close
Genel

Nikola Tesla ve Albert Einstein

3

Albert Einstein’a, “hayatta olan en zeki insan” olmanın kendisini nasıl hissettirdiği sorulduğunda Einstein’ın yanıtı şu olmuştu:

 

“Bilmem ki, bunu Nikola Tesla’ya sormalısınız.”

 

Bazı uzmanlar, bu diyalogun doğruluğunu sorguluyorlar; keza Tesla, 1934’te, 79.yaşgününde Einstein’ın İzafiyet Teorisi’ni “cahil insanların onu bir kral gibi görmesi için mor renkte giysiler giyen bir dilenci gibidir” şeklinde tanımlamıştı.

 

Einstein ile alenen bir görüş ayrılığı olan Tesla’nın İzafiyet Teorisi’ne dair diğer ifadeleri ise şu şekilde:

 

 

“… Bir dizi hata ve yanıltıcı fikrin, geçmişteki yüce bilim insanlarının öğretilerine ve hatta sağduyuya şiddetle ters düşmesi. Bu teori, tüm hataları ve yanlış düşünceleri birleştirmekte ve onları insanları büyüleyen, hatalar karşısında körleştiren mükemmel bir matematiksel kisveyle örtbas etmektedir. Yandaşları; oldukça parlak kişilerdir, ancak bunlar bilim insanları olmak yerine meta-fizikçilerdir.”

 

“Bu zamana değin izafiyete ilişkin hiçbir önerme kanıtlanmamıştır.” (NYT, 7/11/1935, sf. 23).

 

Einstein hepimizden daha zekiydi. “Bilmem ki, bunu Nikola Tesla’ya sormalısınız” ifadesi, hem derin hem de ince bir zekayı yansıtan bir kanıttır.

 

Belki de tüm bunlar “akıllı” kelimesinin tanımına bağlı.

 

Einstein’a duyulan hizmet, tarihsel ve aleni olarak tam kapsamlı görünmektedir. Halkın zihnini, güç statükosunu kontrol edenler onu halkın zihnine yerleştirmişlerdir.

 

Tesla ise bunun tam tersidir. Bu konudaki kanıtlar ise oldukça baskındır. Bugün Nikola Tesla’yı herhangi bir şekilde anlayan birini bulmaya çalışın – ben bunu tam da dün yaptım. Spokane’s Northworn Mall’da insanlara basit bir soruyla yaklaştım:

 

“Tesla ismi sizin için ne ifade ediyor?”

 

Sadece elinde cep telefonu olmayan kişilerle etkileşim kurarak en sonunda elleri (ve kimbilir beyinleri?) engelsiz olan 66 kişi bulabildim. İki eğilim ortaya çıktı: Otuz yaş altındaki kişiler açısından, hiçbirisi “elektrikli araçlar, batarya ateşleme, otopilot çarpışmalar” şeklindeki güç statükosu söylemlerinden sapmadı.

 

Ancak “Nikola Tesla” yanıtını veren üç kişi bulabildim. Tümü de orta yaşlıydı.

 

Evet, yüzde beşi aslında insanlığın belki de en önemli kişisi olan Nikola Tesla’dan haberdardı.

 

Elbette bu küçük ve rastgele bir örneklem. Ancak güç statükosunun Nikola Tesla’yı halkın zihninden çıkarma yönündeki operasyonunun başarısı net bir şekilde görülüyor. Pink Floyd’un ölümsüz şarkısı “Beyin Hasarı”nda (Brain Damage) olduğu gibi…

 

Peki, Einstein dünyanın yaşayan en zeki kişisi ilan edilmesine rağmen güç statükosu ona niçin bu kadar saldırdı, onu yok saymaya çalıştı?

 

Tesla’nın güç statükosuyla anlaşmazlığını örneklendiren şeylerden biri, sık sık yinelediği şu sözdür:

 

“Bilim, insanoğlunun iyileşmesi gibi nihai bir hedefi olmadığı sürece kendi kendinin baştan çıkarılmasından ibarettir.”

 

Öte yandan, güç statükosu “tutuklanan insan gelişimi” sözüne takıntılıdır.

 

1981-1987 yılları arasında CIA direktörlüğü yapmış olan William Casey’nin şu sözünü anımsayalım:

 

“Amerikan halkının inandığı herşey fos çıktığı zaman bizim de dezenformasyon programımız tamamlanmış olacak.”

 

Elbette, güç statükosundan yola çıkarak, Casey’in hakikati ilan etmesindeki otantikliğe ilişkin bir söylem söz konusudur. Ancak, günümüzde karşılaştığımız tüm gerçeklikler / kanıtlar, Casey’in borazanla duyurduklarını teyit eder niteliktedir.

