close
Genel

Trump-Putin Toplantısının Petrol Bağlamı

2

ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya lideri Vladimir Putin’in Helsinki’deki toplantıları sırasında değindikleri bir çatışma konuları listesi ve bir takım başka meseleler söz konusu olup, bunlardan herhangi birinde ilerleme kaydedilmesi yavaş olacağa benziyor. Putin’in kamuya açık oturumda yaptığı tespitlerde petrol manşetlerde yer alıyordu. Spesifik olarak Putin, ABD Başkanı’na uluslararası medyanın gözü önünde şöyle bir uyarıda bulundu: “Hiçbirimiz, petrol fiyatlarının dikine düşmesiyle ilgilenmiyoruz ve tüketiciler de bundan zarar görecektir.” Putin ayrıca petrolün beklendiği gibi bir işbirliği alanı olduğunu yüksek sesle duyurdu. Ancak, ABD’li yetkililerin önümüzdeki haftalarda ve aylarda, petrol ve doğalgazın komplike jeopolitiğinde “destek” için Rusya’ya başvurmak konusunda temkinli olması için iyi sebepler var. Diğer birçok çatışma ve meselede olduğu gibi, Putin, tek başına sağlayamayacağı malları dört bir yana vaat ediyor. ABD, Rusya’nın ABD çıkarlarına nasıl hizmet edebileceği konusunda uzun uzadıya ve kapsamlı bir şekilde düşünmesi gerekiyor. Bence; ikili diyalog, silahların kontrolü ve kazara doğrudan çatışmaların yaşanmasını önlemek adına ABD ve Rusya’nın üst düzey asker kadrosu arasında ikili iletişim hatlarının iyileştirilmesi ve silah kontrolü gibi daha erişilebilir önceliklere sadık kalmalıdır. Rusya’nın ABD’nin iç hedeflerine karşı gerçekleştirebileceği ulusal güvenlik ve siber tehditler karşısındaki kırılganlığının tek taraflı olarak azaltılması, bir üst öncelik olarak kalmalıdır; ancak petrol belki de ikincil bir konu olabilir.

 

Hakikat şu ki, Rusya, kuşatma altındaki ulusal petrol sektörlerine desteğini sunmaya yönelik bir politika tasarladı. Bu kapsamda, ABD’nin yaptırımlarına hedef olan sektörler de söz konusu. Bu politika, Rus petrol şirketlerini bilançolarını engelleyecek olan her türlü olumsuz sonuca maruz bıraktı ve Rusya’nın küresel petrol piyasasında dengeleyici bir rol oynamasını daha zorlaştırdı. ABD’nin, Rusya’nın Venezüella ve İran gibi farklı ve sorunlu petrol sektörlerine doğrudan müdahalesine karşı Amerika ile herhangi bir petrol “işbirliği” vaadini düşünüp taşınması gerekiyor.

 

Helsinki zirvesine giden süreçte, İran’ın uluslararası ilişkiler kıdemli danışmanı Ali Akbar Velayati, geçtiğimiz hafta Putin’le görüştü ve 50 milyar dolarlık petrol ve doğal gaz sektörü yatırımı konusunda uzlaştılar. Rus devleti Rosneft ve Gazprom, İran petrol bakanlığı ile üretime dönük yatırımlar konusunda görüşmeler içerisinde. Bu yıl başında Rusya’nın Zarubezhneft şirketi, İran Ulusal Petrol Şirketi NIOC ile Aban ve Batı Paydar petrol sahalarının yenilenmesi amacıyla bir petrol sahası geliştirme anlaşması imzaladı. İran, yüzünü Moskova’ya çevirmenin petrol ve doğal gaz sektörünü Arap ayrılıkçıların saldırısından korumakla kalmayıp aynı zamanda İsrail ve ABD’ye karşı da koruyacağına inanabilir. Ancak bunun tam tersi de gerçekleşebilir. Eğer vekalet savaşları kızışırsa Rus şirketleri kazara yaylım ateşi içinde kalabilir.

 

Aslında hem Tahran hem de Moskova, İran’ın yerli petrol ve doğal gaz sektöründeki işbirliklerinin derinleşmesinden zarar edebilirler. İran, Türkmenistan’ın başına gelenleri göz önünde bulundurmak isteyebilir; keza Türkmenistan’ın enerji ihracatları, Rusya’nın ucuz yerli fiyatları üzerinden zorla Rusya’ya yönlendirilmişti ve böylelikle Rus şirketleri, kendi gazlarının çok daha büyük kısmını Avrupalı alıcılara ihraç edebilmişlerdi. Bu, birçok Orta Asya ülkesinin çıkar çatışması ve koşulların çok daha az zahmet gerektirdiği enerji ve elektrik desteği için Çin’e yönelmesinin sebeplerinden biridir. Rusya kendi açısından Rus petrol işçilerinin hem İran hem de Irak içerisinde –hükümetler arası üst düzey etkileşimlerin genel gidişatından bağımsız olarak- spontane yerel protestolar ve saldırılar karşısında kırılgan bir pozisyonda olacağını fark edebilir.

