bölgede potansiyel bir “anti-Çin kulübü” kurma yönünde stratejik bir adım attığını gören Çin stratejistleri için korkuya neden olmaktadır. İronik olarak, bu endişe Çin stratejistlerinin gözünde Hindistan’ın görünürlüğünü ve profilini artırmaktadır.

 

Sonuç

 

İki yükselen Büyük Güç olarak Hindistan ve Çin, 21. yüzyılda uluslararası düzenin geleceğini şekillendirmeye büyük katkıda bulunacaktır. Çeşitli sebeplerden dolayı Batı, Hindistan’ın yükselişini büyük bir memnuniyetle karşıladı ise de, Çin’in yanıtı çok daha kararsız olmuştur. Çin yükselen bir Hindistan’ın önemli bir uluslararası izleyicisidir. İki ülke arasındaki düşmanca bir rekabetin, her ikisinin de ekonomik kalkınmasının sürdürülmesi yönündeki isteklerini rayından çıkaracağı kesindir. Çin ve Hindistan, böylesine trajik bir sonucun gerçekleşmesini önlemek için geçerli motivasyonlara sahiptir.

 

Yükselen bir güç ve dünyanın en büyük gelişmekte olan ülkelerinden biri olan Hindistan, küresel alanda arzu ettiği statü hakkında çelişkili sinyaller göndermektedir. Büyük Güç statüsüne ulaşmaya çalışırken, gelişmekte olan ülkelerle dayanışma içinde bulunmanın geleneksel bir versiyonunu koruduğunu iddia etmektedir. Gelişmekte olan diğer güçlerin stratejisine benzer bir şekilde, Hindistan’ın yükselen stratejisi dehem mevcut düzene uyum hem de bu düzene karşı gelme unsurlarını aynı anda içermektedir. BRICS ülkelerinin neredeyse tamamı, mevcut düzenden hem istifade ederek hem de bu düzene karşı memnuniyetsizlik göstererek, mevcut uluslararası düzene karşı benzer bir tavır sergilemektedir. Bu ülkeler tamamen yeni bir düzeni savunan revizyonistlerdenziyade, mevcut düzenin reformcularıdır.

 

Yükselen bir Hindistan arzu ettiğistatüyü elde etmek için çeşitli taktikler sergileyebilir. Bağımsızlığı kazanmasından bu yana ilk yıllardan itibaren, Hintlielitlersert askeri gücün uluslararası statü simgesi olarak rol oynamasını benimsememiş ve görmezden gelmiştir. Hindistan, büyük ve gelişmekte olan bir ülke olarak, şiddet içermeyen, hiç bir tarafa meyletmeyen ve barış içerisinde bir arada bulunmayı savunan ayırtedici statüsüyle gurur duymaktadır. Son zamanlarda, yumuşak gücün ayırtedici kaynaklarını vurgulamaya devam eden Hindistan sert güç yetenekleri geliştirerek Büyük Güç statüsü kazanma çabalarına hız vermiştir. Başta Başbakan Modi olmak üzere Hintli liderler, Büyük Güç diplomasisine coşku dolu bir şekilde sarılmaktadır. Hindistan bugün ABD ve Japonya ile güvenlik ve ekonomik işbirliğini güçlendirmek için aktif olarak çalışırken ve Çin ile olan ilişkilerini de sürdürmektedir. Bölgesel olarak, Hindistan her zaman Güney Asya’yı nüfuz alanı olarak görmüş ve burada egemen statü kurmaya çalışmıştır. Uluslararası olarak, Hindistan büyük uluslararası kuruluşlardaki nüfuzunu ve statüsünü arttırmaya çalışmaktadır.

 

Hindistan’ın önde gelen rakiplerinden ve ortaklarından biri olan Çin, Hindistan’ın yükselişine kısmiveya kararsız bir şekilde yaklaşmaktadır. Bu kararsız tutum hem Hindistan’ın karmaşık statü sinyallerinden hem de Çin’in kendi kimliği ve iç siyasi durumu ile şekillenmektedir. Çin liderleri geniş bir küresel bağlamda Çin-Hint işbirliğini geliştirmeye çalıştıklarından, gelişmekte olan ülke statüsüne yönelik Hindistan tarafından yayılan dayanışma sinyalleri Çinli elitler tarafından iyi bir şekilde karşılanmaktadır. Hindistan’ın diplomatik aktivizmi özellikle Çinli politika elitlerinin gözünde Hindistan’ın imajını yükseltmektedir. Hindistan’ın demokratik modeline tepkiler Hindistan’ın eylemleri ve politikalarından ziyade çoğunlukla Çin’in iç tartışmalarını yansıtmaktadır ve oldukça karışıktır.

Çin, Hindistan’ın Büyük Güç olma arzusunudestekleme konusunda çeşitli gerekçeler nedeniyleçekince göstermektedir. Bununla birlikte, Hindistan ve Çin arasındaki statü rekabeti her zaman sıfır toplamlı bir oyun değildir; çünkü bu statü genellikle ‘konumsal emtialar’ yerine ‘kulüp emtiaları’ ile ilgilidir. Başka bir deyişle, Hindistan’ın bazı Büyük Güç kulüplerine girmesi, mevcut üye olan Çin’in ayrıcalıklarını etkileyebilir, ancak üyeliğini ve bundan doğan haklarını ortadan kaldırmaz. Çin’in kararsızlığı, gerçek statü rekabetinden ziyade büyük ihtimal iki ülke arasındaki uzun vadeli güvensizlik ve sürmekte olan uyuşmazlıklardan kaynaklanmaktadır.

Onlarca yıldır Çin ve Hindistan birbirlerine kin ve şüpheyle baktılar. Güvensizlik ve rekabet halen var olup, iktidarın ve statünün asimetrik algıları, ilişkinin yörüngesini şekillendirmeye devam etmektedir. Çin ve Hindistan elitlerinin algıları arasındaki fark, ilişkinin geleceğini daha da belirsiz hale getirmektedir. Çin, Hindistan’ın endişelerini hafife alırken; Hindistan ise Çin’in oluşturduğu tehdidi abartabilir. Ancak genel bir eğilim olarak Çin, Hindistan’ın yükselişini olumlu bir gelişme olarak görmektedir. İki Asya devi, siyasi farklılıklarından ziyade ekonomik gelişme ve diplomatik işbirliğine daha fazla ağırlık verirlerse, Hindistan’ın yükselişi, iki gücünbirlikte çok kutuplu bir dünyanın ortaya çıkmasını şekillendirecek olması nedeniyle, Çin tarafından daha olumlu bir şekilde algılanacak ve kabul görecektir.

 

https://www.chathamhouse.org/sites/files/chathamhouse/publications/ia/INTA93_1_09_Pu.pdf