 

Belki de Einstein’ın imzaladığı mektup, güç statükosunun işiteceği şeyi nitelendirmektedir:

 

Albert Einstein

Old Grove Rd.

Nassau Point

 

Peconic, Long Island

 

2 Ağustos 1939

 

F.D. Roosevelt,

ABD Başkanı

Beyaz Saray

Washington, D.C.

 

Sayın Başkan,

 

  1. Fermi ve L. Szilard’ın kısa süre önce yaptığı ve bana da el yazısı şeklinde ulaştırılan bazı çalışmalar, uranyum elementinin yakın gelecekte yeni ve önemli bir enerji kaynağına dönüştürülebileceği yönde bir beklenti geliştirmeme yol açtı. Durumun ortaya çıkan bazı boyutlarına dikkat etmek ve gerekirse ABD yönetimi tarafından hızlı bir şekilde eyleme geçmek gerekiyor. Dolayısıyla, aşağıdaki gerçekleri ve tavsiyeleri dikkatinize sunmanın benim görevim olduğuna inanıyorum:

 

Son dört aydır – Fransa’da Joliot, Amerika’da ise Fermi ve Szilard’ın çalışmaları yoluyla- geniş bir uranyum kütlesi içinde nükleer bir zincir reaksiyon başlatmanın mümkün olabileceği görüldü. Böylelikle, yeni radyum-benzeri unsurların büyük miktarlarda ve devasa güç düzeylerinde üretilebilecektir. Şu anda neredeyse kesin bir şekilde görülüyor ki yakın gelecekte buna erişmek mümkün.

 

Bu fenomen aynı zamanda bombaların inşaatına yol açacak ve her ne kadar çok fazla kesinlik taşımasa da aşırı güçlü ve yeni tür bombalar inşa edilebilecek. Bu türdeki tek bir bomba – tekneyle taşınıyor ve bir limanda patlatılıyor- bazı çevre topraklarla birlikte tüm limanı yok edebilir. Bununla birlikte, bu tür bombalar, hava yoluyla taşımak için aşırı ağır olabilir.

 

ABD’nin elinde mütevazi miktarlarda ve oldukça az miktarda uranyum cevheri bulunmaktadır. Bu, Kanada ve eski Çekoslovakya’da bulunan bazı iyi cevherlerdir ve uranyumun en önemli kaynağı, Belçika sömürgesi Kongo’dur.

 

Bu durum karşısında, Yönetim ile Amerika’da zincir reaksiyonlar üzerinde çalışan bir grup fizikçi arasında kurulan bazı daimi temasların arzu edilir bir durum olduğunu düşünebilirsiniz. Bunu gerçekleştirmenin olası yollarından biri; bu görevi, sizin güveninizi kazanmış ve belki de bunu resmi olmayan bir şekilde yürütecek birine vermektir. Söz konusu görev, aşağıdaki unsurlardan oluşabilir:

 

  1. a) hükümetin birimlerine yaklaşmak, onları yeni gelişmelerden haberdar etmek, hükümetin eylemi içn tavsiyelerde bulunmak, ABD açısından uranyum cevheri tedarikinin güvence altına alınması sorununa özel dikkat göstermek;

 

  1. b) halihazırda ünivesite laboratuvarlarının bütçe sınırları dahilinde gerçekleştirilen deneysel çalışmaları hızlandırmak; fonlara ihtiyaç olduğunda fon sağlamak; bu hedef doğrultusunda katkı sağlamaya hazır olan özel şahıslarla temas kurmak ve belki de gerekli ekipmanlara sahip olan endüstriyel laboratuvarlarla işbirliğini temin etmek.

 

Almanya’nın, devraldığı Çekoslovakya madenlerinden uranyum satışını durdurmasını anlıyorum. Bu denli erken bir eyleme geçmesi belki de Alman Dışişleri Müsteşarı von Weizsäcker’ın oğlunun Berlin Kayser-Wilhelm-Enstitüsü’ne bağlı olması ve burada Amerika’nın uranyum konusundaki bazı çalışmalarının yinelenmesidir.

 

Saygılarımla,

Albert Einstein

 

Einstein’ın kendisi de, daha sonraları bu tür kamu açıklamalarıyla kamusal statükonun bir kısmını yitirmiş olmalı:

 

“Üçüncü dünya savaşında hangi silahlar kullanılacak bilmiyorum, ama dördüncüsü taşve sopa ile yapılacak.”

 

Ve:

 

“Nükleer güç, su kaynatmanın cehennemi bir yoludur.”

 

Tesla’nın kamusal statüko tarafından yok edilmesine dair hoş bir sözü de şu şekildedir:

 

“Bazı dar fikirli ve kıskanç kişilere, benim çabalarımı baltalama zevki tattırmaya niyetli değilim. Bu kişiler bence çirkin bir hastalığın mikropları olmaktan öteye geçmiyorlar.”