 

Son örnek Irak’tır. Burada öfkeli yerel protestocular bu hafta bir dizi hedefe saldırdılar; ancak Rus firması Lukoil’ın çalıştırdığı bir petrol sahasını tehdit etmek üzere bir araya geldiler. Şu ana kadar petrol tedarikinde büyük bir kesintiyle sonuçlanmamış olan bu olay, şayet Moskova Tahran’ın bölgesel çıkarlarına dair herhangi bir kırmızı çizgiyi aşarsa, İran’ın Moskova’yı sahada cezalandıracak araçlara sahip olduğunu ve bunu sadece Suriye’de değil Irak’ta da sahadaki vekil güçleri üzerinden yapabileceğini anımsatmaktadır.

 

Şayet ABD İran’ın petrolünü ihraç edemeyen “tek” ülke olacağını düşünüyorsa, İran, ABD’nin yanıldığı doğrultusunda tehditlerde bulundu. Birçok analist, bu tehdidi Suudi Arabistan’ı kast ettiğini düşündüler; keza Suudi Arabistan da İran ile birçok noktada vekil savaşlarına katıldı ve petrol endüstrisi siber, dron ve sabotaj saldırılarına konu oldu. Ancak İran aynı zamanda –eğer Tahran kendisini aldatılmış hissederse-  İran’ın vekil güçlerinin Rusya’nın (ve Suudi Arabistan’ın) başına iş açabileceğinin Putin tarafından bilmesini sağlamak istiyor. Moskova, İran ile “ortaklığının” hem lehte hem aleyhte olduğunu fark edebilir. Bu da, bir dizi kritik meselede –Suriye’de süregiden operasyonlardan, Suudi Arabistan ile petrol piyasası yönetiminde kıdemli bir ortak olarak kalma arzusuna dek- kendisinin hareket özgürlüğünü sınırlayacaktır. ABD’nin bakış açısına göre, bu, Rusya’nın etkin bir ortak olabileceği doğrultusunda ABD ve İsrail’in umutları açısından oldukça elzemdir. Rusya’nın Suriye’nin sınır bölgeleri veya petrol piyasalarına yardımcı olma doğrultusundaki herhangi bir vaadi, İran’ın ters tepkisine maruz kalabilir; dolayısıyla güvenilmezdir. Bir diğer ifadeyle, ABD’li politika yapıcılar, Orta Doğu’daki çatışma çözümünde Moskova ile işbirliğinin değerini abartabilir.

 

Rus petrol şirketleri açısından, Irak, Venezüella, Libya ve İran gibi bölgelerdeki özel operasyonlar, oldukça zor operasyon ortamlarını beraberinde getiriyor. Yerel çatışmalar petrol üretimini sekteye uğratıyor; Lukoil ve Rosneft gibi Rus şirketlerine devasa sermaye masrafları ve insan gücünü geri ödemesi beklenen ayni ödemeleri (örneğin petrol ihracatları) sınırlandırıyor. Bu ücra noktalardaki petrol ve doğal gaz sahalarına harcanan para; Rusya’nın kendi yerli petrol ve doğal gaz sahalarında istikrarlı ve muhtemelen daha güvenilir karlar elde etmek için mümkün olmayan bir sermayedir ve eğer hükümetler bu sorunlu bölgelerden herhangi birinde değişirse Rus firmalarının takas-tarzı anlaşmalara bağlı kalıp kalmayacaklarını zaman gösterecek.

 

Her şey söylenip yapıldığında, Vladimir Putin’in yaptığı petrol anlaşmasının başarılı olup olmayacağını tarih gösterecek. Avrupa’nın göz kamaştırıcı parıltısı karşısında, Rusya’nın Ukrayna’ya 2006 yılında yaptığı doğal gaz tedarikindeki ani kesinti, güney Avrupa ve Polonya’da birçok büyük sıvılaştırılmış doğal gaz alan terminallerin tesisine bir teşvik vermek suretiyle yanlış bir adım olmakla kalmayacak, aynı zamanda kıtada yenilenebilir enerjiye yönelik büyük bir itici güç de sağlayacak. Rusya’nın sorunlu devletlere yönelik olarak halihazırda atığı adımlar, ters tepip kendi petrol ve doğal gaz endüstrisini vurabilir; keza söz konusu endüstri yüksek borçluluk, gelecekte finansmana sınırlı erişim ve ABD’nin ilave yaptırım tehdidinde bulunması karşısında mücadele veriyor.